english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
Tom, Mary, John and I often play cards on Monday.
Tom, Mary, John ve ben sık sık pazartesi günü kart oynarız.
en-tr
Tom got depressed after Mary left him.
Tom, Mary onu terk ettikten sonra bunalıma girdi.
en-tr
I have a difficult decision to make.
Verecek zor bir kararım var.
en-tr
This is the town where Tom and I were born.
Bu, Tom'un ve benim doğduğum kasaba.
en-tr
Tom is in his dressing room.
Tom soyunma odasında.
en-tr
Tom is one of the students I'm teaching French to this year.
Tom, bu sene Fransızca öğrettiğim öğrencilerden biri.
en-tr
I got in my car and closed the door.
Arabama bindim ve kapıyı kapattım.
en-tr
Tom isn't prepared, but Mary is.
Tom hazırlıklı değil ama Mary hazır.
en-tr
Tom recorded his conversation with Mary and sent it to John.
Tom Mary'yle olan konuşmasını kaydetti ve John'a gönderdi.
en-tr
Please pay attention to what Tom is saying.
Lütfen Tom'un söylediklerine dikkat edin.
en-tr
Isn't that Tom's son?
O Tom'un oğlu değil mi?
en-tr
I don't want to continue doing this.
Bunu yapmaya devam etmek istemiyorum.
en-tr
I don't think you'll be able to win.
Kazanabileceğini sanmıyorum.
en-tr
Luckily, Tom wasn't killed in the accident.
Neyse ki Tom kazada ölmedi.
en-tr
Tom killed the tiger, didn't he?
Tom kaplanı öldürdü, değil mi?
en-tr
Tom always asks when you'll be here.
Tom her zaman ne zaman burada olacağını sorar.
en-tr
I don't like watching horror movies.
Korku filmi seyretmeyi sevmiyorum.
en-tr
I don't like swimming in this river.
Bu nehirde yüzmeyi sevmiyorum.
en-tr
Tom always carries a Bible with him.
Tom her zaman yanında bir Kutsal Kitap taşır.
en-tr
If you think Tom is Canadian, you're wrong.
Tom'un Kanadalı olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.
en-tr
I don't go to the office on Mondays.
Pazartesi günleri ofise gitmem.
en-tr
I don't go out by myself after dark.
Karanlıktan sonra tek başıma dışarı çıkmam.
en-tr
I can't even imagine what Tom would do if that ever happened.
Bu olsaydı, Tom'un ne yapacağını hayal bile edemiyorum.
en-tr
I don't expect to get there on time.
Oraya vaktinde ulaşabileceğimi sanmıyorum.
en-tr
Tom and I are going dancing tonight.
Tom'la ben bu gece dans etmeye gidiyoruz.
en-tr
I've decided to tell Tom what I want to do.
Tom'a ne yapmak istediğimi söylemeye karar verdim.
en-tr
Tom loved Mary's sense of humor.
Tom, Mary'nin espri anlayışına bayılıyordu.
en-tr
I can't even afford to buy a pencil.
Kalem alacak param bile yok.
en-tr
I'm the one who told Tom your phone number.
Tom'a telefon numaranızı söyleyen benim.
en-tr
Tom and I aren't doing that anymore.
Tom ve ben artık bunu yapmıyoruz.
en-tr
I almost went to Boston last summer.
Geçen yaz neredeyse Boston'a gittim.
en-tr
Tom only has three white shirts.
Tom'un sadece üç beyaz gömleği var.
en-tr
I almost married Tom.
Neredeyse Tom ile evlendim.
en-tr
I almost never use my phone anymore.
Neredeyse artık telefonumu hiç kullanmıyorum.
en-tr
Tom is back, but Mary isn't.
Tom döndü ama Mary dönmedi.
en-tr
I have a pretty good idea who Tom plans to take to the dance.
Tom'un kimi dansa götürmeyi planladığı konusunda oldukça iyi bir fikrim var.
en-tr
Tom and his friends went skiing today.
Tom ve arkadaşları bugün kayak yapmaya gittiler.
en-tr
I almost never do that before lunch.
Neredeyse bunu öğle yemeğinden önce hiç yapmam.
en-tr
I'm the one who told Tom who to give it to.
Bunu kime vereceğini Tom'a söyleyen kişi benim.
en-tr
Tom and I aren't going to help Mary.
Tom ve ben Mary'ye yardım etmeyeceğiz.
en-tr
I admitted I didn't want to do that.
Bunu yapmak istemediğimi itiraf ettim.
en-tr
Tom played basketball yesterday.
Tom dün basketbol oynadı.
en-tr
Are these dogs Tom's?
Bu köpekler Tom'un mu?
en-tr
You're not yet old enough to drink.
Henüz içecek kadar yaşlı değilsin.
en-tr
Tom and Mary played chess for a while.
Tom ve Mary bir süre satranç oynadı.
en-tr
Why do so many people visit Boston?
Neden bu kadar çok sayıda insan Boston'u ziyaret ediyor?
en-tr
Which book is Tom's?
Котра з книжок належить Тому?
en-uk
Which is larger, Boston or Chicago?
Hangisi daha büyük, Boston mu yoksa Chicago mu?
en-tr
Tom is a very impatient guy.
Tom çok sabırsız bir adamdır.
en-tr
Where did you learn to play tennis?
Tenis oynamayı nerede öğrendin?
en-tr
I don't believe Tom really wants to do that today.
Tom'un bugün gerçekten bunu yapmak istediğine inanmıyorum.
en-tr
We'll be getting married next year.
Gelecek yıl evleneceğiz.
en-tr
Tom and I were late for the meeting.
Tom ve ben toplantıya geç kaldık.
en-tr
We had a dog when I was growing up.
Ben küçükken bir köpeğimiz vardı.
en-tr
Tom said he felt a little dazed.
Tom biraz sersemlemiş hissettiğini söyledi.
en-tr
We got up early to see the sunrise.
Gündoğumu görmek için erken kalktık.
en-tr
Tom is a strange individual.
Tom tuhaf bir kişidir.
en-tr
The traffic was heavy so Tom and I were late for the meeting.
Trafik yoğundu, bu yüzden Tom ve ben toplantıya geç kaldık.
en-tr
We don't have to decide right away.
Hemen karar vermek zorunda değiliz.
en-tr
I don't think Tom is saying what he really thinks.
Tom'un gerçekten ne düşündüğünü söylediğini sanmıyorum.
en-tr
Tom and Mary had different priorities.
Tom ve Mary'nin farklı öncelikleri vardı.
en-tr
I'm not sure when Tom got back from Boston.
Tom'un ne zaman Boston'tan döndüğünden emin değilim.
en-tr
We ate lunch at a small restaurant.
Öğle yemeğini küçük bir restoranda yedik.
en-tr
Tom said he felt a little dizzy.
Tom biraz başı döndüğünü hissettiğini söyledi.
en-tr
Tom, come over here.
Tom, buraya gel.
en-tr
Tom and I are the only ones who don't really want to be here.
Tom ve ben gerçekten burada olmak istemeyen tek kişileriz.
en-tr
My neighbors and I don't get along.
Komşularım ve ben geçinemiyoruz.
en-tr
Tom and Mary explored Boston together.
Tom ve Mary birlikte Boston'u araştırdılar.
en-tr
Many famous artists live in Boston.
Boston'da birçok ünlü sanatçı yaşıyor.
en-tr
I'm going to help Tom do that after supper.
Akşam yemeğinden sonra Tom'un bunu yapmasına yardım edeceğim.
en-tr
Let's sit at that table over there.
Şuradaki masaya oturalım.
en-tr
Tom is a pretty good dancer.
Tom oldukça iyi bir dansçı.
en-tr
Tom and Mary talked for three hours.
Tom ve Mary üç saat boyunca konuştular.
en-tr
Tom was watching me.
Tom beni izliyordu.
en-tr
Tom hid behind the curtains.
Tom perdelerin arkasına saklandı.
en-tr
Tom took this video.
Tom bu videoyu aldı.
en-tr
I'm not really prepared to do that.
Bunu yapmaya gerçekten hazırlıklı değilim.
en-tr
Tom has read a lot of books.
Tom çok kitap okudu.
en-tr
Tom has hired a good lawyer.
Tom iyi bir avukat tuttu.
en-tr
This time Tom and I are really scared.
Bu sefer Tom ve ben gerçekten korktuk.
en-tr
I'll likely get dirty if I do that.
Bunu yaparsam büyük ihtimalle üstüm başım kirlenir.
en-tr
Tom clearly doesn't want to be here.
Tom açıkça burada olmak istemiyor.
en-tr
Tom has a very heavy accent.
Tom'un okulunda 3.000 öğrenci var.
en-tr
Tom stayed in Boston all summer.
Tom bütün yaz Boston'da kaldı.
en-tr
Tom reread the poem.
Tom şiiri yeniden okudu.
en-tr
I want to get a tattoo on my chest.
Göğsüme bir dövme yaptırmak istiyorum.
en-tr
I sometimes do that in the evening.
Bazen bunu akşamları yaparım.
en-tr
Please wait until Tom and I are ready.
Tom ve ben hazır olana kadar bekle lütfen.
en-tr
Tom got drowsy after supper.
Tom akşam yemeğinden sonra mayıştı.
en-tr
If you think Tom is still in Boston, you're wrong.
Якщо ти думаєш, що Том ще в Бостоні, ти помиляєшся.
en-uk
I have a good reason for not going.
Gitmemek için iyi bir nedenim var.
en-tr
I have no idea what kind of car Tom drives.
Tom'un, ne tür bir araba kullandığına dair hiçbir fikrim yok.
en-tr
Tom drove Mary to the grocery store.
Tom Mary'yi markete götürdü.
en-tr
I had a job interview this morning.
Bu sabah bir iş görüşmem vardı.
en-tr
It was dark and I couldn't see what Tom was doing.
Karanlıktı, Tom'un ne yaptığını göremedim.
en-tr
Let's ask Tom if he'd like to do that.
Tom'a bunu yapmak isteyip istemediğini soralım.
en-tr
I got rid of a lot of my old books.
Eski kitaplarımın çoğundan kurtuldum.
en-tr
I don't want to work in a hospital.
Hastanede çalışmak istemiyorum.
en-tr
I don't want to discuss that topic.
Bu konuyu tartışmak istemiyorum.
en-tr
I got tired of working with Tom, so I quit.
Tom'la çalışmaktan bıktım, bu yüzden ayrıldım.
en-tr