english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
Tom was boring, but Mary wasn't.
Tom can sıkıcıydı, ancak Mary değildi.
en-tr
Tom kept teasing me.
Tom benimle alay etmeye devam etti.
en-tr
I don't usually do that on Mondays.
Я зазвичай не займаюся цим по понеділках.
en-uk
Tom just needs help.
Tom'un sadece yardıma ihtiyacı var.
en-tr
Tom didn't light the candle.
Tom mumu yakmadı.
en-tr
I don't swim as often as I used to.
Eskisi kadar yüzmüyorum.
en-tr
I told Tom he shouldn't believe everything he read on the Web.
Tom'a internette okuduğu her şeye inanmaması gerektiğini söyledim.
en-tr
Tom has never been sick in his life.
Tom hayatında hiç hastalanmadı.
en-tr
I don't like Indian food very much.
Hint mutfağından pek hoşlanmam.
en-tr
Tom has really lost a lot of weight.
Tom gerçekten çok kilo verdi.
en-tr
I don't think we should ask Tom to do that.
Tom'dan o işi yapmasını istememiz gerektiğini düşünmüyorum.
en-tr
I don't know how to surf very well.
Sörf yapmayı çok iyi bilmiyorum.
en-tr
Tom is a better driver than Mary is.
Tom, Mary'den daha iyi bir sürücüdür.
en-tr
I don't think Tom was married at that time.
Tom'un o zaman evli olduğunu sanmıyorum.
en-tr
I closed my eyes and shook my head.
Gözlerimi kapattım ve başımı salladım.
en-tr
I can't picture myself as the boss.
Kendimi patron olarak göremiyorum.
en-tr
Tom is a big talker.
Tom çok çenebaz biri.
en-tr
Tom asked us to forgive him.
Tom onu affetmemizi istedi.
en-tr
Tom asked if I liked Boston.
Tom Boston'u sevip sevmediğimi sordu.
en-tr
I should've agreed to let Tom do that.
Tom'un bunu yapmasına izin vermeyi kabul etmeliydim.
en-tr
I don't mind helping Tom from time to time.
Zaman zaman Tom'a yardım etmeye itirazım yok.
en-tr
We don't have to decide right now.
Şu anda karar vermek zorunda değiliz.
en-tr
Tom wasn't amused, but Mary was.
Tom eğlenmedi, ama Mary eğlendi.
en-tr
Tom got very groggy.
Tom çok halsizleşti.
en-tr
Tom is likely to do that eventually.
Tom muhtemelen sonunda bunu yapacak.
en-tr
Tom got very famous.
Tom çok meşhur oldu.
en-tr
Tom got quite upset.
Tom çok üzüldü.
en-tr
I finally got a chance to talk to Tom.
Sonunda Tom'la konuşma şansını yakaladım.
en-tr
That coat looks good on Tom.
Bu kaban Tom'da güzel duruyor.
en-tr
I'm better at doing that than you.
Bunu yapmada senden daha iyiyim.
en-tr
Tom is the only person we can trust.
Том єдина особа, кому ми можемо довіряти.
en-uk
I'll wait for you at the bus stop.
Seni otobüs durağında bekleyeceğim.
en-tr
Tom is the richest man in this town.
Tom bu şehirdeki en zengin adam.
en-tr
Tom is the rudest man I've ever met.
Tom şimdiye kadar tanıdığım en kaba insandır.
en-tr
I'll be here for three more weeks.
Üç hafta daha burada olacağım.
en-tr
Tom wasn't silent, but Mary was.
Tom sessiz değildi, fakat Mary sessizdi.
en-tr
Tom called Mary fat.
Tom Mary'ye şişko dedi.
en-tr
I'll be back in about three hours.
Yaklaşık üç saat sonra döneceğim.
en-tr
Since Tom can't drive me, I'm going to take a bus to the airport.
Tom beni götüremediği için havaalanına giden bir otobüse bineceğim.
en-tr
I wouldn't have done such a thing.
Böyle bir şey yapmazdım.
en-tr
Tom is a lot smarter than most people think he is.
Tom çoğu insanın onun olduğunu düşündüğünden çok daha akıllıdır.
en-tr
I don't think Tom will do that for us.
Tom'un bunu bizim için yapacağını sanmıyorum.
en-tr
I won't be able do that by myself.
Bunu tek başıma yapamayacağım.
en-tr
I didn't think Tom would be home on Monday.
Tom'un Pazartesi günü evde olacağını sanmıyordum.
en-tr
I was supposed to do that tonight.
Bunu bu gece yapmam gerekiyordu.
en-tr
Tom wasn't sleepy, but Mary was.
Tom uykulu değildi, ama Mary uykulu idi.
en-tr
Tom braided my hair.
Tom saçımı ördü.
en-tr
I was in my thirties at that time.
O zamanlar otuzlu yaşlardaydım.
en-tr
Luckily, Tom wasn't injured.
Allah'tan, Tom yaralı değildi.
en-tr
The police searched all the lockers at Tom's high school today.
Polis bugün Tom'un lisedeki tüm dolaplarını aradı.
en-tr
Tom is playing on the jungle gym with his friends.
Tom, ormanda tırmanma merdiveninde arkadaşlarıyla oynuyor.
en-tr
I don't think Tom will do that for me.
Я не думаю, що Том зробить це для мене.
en-uk
I think we should stop doing this.
Sanırım bunu yapmayı bırakmalıyız.
en-tr
Tom is upstairs in his room, crying.
Tom üst katta odasında ağlıyordu.
en-tr
Tom wasn't strict, but Mary was.
Tom otoriter değildi ama Mary otoriterdi.
en-tr
Tom became very mad.
Tom çok sinirlendi.
en-tr
I might get arrested if I do that.
Eğer bunu yaparsam tutuklanabilirim.
en-tr
Let's sit with Tom and Mary.
Tom ve Mary ile oturalım.
en-tr
The reason Tom and I are here is because we were asked to come.
Tom ve benim burada olmamızın nedeni, gelmemizin istenmesidir.
en-tr
I hope I never fall in love again.
Umarım bir daha asla aşık olmam.
en-tr
Tom is sitting between his brother and his sister.
Tom erkek kardeşi ve kız kardeşi arasında oturuyor.
en-tr
I don't think Tom was being sarcastic.
Tom'un alaycı davrandığını sanmıyorum.
en-tr
I have no idea what I ought to do.
Ne yapmam gerektiğine dair hiçbir fikrim yok.
en-tr
I advised Tom to take my umbrella with him.
Tom'a şemsiyemi yanında götürmesini tavsiye ettim.
en-tr
Tom is used to doing that with Mary.
Tom bunu Mary ile yapmaya alışkındır.
en-tr
Tom will have to do that for me.
Tom bunu benim için yapmak zorunda kalacak.
en-tr
Tom became a lawyer.
Tom bir avukat oldu.
en-tr
I have an idea how we can do that.
Bunu nasıl yapabileceğimiz hakkında bir fikrim var.
en-tr
Is that car Tom's and yours?
Bu araba Tom'un mu yoksa senin mi?
en-tr
Tom and I are glad we're not the only ones who have to do that.
Tom ve ben bunu yapmak zorunda kalan tek kişiler biz olmadığımız için mutluyuz.
en-tr
I have a piano lesson once a week.
Haftada bir kez piyano dersi alırım.
en-tr
Tom is usually at home on Mondays, but Mary isn't.
Tom genellikle pazartesi günleri evdedir, ancak Mary değildir.
en-tr
I don't think Tom is as smart as Mary.
Я не думаю, що Том такий розумний, як Мері.
en-uk
I advised Tom to not leave his door opened.
Tom'a kapısını açık bırakmamasını tavsiye ettim.
en-tr
I have a baseball card collection.
Bir beyzbol kartı koleksiyonum var.
en-tr
Tom will likely change his mind.
Tom muhtemelen zihnini değiştirecektir.
en-tr
Tom bandaged my leg.
Tom bacağımı sardı.
en-tr
I had my appendix removed in 2013.
2013'te apandisitimi aldırdım.
en-tr
I've got a question for Tom.
Tom için bir sorum var.
en-tr
Tom and I don't like being the ones who always have to do that.
Tom ve ben bunu her zaman yapmak zorunda olan kişiler olmayı sevmiyoruz.
en-tr
I don't think Tom is ambitious enough.
Tom'un yeterince hırslı olduğunu sanmıyorum.
en-tr
I had an operation on my left leg.
Sol bacağımdan ameliyat oldum.
en-tr
Tom is wearing a white cotton shirt.
Tom beyaz bir pamuklu gömlek giyiyor.
en-tr
I had a difficult time doing that.
Bunu yaparken zorluk çekmiştim.
en-tr
Tom's mother didn't believe him.
Annesi Tom'a inanmadı.
en-tr
I got home pretty late last night.
Dün gece eve çok geç geldim.
en-tr
We know that Tom is a brave man.
Tom'un cesur bir adam olduğunu biliyoruz.
en-tr
I got back from Boston last night.
Boston'dan dün gece döndüm.
en-tr
When did Tom return from Boston?
Tom Boston'dan ne zaman döndü?
en-tr
I'd never seen Tom so angry.
Tom'u hiç bu kadar sinirli görmemiştim.
en-tr
Did Tom eat the rest of the soup?
Tom çorbanın geri kalanını yedi mi?
en-tr
I don't want to ever leave Boston.
Boston'dan ayrılmayı hiç istemiyorum.
en-tr
I don't want to discuss this here.
Bunu burada tartışmak istemiyorum.
en-tr
Do Tom and I have to leave today?
Tom ve ben bugün ayrılmak zorunda mıyız?
en-tr
I can't remember the last time Tom and I went swimming together.
Tom ve ben son kez ne zaman birlikte yüzmeye gittiğimizi hatırlayamıyorum.
en-tr
Tom told us that he thought it would rain all day.
Tom bize bütün gün yağmur yağacağını düşündüğünü söyledi.
en-tr
I don't mind helping Tom occasionally.
Tom'a ara sıra yardım etmeyi kafama takmam.
en-tr
You don't seem to be as nervous as Tom is.
Sen Tom kadar sinirli görünmüyorsun.
en-tr
Tom isn't manipulative, but Mary is.
Tom çıkarcı değil ama Mary çıkarcı.
en-tr
I don't stand a chance of winning.
Kazanma şansım yok.
en-tr