english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
You don't look very relaxed. | Çok rahatlamış görünmüyorsun. | en-tr |
Have Tom and I done enough? | Tom ve ben yeterince sorun çıkarmadık mı? | en-tr |
You don't look very healthy. | Çok sağlıklı görünmüyorsun. | en-tr |
You don't have to leave yet. | Henüz gitmek zorunda değilsin. | en-tr |
You can't have a cookie now. | Artık kurabiye yiyemezsin. | en-tr |
You can have another cookie. | Bir tane daha kurabiye yiyebilirsin. | en-tr |
What time will you get home? | Eve ne zaman gideceksin? | en-tr |
Tom told me that Mary would be skeptical. | Tom bana, Mary'nin şüpheci olacağını söyledi. | en-tr |
What time will you get here? | Buraya ne zaman geleceksin? | en-tr |
What else will you be doing? | Başka ne yapıyor olacaksın? | en-tr |
We need a permit to do that. | Onu yapmak için bir izne ihtiyacımız var. | en-tr |
Tom left for Boston as soon as he got Mary's letter. | Tom, Mary'nin mektubunu alır almaz Boston'a gitti. | en-tr |
We have a mess to deal with. | Uğraşmamız gereken bir zor durumumuz var. | en-tr |
We got lost on our way here. | Buraya gelirken kaybolduk. | en-tr |
Tom said he was looking for Mary. | Tom, Mary'yi aradığını söyledi. | en-tr |
That movie wasn't very good. | O film pek iyi değildi. | en-tr |
Does Tom have any children? | Tom'un hiç çocuğu var mı? | en-tr |
Tell me what you plan to do. | Yapmayı planladığın şeyi bana anlat. | en-tr |
Tom never really got into trouble when he was a kid. | Tom çocukken gerçekten hiç sorun yaşamadı. | en-tr |
Let's stay here for a while. | Bir süre için burada kalalım. | en-tr |
Tom spends too much time on his computer. | Tom bilgisayarında çok fazla zaman harcıyor. | en-tr |
Is that blood on your shoes? | Ayakkabının üzerinde kan mı var? | en-tr |
Tom said he was much happier now. | Tom artık çok daha mutlu olduğunu söyledi. | en-tr |
I, too, have been to Boston. | Ben de Boston'da bulundum. | en-tr |
I'm too busy to do that now. | Onu yapamayacak kadar meşgulüm. | en-tr |
Tom plays poker with his friends every Monday night. | Tom her pazartesi gecesiı arkadaşlarıyla poker oynar. | en-tr |
Tom spends a lot of time on his computer. | Tom bilgisayarında çok zaman geçirir. | en-tr |
I'm not old enough to drink. | İçki içecek kadar büyük değilim. | en-tr |
Tom said that he's forgiven Mary. | Том сказав, що пробачив Мері. | en-uk |
I'm irritated by that noise. | O gürültü beni sinirlendiriyor. | en-tr |
I'm going to try to do that. | Onu yapmaya çalışacağım. | en-tr |
Tom said I don't have to do that if I don't want to. | Tom istemiyorsam onu yapmak zorunda olmadığımı söyledi. | en-tr |
Tom sometimes visits his father's office. | Tom bazen babasının ofisini ziyaret eder. | en-tr |
I'm going to drive you home. | Seni arabayla eve bırakacağım. | en-tr |
I'm going to come home soon. | Yakında eve geleceğim. | en-tr |
I'm going to come back soon. | Yakında geri geleceğim. | en-tr |
I'm going to buy a used car. | Kullanılmış bir araba satın alacağım. | en-tr |
Tom sneezes every time he's near flowers. | Tom çiçeklere yaklaştığında her zaman hapşırır. | en-tr |
I'm going to be there today. | Bugün orada olacağım. | en-tr |
I'm going to be an engineer. | Mühendis olacağım. | en-tr |
All Tom wants is the truth. | Tom'un bütün istediği gerçektir. | en-tr |
I'm going to always be here. | Ben her zaman burada olacağım. | en-tr |
Tom said he'd be willing to help us paint the fence. | Tom çiti boyamamıza yardım etmek istediğini söyledi. | en-tr |
I'm getting better at chess. | Satrançta daha iyiyim. | en-tr |
Tom sells vegetables at a roadside stand. | Tom bir yol kenarı standında sebze satıyor. | en-tr |
Tom says he can't go any further. | Tom daha fazla ileri gidemeyeceğini söylüyor. | en-tr |
I'm beginning to feel tired. | Kendimi yorgun hissetmeye başladım. | en-tr |
We barely see Tom anymore. | Artık Tom'u zar zor görüyoruz. | en-tr |
I'm an expert at doing that. | Onu yapmakta bir uzmanım. | en-tr |
Tom said he's interested in learning how to do that. | Tom onun nasıl yapılacağını öğrenmekle ilgilendiğini söyledi. | en-tr |
I'm already able to do that. | Onu zaten yapabilirim. | en-tr |
Tom seems to really think that'll happen. | Tom gerçekten onun olacağını düşünüyor gibi görünüyor. | en-tr |
I'm almost ready to do that. | Onu yapmaya neredeyse hazırım. | en-tr |
Tom says he can't wait that long. | Том каже, що не може так довго чекати. | en-uk |
I'm able to do that as well. | Ben de onu yapabilirim. | en-tr |
We all saw Tom doing that. | Hepimiz Tom'u onu yaparken gördük. | en-tr |
I'll visit Boston next week. | Önümüzdeki hafta Boston'u ziyaret edeceğim. | en-tr |
Tom seems to really be in love with Mary. | Tom, Mary'ye gerçekten aşık gibi görünüyor. | en-tr |
I'll start dieting tomorrow. | Я завтра сяду на дієту. | en-uk |
Tom says that would never happen. | Tom onun asla olmayacağını söylüyor. | en-tr |
Tom's house wasn't locked. | Tom'un evi kilitli değildi. | en-tr |
I'll lend you what you need. | İhtiyacın olan şeyi sana ödünç vereceğim. | en-tr |
Tom told me that Mary would be motivated to do that. | Tom bana Mary'nin onu yapmaya istekli olacağını söyledi. | en-tr |
I'll leave as soon as I can. | En kısa zamanda terk edeceğim. | en-tr |
Tom seems to be really happy, doesn't he? | Tom gerçekten mutlu görünüyor, değil mi? | en-tr |
I'll get dirty if I do that. | Onu yaparsam kirlenirim. | en-tr |
Tom seemed busy, but Mary didn't. | Tom meşgul görünüyordu ama Mary öyle değildi. | en-tr |
I'll be very busy next week. | Gelecek hafta çok meşgul olacağım. | en-tr |
Tom's front door was open. | Tom'un ön kapısı açıktı. | en-tr |
I'll be too busy to do that. | Onu yapamayacak kadar meşgul olacağım. | en-tr |
Tom told me that Mary would be reluctant to do that. | Tom bana Mary'nin onu yapmak için isteksiz olacağını söyledi. | en-tr |
I'll be thirteen next month. | Gelecek ay on üç yaşında olacağım. | en-tr |
Tom seemed to have a good time in Boston. | Tom, Boston'da iyi vakit geçiriyor gibi görünüyordu. | en-tr |
Tom seemed to be unaware of that. | Tom ondan habersiz görünüyordu. | en-tr |
I'll be staying for a while. | Bir süre boyunca kalıyor olacağım. | en-tr |
I'll be ready to leave soon. | Yakında gitmeye hazır olacağım. | en-tr |
Tom tried to pretend like he was having a good time. | Tom iyi vakit geçiriyor gibi davranmaya çalıştı. | en-tr |
I'll be here this afternoon. | Bu öğleden sonra burada olacağım. | en-tr |
Tom seemed to be really happy, didn't he? | Tom gerçekten mutlu görünüyordu, değil mi? | en-tr |
I'll be here for three days. | Üç günlüğüne burada olacağım. | en-tr |
Tom seems more relaxed than Mary. | Tom, Mary'den daha rahat görünüyor. | en-tr |
I won't be home next Monday. | Gelecek pazartesi evde olmayacağım. | en-tr |
Tom saw something that he shouldn't have. | Tom görmemesi gereken bir şey gördü. | en-tr |
I wasn't all that surprised. | O kadar şaşırmadım. | en-tr |
Tom seems to really like it here. | Tom burayı gerçekten seviyor gibi görünüyor. | en-tr |
I was late for school today. | Bugün okula geç kaldım. | en-tr |
Tom very often makes mistakes when he speaks French. | Tom, Fransızca konuştuğunda çok sık hatalar yapar. | en-tr |
I want to buy a rice cooker. | Pilav pişirme makinesi satın almak istiyorum. | en-tr |
Tom said it didn't look like I was tired. | Tom yorgunmuş gibi görünmediğimi söyledi. | en-tr |
I sometimes do that at home. | Onu bazen evde yaparım. | en-tr |
Tom showed Mary where John lived. | Tom, John'un nerede yaşadığını Mary'ye gösterdi. | en-tr |
Tom went into the library. | Tom kütüphaneye gitti. | en-tr |
I need to finish this today. | Bunu bugün bitirmem gerek. | en-tr |
Tom wanted to be here, but he's at home sick in bed. | Tom burada olmak istiyordu ama evde hasta yatıyor. | en-tr |
I need a new pair of gloves. | Yeni bir çift eldivene ihtiyacım var. | en-tr |
Tom said Mary didn't look very confident. | Tom, Mary'nin çok emin görünmediğini söyledi. | en-tr |
I know every inch of Boston. | Boston'un her santimetresini biliyorum. | en-tr |
Tom spilled his drink on himself. | Tom içkisini kendi üstüne döktü. | en-tr |
Tom went inside the house. | Tom evin içine girdi. | en-tr |
I hope you enjoy doing that. | Umarım onu yapmaktan hoşlanıyorsundur. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.