english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Tom was out there in the woods by himself all night. | Tom bütün gece orada ormanda tek başına dışarıdaydı. | en-tr |
I hope to be famous someday. | Bir gün ünlü olmayı umuyorum. | en-tr |
Tom said Mary didn't look like a teacher. | Tom, Mary'ye bir öğretmen gibi görünmediğini söyledi. | en-tr |
I haven't broken my promise. | Sözümü tutmamış değilim. | en-tr |
Tom told Mary why he was leaving. | Tom neden ayrıldığını Mary'ye anlattı. | en-tr |
I have an old mahogany desk. | Eski bir maun masam var. | en-tr |
Tom said Mary didn't look happy about it. | Tom, Mary'nin o konuda mutlu görünmediğini söyledi. | en-tr |
Tom used to be a tugboat captain. | Tom eskiden römorkör kaptanıydı. | en-tr |
I have a son who's a doctor. | Doktor olan bir oğlum var. | en-tr |
Tom wasn't last. Mary was. | Том не був останнім. Останньою була Мері. | en-uk |
Tom wasn't present at today's meeting, but Mary was. | Tom bugünkü toplantıda yoktu ama Mary vardı. | en-tr |
Tom quit that job after just three weeks. | Tom sadece üç hafta sonra o işi bıraktı. | en-tr |
I have a pretty good memory. | Çok güzel bir hafızam var. | en-tr |
Tom was annoyed, but Mary wasn't. | Tom sinir bozucuydu ama Mary değildi. | en-tr |
I have a lot to think about. | Hakkında düşünecek çok şeyim var. | en-tr |
Tom went duck hunting with his friends last weekend. | Tom geçen hafta sonu arkadaşlarıyla birlikte ördek avına gitti. | en-tr |
I have a degree in forestry. | Ormancılık diplomam var. | en-tr |
I have a big test next week. | Önümüzdeki hafta büyük bir testim var. | en-tr |
Tom will have to leave if he doesn't behave himself. | Tom eğer uslu durmazsa gitmek zorunda kalacak. | en-tr |
Tom picked an apple and handed it to Mary. | Tom bir elma seçti ve onu Mary'ye uzattı. | en-tr |
Tom was careful, but Mary wasn't. | Tom dikkatliydi ama Mary değildi. | en-tr |
I had another glass of wine. | Я випила ще один бокал вина. | en-uk |
Tom won't be going to Boston with us, but Mary will. | Tom bizimle Boston'a gidiyor olmayacak ama Mary gidecek. | en-tr |
I had an accident in Boston. | Boston'da bir kaza geçirdim. | en-tr |
I had all kinds of problems. | Her türde sorun yaşadım. | en-tr |
Tom was curious, but Mary wasn't. | Tom meraklıydı ama Mary değildi. | en-tr |
I had a bad cold last month. | Geçen ay kötü bir nezle geçirdim. | en-tr |
I got thrown out of the bar. | Bardan dışarı atıldım. | en-tr |
Tom needs to change the way he does that. | Tom'un onu yapma tarzını değiştirmesi gerekir. | en-tr |
I got the last piece of pie. | Son pasta parçasını aldım. | en-tr |
Tom was excited, but Mary wasn't. | Tom heyecanlıydı ama Mary değildi. | en-tr |
I got the children to laugh. | Çocukları güldürdüm. | en-tr |
I got the chance to do that. | Onu yapma şansını elde ettim. | en-tr |
What are Tom and I expected to do when we get there? | Tom ve ben oraya vardığımızda ne yapmamız bekleniyor? | en-tr |
I got paid a lot to do that. | Onu yapmak için çok para aldım. | en-tr |
Tom stayed inside all day. | Tom bütün gün içeride kaldı. | en-tr |
I got out of jail on Monday. | Pazartesi hapisten çıktım. | en-tr |
When Tom was a child, he went to Boston three times. | Tom çocukken üç kez Boston'a gitti. | en-tr |
I got hurt when I fell down. | Düştüğümde yaralandım. | en-tr |
Tom was frantic, but Mary wasn't. | Tom çılgına dönmüştü ama Mary dönmemişti. | en-tr |
I got home just before 2:30. | Saat 2.30'dan hemen önce eve geldim. | en-tr |
I got here just before 2:30. | Buraya saat 2.30'dan hemen önce geldim. | en-tr |
Whenever Tom comes to Boston, he stays at our house. | Tom ne zaman Boston'a gelse bizim evimizde kalır. | en-tr |
I got back on my motorcycle. | Tekrar motosikletime bindim. | en-tr |
Tom looks like he really needs a holiday. | Tom'un gerçekten bir tatile ihtiyacı var gibi görünüyor. | en-tr |
I got back home before 2:30. | Saat 2.30'dan önce eve geri döndüm. | en-tr |
Tom was furious, but Mary wasn't. | Tom öfkeliydi ama Mary değildi. | en-tr |
I got a ticket for speeding. | Hız nedeniyle ceza aldım. | en-tr |
Tom should stay with Mary. | Tom'un Mary ile kalması gerek. | en-tr |
I got a new pair of glasses. | Yeni bir gözlük aldım. | en-tr |
I felt obligated to do that. | Onu yapmak zorunda hissettim. | en-tr |
I felt a tap on my shoulder. | Omzumda bir dokunuş hissettim. | en-tr |
Tom was glad that Mary came over. | Tom, Mary geldiği için memnundu. | en-tr |
I felt a little intimidated. | Kendimi biraz korkutulmuş hissettim. | en-tr |
Tom should listen to Mary. | Tom'un Mary'yi dinlemesi gerekir. | en-tr |
I feel obligated to do that. | Ben onu yapmak zorunda hissediyorum. | en-tr |
You don't seem convinced that Tom wanted to do that. | Tom'un onu yapmak istediğine ikna olmuş görünmüyorsun. | en-tr |
Tom likes reading science fiction novels. | Tom bilim kurgu romanları okumaktan hoşlanır. | en-tr |
Tom was grouchy, but Mary wasn't. | Tom suratsızdı ama Mary değildi. | en-tr |
I don't want to sell my car. | Я не хочу продавати свою машину. | en-uk |
You don't seem to be as careless as Tom seems to be. | Tom'un göründüğü kadar umursamaz görünmüyorsun. | en-tr |
Tom jumped at the chance to go to Boston. | Tom, Boston'a gitme şansına balıklama atladı. | en-tr |
I don't want to go by train. | Trenle gitmek istemiyorum. | en-tr |
Tom was helpful, but Mary wasn't. | Tom yardımseverdi ama Mary değildi. | en-tr |
I don't want to change that. | Onu değiştirmek istemiyorum. | en-tr |
I don't want to be like you. | Я не хочу бути таким як ти. | en-uk |
I don't usually wear makeup. | Genelde makyaj yapmam. | en-tr |
Tom was nervous, but Mary wasn't. | Tom sinirliydi ama Mary değildi. | en-tr |
Tom seemed really worried. | Tom gerçekten kaygılı görünüyordu. | en-tr |
I don't think it's possible. | Onun mümkün olduğunu sanmıyorum. | en-tr |
You don't seem to be as creative as Tom seems to be. | Tom'un göründüğü kadar yaratıcı görünmüyorsun. | en-tr |
I don't really like oysters. | İstiridyeler pek hoşuma gitmez. | en-tr |
Tom isn't likely to be in his office now. | Tom'un şu anda ofisinde olması muhtemel değil. | en-tr |
I don't really get out much. | Pek fazla dışarı çıkmam. | en-tr |
Tom was patient, but Mary wasn't. | Tom hastaydı ama Mary değildi. | en-tr |
I don't play guitar anymore. | Artık gitar çalmıyorum. | en-tr |
I don't often get depressed. | Genelde bunalıma girmem. | en-tr |
You don't seem to be as gullible as Tom seems to be. | Tom'un göründüğü kadar enayi görünmüyorsun. | en-tr |
I don't often do that alone. | Onu genellikle yalnız başıma yapmam. | en-tr |
Tom isn't as hesitant to do that as I am. | Tom onu yapmak için benim kadar kararsız değil. | en-tr |
I don't live near my office. | Ofisimin yakınında oturmuyorum. | en-tr |
Tom was pleased, but Mary wasn't. | Tom memnundu ama Mary değildi. | en-tr |
Tom said he wasn't lonely. | Tom yalnız olmadığını söyledi. | en-tr |
I don't know who stabbed me. | Beni kimin bıçakladığını bilmiyorum. | en-tr |
You don't seem to be as homesick as Tom seems to be. | Tom'un göründüğü kadar memleket hasreti çekiyor gibi görünmüyorsun. | en-tr |
I don't enjoy watching golf. | Golf izlemekten hoşlanmam. | en-tr |
Tom was present, but Mary wasn't. | Tom vardı ama Mary yoktu. | en-tr |
I don't come here that much. | Buraya o kadar fazla gelmiyorum. | en-tr |
You don't seem to be as stubborn as Tom seems to be. | Sen Tom'un göründüğü kadar inatçı görünmüyorsun. | en-tr |
Tom is studying to be a graphic designer. | Tom grafik tasarımcısı olmak için okuyor. | en-tr |
I didn't hear any screaming. | Hiç çığlık işitmedim. | en-tr |
Tom was puzzled, but Mary wasn't. | Tom şaşırdı ama Mary şaşırmadı. | en-tr |
I didn't agree to come back. | Geri gelmeyi kabul etmedim. | en-tr |
You don't seem to be as talented as Tom seems to be. | Tom'un göründüğü kadar yetenekli görünmüyorsun. | en-tr |
I can't stop looking at you. | Sana bakmaktan kendimi alamıyorum. | en-tr |
Tom was serious, but Mary wasn't. | Tom ciddiydi ama Mary değildi. | en-tr |
I can't really do much else. | Gerçekten çok başka şey yapamam. | en-tr |
Tom said he felt terrific. | Tom kendini harika hissettiğini söyledi. | en-tr |
Tom is still unconvinced, but Mary isn't. | Tom hala ikna olmamış ama Mary olmuş. | en-tr |
Tom was shocked, but Mary wasn't. | Tom şoke olmuştu ama Mary olmadı. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.