english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
I can't get my car to start. | Arabamı çalıştıramıyorum. | en-tr |
I can't eat food this spicy. | Bu kadar baharatlı yemeği yiyemem. | en-tr |
You know Tom is very unlikely to do that, don't you? | Tom'un onu yapmasının çok olası olmadığını biliyorsun, değil mi? | en-tr |
I can't comment on that now. | Şu anda onun üzerine yorum yapamam. | en-tr |
Tom is returning from Australia tomorrow. | Tom yarın Avustralya'dan geri dönüyor. | en-tr |
I almost never win at chess. | Satrançta neredeyse hiç kazanmam. | en-tr |
Tom was thirsty, but Mary wasn't. | Tom susamıştı ama Mary öyle değildi. | en-tr |
Could you please ask Tom if he's planning to help us? | Lütfen Tom'a bize yardım etmeyi planlayıp planlamadığını sorar mısın? | en-tr |
Tom is the only one here planning to do that. | Tom burada onu yapmayı planlayan tek kişidir. | en-tr |
Tom was trapped, but Mary wasn't. | Tom kapana kısıldı ama Mary öyle değildi. | en-tr |
Tom said he felt rejected. | Tom kendini reddedilmiş hissettiğini söyledi. | en-tr |
Do you really think Tom is the person we should hire? | Sence gerçekten işe almamız gereken kişi Tom mudur? | en-tr |
You don't look that strong. | O kadar güçlü görünmüyorsun. | en-tr |
Tom was unlucky, but Mary wasn't. | Tom şanssızdı ama Mary öyle değildi. | en-tr |
You don't look happy to me. | Benim için mutlu görünmüyorsun. | en-tr |
Tom said he felt left out. | Tom kendini dışlanmış hissettiğini söyledi. | en-tr |
Don't you think that Tom is too old to be doing that? | Tom'un onu yapmak için fazla yaşlı olduğunu düşünmüyor musun? | en-tr |
That guy is looking at you. | O adam sana bakıyor. | en-tr |
Tom is one of the best carpenters I know. | Tom tanıdığım en iyi marangozlardan biridir. | en-tr |
Please don't be late again. | Lütfen bir daha geç kalma. | en-tr |
Tom was worried, but Mary wasn't. | Tom kaygılıydı ama Mary öyle değildi. | en-tr |
Let me help you to do that. | Onu yapman için sana yardım etmeme izin ver. | en-tr |
Tom said he felt homesick. | Tom ev hasreti çektiğini söyledi. | en-tr |
I'm the one who left early. | Ben erkenden giden kişiyim. | en-tr |
I advised Tom not to borrow too much money from Mary. | Tom'a Mary'den çok fazla borç para almamasını tavsiye ettim. | en-tr |
Tom is in the garage, working on his car. | Tom garajda, arabası üzerinde çalışıyor. | en-tr |
I'm not having a good time. | Ben iyi bir vakit geçirmiyorum. | en-tr |
Tom was wrong and Mary was right. | Tom hatalıydı ve Mary haklıydı. | en-tr |
I'm not going to die, am I? | Ölmeyeceğim, değil mi? | en-tr |
I'm going to try to escape. | Kaçmaya çalışacağım. | en-tr |
I advised Tom not to leave his windows open at night. | Tom'a geceleyin pencerelerini açık bırakmamasını tavsiye ettim. | en-tr |
I'm going to figure it out. | Onun bir yolunu bulacağım. | en-tr |
Tom is going back to Australia next week. | Tom gelecek hafta Avustralya'ya geri dönüyor. | en-tr |
I'm going to do that today. | Onu bugün yapacağım. | en-tr |
Tom washed himself in the stream. | Tom nehirde yıkandı. | en-tr |
I'm going to do that later. | Ben onu daha sonra yapacağım. | en-tr |
Tom said he felt confused. | Tom kendini kafası karışık hissettiğini söyledi. | en-tr |
I'm going to do that alone. | Onu yalnız başıma yapacağım. | en-tr |
I advised Tom to take the money he was being offered. | Tom'a ona teklif edilen parayı almasını tavsiye ettim. | en-tr |
Tom is alone in his room, reading a book. | Tom odasında yalnız, bir kitap okuyor. | en-tr |
I'm going to be late again. | Yine geç kalacağım. | en-tr |
I'm busy and can't do that. | Ben meşgulüm ve onu yapamam. | en-tr |
Tom said he felt betrayed. | Tom kendini ihanete uğramış hissettiğini söyledi. | en-tr |
I can't remember the last time I ate dinner with Tom. | Tom'la en son ne zaman akşam yemeği yediğimi hatırlayamıyorum. | en-tr |
Tom wasn't careful, but Mary was. | Tom dikkatli değildi ama Mary dikkatliydi. | en-tr |
I'll call you this evening. | Bu akşam seni ararım. | en-tr |
I didn't think Tom would be so determined to do that. | Tom'un onu yapmak için bu kadar kararlı olacağını düşünmemiştim. | en-tr |
Tom is a painter, but he's not very good. | Tom bir ressamdır ama pek iyi değildir. | en-tr |
I'll be there this evening. | Bu akşam orada olacağım. | en-tr |
Tom wasn't curious, but Mary was. | Tom meraklı değildi ama Mary meraklıydı. | en-tr |
I'll be lonely without you. | Sensiz yalnız olacağım. | en-tr |
Tom packed a bag and left. | Tom bir çanta doldurdu ve gitti. | en-tr |
I'll be here all day today. | Bugün bütün gün burada olacağım. | en-tr |
I don't know exactly what time Tom is going to leave. | Tom'un tam olarak ne zaman ayrılacağını bilmiyorum. | en-tr |
Tom is a better bass player than Mary is. | Tom, Mary'den daha iyi bir bas gitarist. | en-tr |
Tom wasn't excited, but Mary was. | Tom heyecanlı değildi, ama Mary heyecanlıydı. | en-tr |
I'll be at today's meeting. | Bugünkü toplantıda olacağım. | en-tr |
Tom noticed something odd. | Tom tuhaf bir şey fark etti. | en-tr |
I don't know how much time it'll take Tom to do that. | Tom'un bunu yapmasının ne kadar süreceğini bilmiyorum. | en-tr |
I think I've been betrayed. | Sanırım ihanete uğradım. | en-tr |
Tom has trouble controlling his emotions. | Tom duygularını kontrol etmekte zorlanıyor. | en-tr |
I still don't know how to swim. | Hâlâ yüzmeyi bilmiyorum. | en-tr |
Tom wasn't furious, but Mary was. | Tom öfkeli değildi, ama Mary öfkeliydi. | en-tr |
I should take one of these. | Bunlardan birini almalıyım. | en-tr |
I seldom do that by myself. | Bunu nadiren kendi başıma yaparım. | en-tr |
I don't know when Tom and I are supposed to be there. | Tom ve benim orada olmamız gerektiğini bilmiyorum. | en-tr |
I quickly ran out of money. | Ben çabucak parayı bitirdim. | en-tr |
Tom has locked himself out of his office. | Tom ofisinin kapısında kaldı. | en-tr |
I often do that on Mondays. | Bunu pazartesi günleri sık sık yaparım. | en-tr |
Tom wasn't grouchy, but Mary was. | Tom mızmız değildi ama Mary mızmızdı. | en-tr |
I often buy clothes online. | Ben sık sık internet üzerinden kıyafet alırım. | en-tr |
I don't like living in Boston and Tom doesn't either. | Boston'da yaşamayı sevmiyorum ve Tom da sevmiyor. | en-tr |
I never was a good student. | Ben hiç iyi bir öğrenci olmadım. | en-tr |
Tom has found another girlfriend already. | Tom zaten başka bir kız arkadaş buldu. | en-tr |
Tom wasn't helpful, but Mary was. | Tom yardımsever değildi ama Mary yardımseverdi. | en-tr |
Tom never cooks on Monday. | Tom asla Pazartesi günü yemek yapmaz. | en-tr |
I have a steady girlfriend. | İstikrarlı bir kız arkadaşım var. | en-tr |
Tom has everything a man could ever want. | Tom, bir erkeğin isteyebileceği her şeye sahiptir. | en-tr |
I have a safe in my office. | Ofisimde bir kasam var. | en-tr |
Tom wasn't nervous, but Mary was. | Tom gergin değildi ama Mary öyleydi. | en-tr |
I have a right to be angry. | Sinirli olmaya hakkım var. | en-tr |
I don't really have to go with Tom, but I'm going to. | Aslında Tom'la gitmek zorunda değilim ama gidiyorum. | en-tr |
I have a possible solution. | Olası bir çözümüm var. | en-tr |
Tom has done that at least once, I think. | Tom onu en az bir kez yaptı sanırım. | en-tr |
I have a migraine headache. | Migrenim var. | en-tr |
Tom wasn't patient, but Mary was. | Tom sabırlı değildi ama Mary sabırlıydı. | en-tr |
I have a mess to deal with. | Baş etmem gereken bir güç durumum var. | en-tr |
Tom loves being in Boston. | Tom, Boston'da olmayı sever. | en-tr |
I don't think Tom can do what you've asked him to do. | Tom'un senin ondan yapmasını istediğin şeyi yapabileceğini sanmıyorum. | en-tr |
Tom has decided to ask Mary to marry him. | Tom, Mary'ye evlenme teklif etmeye karar verdi. | en-tr |
Tom wasn't pleased, but Mary was. | Tom memnun değildi ama Mary memnundu. | en-tr |
I don't think Tom will be sleeping when we get there. | Oraya vardığımızda Tom'un uyuyor olacağını sanmıyorum. | en-tr |
I have a family to support. | Bakılacak bir ailem var. | en-tr |
Tom has been here in Boston all his life. | Tom tüm hayatı boyunca burada Boston'da yaşadı. | en-tr |
Tom wasn't present, but Mary was. | Tom orada değildi ama Mary oradaydı. | en-tr |
I have a chance of winning. | Bir kazanma şansım var. | en-tr |
I may be stubborn, but I'm not as stubborn as Tom is. | İnatçı olabilirim ama Tom kadar inatçı değilim. | en-tr |
Tom has been here at least once, I think. | Tom en az bir kere burada bulunmuş sanırım. | en-tr |
I had my secretary do that. | Onu sekreterime yaptırdım. | en-tr |
Tom wasn't serious, but Mary was. | Tom ciddi değildi ama Mary ciddiydi. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.