english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
I had good reason to worry. | Endişelenmek için iyi bir nedenim vardı. | en-tr |
I had a duplicate key made. | Yedek anahtar yaptırdım. | en-tr |
I stopped what I was doing and turned to look at Tom. | Yaptığım şeyi bıraktım ve Tom'a bakmaya başladım. | en-tr |
I got up and left the room. | Kalktım ve odadan çıktım. | en-tr |
Tom has been hanging out with Mary a lot. | Tom, Mary ile çok takılıyor. | en-tr |
I got to my office on time. | Ofisime zamanında geldim. | en-tr |
Tom wasn't shocked, but Mary was. | Tom şaşırmadı ama Mary şaşırdı. | en-tr |
Tom knew that it was over. | Tom onun bittiğini biliyordu. | en-tr |
I got more than I expected. | Beklediğimden fazlasını aldım. | en-tr |
I thought Tom would be able to swim better than that. | Tom'un bundan daha iyi yüzebileceğini düşünmüştüm. | en-tr |
Tom has always been a bit of an idealist. | Tom her zaman biraz idealist oldu. | en-tr |
I got here just after 2:30. | Buraya saat 2.30'dan hemen sonra geldim. | en-tr |
Tom wasn't thirsty, but Mary was. | Tom susamış değildi ama Mary susamıştı. | en-tr |
Tom knew he had hurt Mary. | Tom, Mary'yi incittiğini biliyordu. | en-tr |
I got fined for doing that. | Onu yaptığım için para cezalasına çarptırıldım. | en-tr |
I told Tom he shouldn't believe everything Mary says. | Tom'a Mary'nin söylediği her şeye inanmaması gerektiğini söyledim. | en-tr |
I got expelled from school. | Okuldan atıldım. | en-tr |
Tom had to leave Mary at home by herself. | Tom, Mary'yi evde tek başına bırakmak zorunda kaldı. | en-tr |
I got a lot more than that. | Ondan çok daha fazlasını aldım. | en-tr |
Tom wasn't trapped, but Mary was. | Tom tuzağa düşürülmedi ama Mary düşürüldü. | en-tr |
I got a loan from the bank. | Bankadan borç aldım. | en-tr |
Tom kissed Mary goodnight. | Tom, Mary'ye iyi geceler öpücüğü verdi. | en-tr |
I got a job as a carpenter. | Marangoz olarak bir işe girdim. | en-tr |
I told Tom he shouldn't buy anything from that store. | Tom'a o mağazadan hiçbir şey satın almamasını söyledim. | en-tr |
I felt utterly overwhelmed. | Kendimi tamamen bunalmış hissediyordum. | en-tr |
Tom feels really bad about what happened. | Tom olanlar için kendini gerçekten kötü hissediyor. | en-tr |
I felt the rain on my face. | Yağmuru yüzümde hissettim. | en-tr |
Tom wasn't worried, but Mary was. | Tom endişeli değildi ama Mary endişeliydi. | en-tr |
I felt completely helpless. | Kendimi tamamen çaresiz hissettim. | en-tr |
Tom isn't up, but Mary is. | Tom hazır değil ama Mary hazır. | en-tr |
I don't yet know the truth. | Henüz gerçeği bilmiyorum. | en-tr |
I told Tom he shouldn't go out after dark by himself. | Tom'a hava karardıktan sonra dışarı yalnız başına çıkmamasını söyledim. | en-tr |
Tom doesn't want Mary to swim by herself. | Tom, Mary'nin kendi başına yüzmesini istemiyor. | en-tr |
I don't want to go, either. | Ben de gitmek istemiyorum. | en-tr |
I don't want to go hunting. | Ava gitmek istemiyorum. | en-tr |
Tom isn't really sleeping. | Tom aslında uyumuyor. | en-tr |
I warned Tom not to pitch his tent so near the river. | Tom'u çadırını nehre bu kadar yakın kurmaması için uyarmıştım. | en-tr |
I don't teach here anymore. | Я тут більше не викладаю. | en-uk |
Tom doesn't want Mary to stay any longer. | Tom, Mary'nin daha fazla kalmasını istemiyor. | en-tr |
I don't often swim anymore. | Artık sık sık yüzmüyorum. | en-tr |
Tom will do that, but Mary won't. | Tom onu yapar ama Mary yapmaz. | en-tr |
Tom isn't really a doctor. | Tom aslında doktor değil. | en-tr |
I don't like to eat onions. | Soğan yemek hoşuma gitmiyor. | en-tr |
I went to the supermarket to buy some things for Tom. | Tom'a bir şeyler satın almak için süpermarkete gittim. | en-tr |
I don't like that too much. | O pek fazla hoşuma gitmiyor. | en-tr |
Tom doesn't want Mary to leave the house. | Tom, Mary'nin evden gitmesini istemiyor. | en-tr |
I don't like my stepmother. | Üvey annemden hoşlanmıyorum. | en-tr |
Tom will have to help me do that. | Tom onu yapmama yardım etmek zorunda kalacak. | en-tr |
I don't like being outside. | Dışarıda olmak hoşuma gitmiyor. | en-tr |
Tom isn't in, but Mary is. | Tom içeride değil ama Mary içeride. | en-tr |
I don't have a rice cooker. | Benim bir pilav pişirme makinem yok. | en-tr |
Tom doesn't want Mary to call the police. | Tom, Mary'nin polisi aramasını istemiyor. | en-tr |
I don't go fishing anymore. | Artık balığa gitmiyorum. | en-tr |
I don't fit in here at all. | Buraya hiç sığmam. | en-tr |
Tom doesn't understand what we're saying. | Tom söylediğimiz şeyi anlamıyor. | en-tr |
I don't drink beer at home. | Evde bira içmiyorum. | en-tr |
Tom's car must've cost him a lot. | Tom'un arabası ona çok pahalıya patlamış olmalıydı. | en-tr |
Tom isn't as ugly as Mary. | Tom, Mary kadar çirkin değil. | en-tr |
I didn't say anything else. | Ben başka hiçbir şey söylemedim. | en-tr |
I didn't get enough to eat. | Yeterince yemek yemedim. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as stupid as Mary. | Tom, Mary kadar aptal görünmüyor. | en-tr |
Tom's son has run away from home. | Tom'un oğlu evden kaçtı. | en-tr |
Tom isn't as thin as I am. | Tom benim kadar zayıf değil. | en-tr |
I can't get this door open. | Bu kapıyı açamıyorum. | en-tr |
If I'd known Tom's phone number, I'd have called him. | Tom'un telefon numarasını bilseydim onu arardım. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as strong as Mary. | Tom, Mary kadar güçlü görünmüyor. | en-tr |
I can't decide where to go. | Nereye gideceğime karar veremiyorum. | en-tr |
We need to discuss that with Tom. | Onu Tom ile konuşmamız gerek. | en-tr |
I can't decide what to buy. | Ne satın alacağıma karar veremiyorum. | en-tr |
I almost spilled my coffee. | Neredeyse kahvemi döküyordum. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as direct as Mary. | Tom, Mary kadar doğrudan görünmüyor. | en-tr |
I almost never get nervous. | Neredeyse hiç sinirlenmem. | en-tr |
I almost never eat dessert. | Neredeyse hiç tatlı yemem. | en-tr |
Tom isn't as sick as I am. | Tom benim kadar hasta değil. | en-tr |
I almost always wear a hat. | Neredeyse her zaman bir şapka takarım. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as bright as Mary. | Tom, Mary kadar parlak görünmüyor. | en-tr |
I almost agreed to do that. | Onu neredeyse kabul ediyordum. | en-tr |
Why do you think Tom is so angry? | Sence Tom neden bu kadar kızgın? | en-tr |
Tom isn't as rich as I am. | Tom benim kadar zengin değildir. | en-tr |
You sound like an old man. | Kulağa yaşlı bir adam gibi geliyorsun. | en-tr |
Let's go over to Tom's place and see what he's doing. | Tom'un evine gidip onun ne yaptığına bakalım. | en-tr |
You need to get here soon. | Kısa süre içinde buraya gelmen gerek. | en-tr |
Tom doesn't know why Mary and I are here. | Tom, Mary'nin ve benim neden burada olduğumuzu bilmiyor. | en-tr |
You have to buy this, too. | Bunu da satın almak zorundasın. | en-tr |
You don't want Tom to go, do you? | Tom'un gitmesini istemiyorsun, değil mi? | en-tr |
You don't seem to be busy. | Meşgul görünmüyorsun. | en-tr |
Tom isn't as poor as I am. | Tom benim kadar yoksul değil. | en-tr |
That must've happened while Tom and I were in Boston. | O, Tom ve ben Boston'dayken olmuş olmalı. | en-tr |
Would you help me do this? | Bunu yapmama yardım eder misin? | en-tr |
Tom doesn't know how to start a campfire. | Tom kamp ateşinin nasıl başlatılacağını bilmiyor. | en-tr |
You think Tom is cute, don't you? | Tom'un sevimli olduğunu düşünüyorsun, değil mi? | en-tr |
Let me carry that for you. | Onu senin için taşıyayım. | en-tr |
The last time I saw Tom, he was headed for the beach. | Tom'u en son gördüğümde sahile doğru gidiyordu. | en-tr |
I'm very happy I did that. | Я дуже рада, що я це зробила. | en-uk |
Ask Tom if he's going out tonight. | Tom'a bu gece dışarı çıkıp çıkmayacağını sor. | en-tr |
Tom isn't as busy as I am. | Tom benim kadar meşgul değil. | en-tr |
I'm not carrying a weapon. | Ben silah taşımıyorum. | en-tr |
The person Tom and I were waiting for didn't turn up. | Tom'un ve benim beklediğimiz kişi ortaya çıkmadı. | en-tr |
I'm going to get divorced. | Ben boşanacağım. | en-tr |
Tom didn't want Mary to drive home drunk. | Tom, Mary'nin eve sarhoş biçimde araç kullanarak gitmesini istemedi. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.