english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
I told Tom he should take the job.
Tom'a işi alması gerektiğini söyledim.
en-tr
Tom became very depressed.
Tom çok bunalımlı oldu.
en-tr
I think Tom should've been more discreet.
Bence Tom'un daha sağduyulu olması gerekirdi.
en-tr
I won't try to stop you.
Seni durdurmaya çalışmayacağım.
en-tr
I usually do that alone.
Onu genellikle yalnız yaparım.
en-tr
I often do that at home.
Onu genelde evde yaparım.
en-tr
I should've agreed to accept Tom's offer.
Tom’un önerisini kabul etmeliydim.
en-tr
I urged Tom to apply for that job.
Tom'u o iş için başvurmaya teşvik ettim.
en-tr
Tom asked if I liked math.
Tom matematikten hoşlanıp hoşlanmadığımı sordu.
en-tr
Tom was sitting at a table near the window with Mary.
Tom pencerenin yakınındaki bir masada Mary ile oturuyordu.
en-tr
I have a plane to catch.
Yakalamam gereken bir uçağım var.
en-tr
Tom wasn't able to do everything he promised he'd do.
Tom yapacağına söz verdiği her şeyi yapamadı.
en-tr
I have a lot on my mind.
Aklımda çok şey var.
en-tr
I hope Tom doesn't tell Mary what we did.
Umarım Tom, yaptıklarımızı Mary'ye söylemez.
en-tr
Tom and Mary are retirees.
Tom ve Mary emeklidir.
en-tr
I have a gun collection.
Silah koleksiyonum var.
en-tr
I have a date on Monday.
Pazartesi bir buluşmam var.
en-tr
I have a cut on my foot.
Ayağımda bir kesik var.
en-tr
I have a bit of a fever.
Biraz ateşim var.
en-tr
I wonder if Tom is waiting for me.
Tom'un beni bekleyip beklemediğini merak ediyorum.
en-tr
I had another operation.
Başka bir ameliyat oldum.
en-tr
Tom wasn't difficult to get along with, but Mary was.
Tom ile anlaşmak zor değildi ama Mary ile zordu.
en-tr
I had a bad day at work.
İşte kötü bir gün geçirdim.
en-tr
I have no idea when Tom needs to do that.
Tom'un onu ne zaman yapması gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok.
en-tr
I got sick last weekend.
Geçen hafta sonu hastalandım.
en-tr
Tom and I aren't prepared.
Tom ve ben hazır değiliz.
en-tr
I got my teeth whitened.
Dişlerimi beyazlattım.
en-tr
Tom wasn't finished doing that by 2:30, but Mary was.
Tom saat 2.30'da onu yapmayı bitirmedi ama Mary bitirdi.
en-tr
I have no idea what Tom's dog looks like.
Tom'un köpeğinin neye benzediği hakkında hiçbir düşüncem yok.
en-tr
I wonder why Tom is so aggressive.
Мені цікаво, чому Том такий агресивний.
en-uk
I got fired from my job.
Ben işimden kovuldum.
en-tr
Tom's lights were out, so I didn't knock on his door.
Tom'un ışıkları sönüktü, bu nedenle onun kapısını çalmadım.
en-tr
I got back into the car.
Arabaya geri döndüm.
en-tr
I wonder why Tom is so busy today.
Цікаво, чому Том сьогодні такий зайнятий.
en-uk
I felt quite threatened.
Kendimi oldukça tehdit altında hissettim.
en-tr
I felt alone in the bar.
Kendimi barda yalnız hissettim.
en-tr
We showed Tom some of the pictures we took in Boston.
Tom’a Boston’da çektiğimiz resimlerden bazılarını gösterdik.
en-tr
I felt a little nervous.
Kendimi biraz gergin hissettim.
en-tr
I have a feeling that Tom might be there.
Tom'un orada olabileceği şeklinde bir hissim var.
en-tr
I feel much happier now.
Şimdi kendimi çok daha mutlu hissediyorum.
en-tr
I'll be very mad if Tom does that.
Tom onu yaparsa çok kızacağım.
en-tr
I feel a little nervous.
Kendimi biraz gergin hissediyorum.
en-tr
Tom and I aren't children.
Tom ve ben çocuk değiliz.
en-tr
I don't think we'll win.
Bizim kazanacağımızı sanmıyorum.
en-tr
I don't sing very often.
Çok sık şarkı söylemem.
en-tr
I'll be with Tom all day tomorrow.
Yarın bütün gün Tom'la olacağım.
en-tr
Tom and I are really busy.
Tom ve ben gerçekten meşgulüz.
en-tr
Why are Tom and I always the ones who have to suffer?
Tom ve ben neden hep acı çekmek zorunda olan kişileriz?
en-tr
I don't like smoky bars.
Dumanlı barlardan hoşlanmıyorum.
en-tr
I had no idea that Tom wanted to do that.
Tom'un onu yapmak istediği hakkında hiçbir fikrim yoktu.
en-tr
I don't like salty food.
Ben tuzlu yiyecekleri sevmem.
en-tr
I don't like being here.
Мені не подобається тут знаходиться.
en-uk
You don't seem to be as ambitious as Tom seems to be.
Tom'un göründüğü kadar hevesli görünmüyorsun.
en-tr
I had a crush on Tom when I was thirteen.
On üç yaşındayken Tom'a aşık oldum.
en-tr
I don't have a visa yet.
Henüz bir vizem yok.
en-tr
I'll tell Tom about what happened.
Neler olduğunu Tom'a anlatacağım.
en-tr
I don't get this at all.
Bunu hiç anlamıyorum.
en-tr
You don't seem to be as assertive as Tom seems to be.
Tom'un göründüğü kadar iddialı görünmüyorsun.
en-tr
I don't carry much cash.
Я не ношу з собою багато готівки.
en-uk
I'll tell Tom to do that for Mary.
Tom'a onu Mary için yapmasını söyleyeceğim.
en-tr
I can't make it tonight.
Onu bu gece yapamam.
en-tr
You don't seem to be as committed as Tom seems to be.
Tom'un göründüğü kadar kararlı görünmüyorsun.
en-tr
I can't believe my luck.
Я не можу повірити своєму щастю.
en-uk
I'll tell Tom what has to be done.
Ne yapılmak zorunda olduğunu Tom'a söylerim.
en-tr
These cookies are for Tom.
Це печиво для Тома.
en-uk
I almost never eat meat.
Neredeyse hiç et yemem.
en-tr
You don't seem to be as concerned as Tom seems to be.
Tom'un göründüğü kadar endişeli görünmüyorsun.
en-tr
I'll tell Tom what he needs to do.
Tom'a ne yapması gerektiğini söyleyeceğim.
en-tr
I almost never did that.
Onu neredeyse hiç yapmadım.
en-tr
I admit I sometimes cry.
İtiraf ediyorum ki bazen ağlarım.
en-tr
I don't yet know what Tom is going to do.
Tom'un ne yapacağını henüz bilmiyorum.
en-tr
I admit I often do that.
Onu sık sık yaptığımı itiraf ediyorum.
en-tr
You don't seem to be as depressed as Tom seems to be.
Tom göründüğü kadar depresif görünmüyorsun.
en-tr
All I want is the truth.
Bütün istediğim gerçek.
en-tr
I'll try to stop Tom from leaving.
Tom'un gitmesini engellemeye çalışacağım.
en-tr
You don't seem to care.
Umursuyor gibi görünmüyorsun.
en-tr
You don't look pleased.
Memnun görünmüyorsun.
en-tr
You don't seem to be as desperate as Tom seems to be.
Tom'un göründüğü kadar biçare görünmüyorsun.
en-tr
What's in that package?
O paketteki nedir?
en-tr
I'm better at doing that than Tom.
Bunu Tom'dan daha iyi yaparım.
en-tr
Please help me do this.
Lütfen bunu yapmama yardım edin.
en-tr
Maybe Tom and I are wrong.
Belki Tom ve ben hatalıyız.
en-tr
You don't seem to be as exhausted as Tom seems to be.
Tom göründüğü kadar yorgun görünmüyorsun.
en-tr
Let me get you a towel.
Sana bir havlu getireyim.
en-tr
I don't think what Tom said was accurate.
Tom'un söylediği şeyin doğru olduğunu düşünmüyorum.
en-tr
It's time to start now.
Şimdi başlama vakti.
en-tr
You don't seem to be as impatient as Tom seems to be.
Tom'un göründüğü kadar sabırsız görünmüyorsun.
en-tr
I don't think Tom will be home on Monday.
Tom'un pazartesi günü evde olacağını sanmıyorum.
en-tr
I've agreed to do that.
Ben onu yapmayı kabul ettim.
en-tr
I'm going to come back to get Tom.
Tom'u almak için geri geleceğim.
en-tr
I'm happy you did that.
Senin onu yaptığına seviniyorum.
en-tr
I don't think Tom will be busy next week.
Tom'un önümüzdeki hafta meşgul olacağını sanmıyorum.
en-tr
I'm going to be a cook.
Ben bir aşçı olacağım.
en-tr
I'm happy as long as Tom is happy.
Tom mutlu olduğu sürece mutluyum.
en-tr
I'm allowed to do that.
Onu yapmak için izinliyim.
en-tr
You don't seem to be as miserable as Tom seems to be.
Tom'un göründüğü kadar sefil görünmüyorsun.
en-tr
I'll wash my car today.
Я сьогодні помию машину.
en-uk
I'll leave when you do.
Yaptığın zaman ayrılacağım.
en-tr
I'm tired of hanging out with Tom.
Tom'la takılmaktan bıkkınım.
en-tr
You don't seem to be as motivated as Tom seems to be.
Tom'un göründüğü kadar motive olmuş görünmüyorsun.
en-tr