english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
I'll be here next week.
Önümüzdeki hafta burada olacağım.
en-tr
I've agreed to accept Tom's offer.
Tom’un teklifini kabul etmeyi kabul ettim.
en-tr
I wish I could go, too.
Keşke ben de gidebilsem.
en-tr
I usually do that here.
Onu genelde burada yaparım.
en-tr
I've agreed to ask Tom to do that.
Tom'dan onu yapmasını istemeyi kabul ettim.
en-tr
I'm not so busy nowadays.
Bugünlerde çok yoğun değilim.
en-tr
I'm going to buy Tom that.
Onu Tom'a satın alacağım.
en-tr
I have to do that, too.
Ben de onu yapmak zorundayım.
en-tr
I have a terrible cold.
Kötü bir soğuk algınlığım var.
en-tr
I have a swimming pool.
Bir yüzme havuzum var.
en-tr
I have a stressful job.
Stresli bir işim var.
en-tr
I waxed Tom's car for him.
Tom'un arabasını onun için cilaladım.
en-tr
I have a lot of energy.
Çok enerjim var.
en-tr
I advised Tom not to waste his time trying to do that.
Tom'a zamanını onu yapmaya çalışarak harcamamasını tavsiye ettim.
en-tr
I don't think Tom is good enough for you.
Tom'un senin için yeterince iyi olduğunu sanmıyorum.
en-tr
I have a decent salary.
Benim iyi bir maaşım var.
en-tr
I have a black bicycle.
Siyah bir bisikletim var.
en-tr
I can't afford to buy the car Tom thinks I should buy.
Tom'un satın almam gerektiğini düşündüğü arabayı almaya gücüm yetemez.
en-tr
I had dinner by myself.
Akşam yemeğini kendi başıma yedim.
en-tr
I don't think Tom is as creative as Mary.
Tom'un Mary kadar yaratıcı olduğunu sanmıyorum.
en-tr
I had a really bad day.
Gerçekten kötü bir gün geçirdim.
en-tr
I got up an hour early.
Bir saat erken kalktım.
en-tr
I don't think I'll permit Tom to do that.
Tom'un onu yapmasına izin vereceğimi düşünmüyorum.
en-tr
I got the answer right.
Cevabı doğru aldım.
en-tr
My favorite singer is Tom Jackson.
En sevdiğim şarkıcı Tom Jackson'dır.
en-tr
I don't believe Tom really plans to do that this week.
Tom'un onu gerçekten bu hafta yapmayı planladığını düşünmüyorum.
en-tr
I don't think I need to help Tom anymore.
Artık Tom'a yardım etmem gerektiğini düşünmüyorum.
en-tr
None of Tom's classmates like him.
Tom'un sınıf arkadaşlarından hiçbiri onu sevmez.
en-tr
I got kicked by a mule.
Bir katır tarafından tepildim.
en-tr
I told Tom he should rest.
Tom'a dinlenmesi gerektiğini söyledim.
en-tr
I don't know why Tom wants me to meet him in the park.
Tom'un neden onunla parkta buluşmamı istediğini bilmiyorum.
en-tr
I got here before noon.
Buraya öğleden önce geldim.
en-tr
I don't remember seeing Tom at the party.
Tom'u partide gördüğümü hatırlamıyorum.
en-tr
None of Tom's friends can do that.
Tom'un arkadaşlarından hiçbiri onu yapamaz.
en-tr
I felt like an outcast.
Kendimi bir kimsesiz gibi hissettim.
en-tr
I feel like going home.
Eve gidiyor gibi hissediyorum.
en-tr
I don't like the kind of music Tom plays.
Tom'un çaldığı müzik türünü beğenmiyorum.
en-tr
I feel like an outcast.
Dışlanmış gibi hissediyorum.
en-tr
I don't think Tom is smart enough to get into Harvard.
Tom'un Harvard'a girecek kadar zeki olduğunu sanmıyorum.
en-tr
I don't own a computer.
Bir bilgisayarım yok.
en-tr
I don't like green tea.
Yeşil çayı beğenmiyorum.
en-tr
That's not why Tom and I are here.
Tom ve ben bu yüzden burada değiliz.
en-tr
I don't have seniority.
Benim kıdemim yok.
en-tr
I don't think Tom will be awake at this time of night.
Gecenin bu saatinde Tom'un uyanık olacağını sanmıyorum.
en-tr
I don't give up easily.
Kolay kolay pes etmem.
en-tr
Tom and I are better than you are.
Tom ve ben senden daha iyiyiz.
en-tr
I often ask Tom questions.
Sık sık Tom'a sorular soruyorum.
en-tr
I don't do that at all.
Ben onu hiç yapmam.
en-tr
I don't know why Tom wants me to do that.
Tom'un neden onu yapmamı istediğini bilmiyorum.
en-tr
Tom and I are faster than you are.
Tom ve ben senden daha hızlıyız.
en-tr
I can't leave just yet.
Henüz gidemem.
en-tr
I don't think Tom would be surprised if Mary did that.
Eğer Mary bunu yaparsa Tom'un şaşıracağını sanmıyorum.
en-tr
I almost never eat out.
Dışarıda neredeyse hiç yemek yemem.
en-tr
I don't know why Tom wants Mary to leave.
Tom'un neden Mary'nin gitmesini istediğini bilmiyorum.
en-tr
I almost never ask why.
Nedenini neredeyse hiç sormadım.
en-tr
Tom and I weren't here last night.
Tom ve ben dün gece burada değildik.
en-tr
I admit I wasn't happy.
Mutlu olmadığımı kabul ediyorum.
en-tr
I have a cousin named Tom.
Tom adında bir kuzenim var.
en-tr
Do you have Monday off?
Pazartesi izinli misin?
en-tr
Are you open on Monday?
Pazartesi günü açık mısınız?
en-tr
Tom and Mary broke up a while ago.
Tom ve Mary bir süre önce ayrıldılar.
en-tr
I had Tom paint the fence.
Tom'a çitleri boyattım.
en-tr
I got a book down from the shelf and handed it to Tom.
Raftan bir kitap indirdim ve onu Tom'a uzattım.
en-tr
I don't know what Tom is doing out there.
Tom'un orada ne yaptığını bilmiyorum.
en-tr
You don't seem hungry.
Sen aç görünmüyorsun.
en-tr
I got in the car with Tom.
Tom'la birlikte arabaya bindim.
en-tr
You don't look scared.
Korkmuş görünmüyorsun.
en-tr
I got mad at Tom because he was making a lot of noise.
Tom'a çok sinirlendim çünkü çok gürültü yapıyordu.
en-tr
I don't know if Tom likes spinach or not.
Tom'un ıspanaktan hoşlanıp hoşlanmadığını bilmiyorum.
en-tr
Tom arrived in Boston last Monday.
Tom geçen pazartesi Boston'a geldi.
en-tr
We'll really miss you.
Seni gerçekten özleyeceğiz.
en-tr
I felt really bad for Tom.
Tom için gerçekten kendimi kötü hissettim.
en-tr
I had a crush on Tom when I was in junior high school.
Ortaokuldayken Tom'a aşık olmuştum.
en-tr
I don't know how much time Tom will need.
Tom'un ne kadar zamana ihtiyacı olduğunu bilmiyorum.
en-tr
Let's go out and play.
Dışarı çıkıp oynayalım.
en-tr
Tom asked Mary to go talk to John.
Tom, Mary'den John'la konuşmaya gitmesini rica etti.
en-tr
Let me get you a beer.
Sana bir bira getireyim.
en-tr
I don't trust Tom one bit.
Tom'a bir parça bile güvenmiyorum.
en-tr
I have a daughter that goes to the same school as Tom.
Tom'la aynı okula giden bir kızım var.
en-tr
I'm going to fix that.
Onu düzelteceğim.
en-tr
I'm going to be alone.
Yalnız olacağım.
en-tr
I'm bad at doing that.
Bunu yapmakta kötüyüm.
en-tr
I have no idea why Tom wanted Mary to stop doing that.
Tom'un Mary'nin bunu yapmayı bırakmasını neden istediğini bilmiyorum.
en-tr
I'll go there for you.
Oraya senin için gideceğim.
en-tr
I don't have any friends here except Tom.
Tom dışında burada hiç arkadaşım yok.
en-tr
Tom asked me to help Mary do that.
Tom Mary'ye bunu yapmasına yardım etmemi istedi.
en-tr
I saw the way Tom and Mary were looking at each other.
Tom ve Mary'nin birbirlerine bakma şeklini gördüm.
en-tr
I still don't do that.
Ben hâlâ bunu yapmıyorum.
en-tr
Tom asked why Mary had to do that.
Tom Mary'nin neden bunu yapmak zorunda olduğunu sordu.
en-tr
I seldom do that here.
Ben nadiren bunu burada yaparım.
en-tr
I often get home late.
Sık sık eve geç gidiyorum.
en-tr
I should've advised Tom not to believe what Mary says.
Tom'a Mary'nin söylediğine inanmamasını tavsiye etmeliydim.
en-tr
I often do that alone.
Sık sık bunu tek başıma yaparım.
en-tr
I don't ever go camping with Tom anymore.
Artık Tom'la hiç kamp yapmaya gitmiyorum.
en-tr
Tom bought himself a new computer.
Tom kendine yeni bir bilgisayar aldı.
en-tr
I have a step-brother.
Bir üvey erkek kardeşim var.
en-tr
I don't think Tom is safe.
Tom'un güvende olduğunu sanmıyorum.
en-tr
I have a son your age.
Senin yaşında bir oğlum var.
en-tr
I told Tom he shouldn't eat anything that Mary cooked.
Tom'a Mary'nin pişirdiği herhangi bir şeyi yememesi gerektiğini söyledim.
en-tr
I don't care whether you help Tom or not.
Tom'a yardım edip etmemeniz umurumda değil.
en-tr