english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Tom didn't drink his milk. | Tom sütünü içmedi. | en-tr |
Tom drank all the milk. | Tom bütün sütü içti. | en-tr |
I heard all about what happened from Tom. | Neler olduğunu Tom'dan duydum. | en-tr |
Sami worked very hard. | Sami çok sıkı çalıştı. | en-tr |
Sami was a very successful entrepreneur. | Sami çok başarılı bir girişimciydi. | en-tr |
Sami was better looking. | Sami daha iyi görünüyordu. | en-tr |
Sami had a luxury car. | Sami'nin lüks bir arabası vardı. | en-tr |
Sami could buy anything he wanted. | Sami istediği her şeyi satın alabilirdi. | en-tr |
Sami was a rich kid. | Sami zengin bir çocuktu. | en-tr |
Sami grew up in wealth. | Sami zenginlik içinde büyüdü. | en-tr |
Sami was born with a silver spoon. | Sami gümüş bir kaşıkla doğdu. | en-tr |
Sami was a rich Egyptian playboy. | Sami zengin bir Mısırlı playboydu. | en-tr |
Sami had a car collection. | Sami bir araba koleksiyonuna sahipti. | en-tr |
Sami's toys were his cars and boats. | Sami'nin oyuncakları onun arabaları ve tekneleriydi. | en-tr |
Sami was a very hard-working guy. | Sami çok çalışkan biri adamdı. | en-tr |
Sami studied for an engineering degree. | Sami bir mühendislik diploması için okudu. | en-tr |
Sami quickly got a job with one of Wall Street houses. | Sami, Wall Street evlerinden birisiyle hızlı bir şekilde iş buldu. | en-tr |
Sami became a wealthy man. | Sami zengin bir adam oldu. | en-tr |
Sami's girlfriend was Layla. | Sami'nin kız arkadaşı Leyla idi. | en-tr |
Sami met a very attractive woman named Layla. | Sami, Leyla adında çok çekici bir kadınla tanıştı. | en-tr |
I should've told Tom that I loved him. | Tom'a onu sevdiğimi söylemem gerekirdi. | en-tr |
I plan to refuse to do that. | Onu yapmayı reddetmeyi planlıyorum. | en-tr |
I plan on refusing to do that. | Onu yapmayı reddetmeyi tasarlıyorum. | en-tr |
I'm lucky I can still do that. | Şanslıyım ki onu hala yapabilirim. | en-tr |
I'm lucky that I'm still able to do that. | Şanslıyım ki onu hala yapabiliyorum. | en-tr |
I'm lucky I can do that. | Şanslıyım onu yapabilirim. | en-tr |
I'm lucky that I can do that. | Onu yapabildiğim için şanslıyım. | en-tr |
Sami was handsome, successful, and charming. | Sami yakışıklı, başarılı ve çekiciydi. | en-tr |
Sami is married with six kids. | Sami evli ve altı çocuğu var. | en-tr |
Sami worked for a bank. | Sami bir banka için çalıştı. | en-tr |
Sami was sent to Egypt. | Sami, Mısır'a gönderildi. | en-tr |
Sami lived a charmed life in Cairo. | Sami, Kahire'de büyülü bir hayat yaşadı. | en-tr |
Sami was living the high life he always wanted. | Sami her zaman istediği lüks hayatı yaşıyordu. | en-tr |
Sami was awaiting trial. | Sami duruşmayı bekliyordu. | en-tr |
Sami went on trial for the murder of Layla Bakir. | Sami, Leyla Bekir cinayetinden dolayı hakim karşısına çıktı. | en-tr |
Our master is wise. | Наш господар мудрий. | en-uk |
Sami never denied that he killed Layla. | Sami, Leyla'yı öldürdüğünü asla reddetmedi. | en-tr |
Sami was forced to kill Layla. | Sami, Leyla'yı öldürmek zorunda kaldı. | en-tr |
I am in a cult. | Ben bir kültteyim. | en-tr |
Sami owned a luxury apartment in Cairo. | Sami, Kahire'de lüks bir daireye sahipti. | en-tr |
Sami and Layla are going to get a divorce. | Sami ve Leyla boşanacaklar. | en-tr |
Sami struck Layla with a statue. | Sami, Leyla'ya bir heykelle vurdu. | en-tr |
Sami was reluctant to move back to Egypt. | Sami, Mısır'a geri dönmekte gönülsüzdü. | en-tr |
Sami confirmed Layla's fears. | Sami, Leyla'nın korkularını doğruladı. | en-tr |
If everything works out well, I'll be kidnapped by a cult. | Her şey yolunda giderse bir kült tarafından kaçırılacağım. | en-tr |
What Tom said isn't likely to be true. | Tom'un söylediği şey muhtemelen doğru olmaz. | en-tr |
Tom isn't going to show it to anyone else. | Tom başka kimseye göstermeyecektir. | en-tr |
Tom isn't so easy to get along with. | Tom'la iyi geçinmek çok kolay değil. | en-tr |
Tom isn't anticipating any trouble. | Tom herhangi bir sorun beklemiyor. | en-tr |
Tom isn't far off the mark. | Tom haksız sayılmaz. | en-tr |
Tom isn't likely to cry. | Tom muhtemelen ağlamayacak. | en-tr |
Tom isn't good enough. | Tom yeterince iyi değil. | en-tr |
It isn't surprising that Tom resigned. | Tom'un istifası sürpriz değil. | en-tr |
It's not surprising that Tom resigned. | Tom'un istifa etmesi sürpriz olmadı. | en-tr |
It isn't easy to be an umpire. | Bir hakem olmak kolay değildir. | en-tr |
It won't be easy to solve that problem. | O problemi çözmek kolay olmayacak. | en-tr |
The restaurant we're going to isn't far from the hotel. | Gidiyor olduğumuz restoran, otelden uzak değil. | en-tr |
It isn't easy to speak French. | Fransızca konuşmak kolay değildir. | en-tr |
I don't think we're ever going to find out who did that. | Onu kimin yaptığını ortaya çıkaracağımızı hiç sanmıyorum. | en-tr |
I don't think that we're ever going to find out who did that. | Onu kimin yaptığını bulacağımızı hiç sanmıyorum. | en-tr |
I'm not sure that I can get a hold of Tom. | Tom'u yakalayabileceğimden emin değilim. | en-tr |
I think we should refuse to do that. | Sanırım onu yapmayı reddetmemiz gerekir. | en-tr |
I think that we should refuse to do that. | Onu yapmayı reddetmemiz gerektiğini düşünüyorum. | en-tr |
Sami found out about that. | Sami o konuyu ortaya çıkardı. | en-tr |
Sami faced deportation back to his native Egypt. | Sami, doğduğu Mısır’a sınır dışı edilmekle karşı karşıyaydı. | en-tr |
Sami was skilled. | Sami yetenekliydi. | en-tr |
Sami had a big personality. | Sami'nin büyük bir kişiliği vardı. | en-tr |
I'm not the only one who couldn't do that. | Onu yapamayan tek kişi ben değilim. | en-tr |
I'm the guy that helped Tom do that. | Tom'un onu yapmasına yardım sağlayan kimseyim. | en-tr |
I'm not the only one here who can do that. | Burada onu yapabilen tek kişi ben değilim. | en-tr |
I'm hoping Tom will do that with me. | Umarım Tom onu benimle yapar. | en-tr |
I'm the guy who helped Tom do that. | Ben, Tom'un onu yapmasına yardım eden adamım. | en-tr |
Sami became enormously successful as a developer. | Sami bir geliştirici olarak son derece başarılı oldu. | en-tr |
Sami owned a sprawling ranch in Canada. | Sami, Kanada'da geniş bir çiftliğe sahipti. | en-tr |
Sami is Layla's only son. | Sami, Leyla'nın tek oğludur. | en-tr |
Sami is his father's proud and joy. | Sami, babasının gurur ve neşesidir. | en-tr |
Sami was living a very successful life. | Sami çok başarılı bir hayat yaşıyordu. | en-tr |
Sami was a pugnacious businessman. | Sami muazzam bir iş adamıydı. | en-tr |
Tom says he feels comfortable here. | Tom, burada kendini rahat hissettiğini söylüyor. | en-tr |
Sami purchased a huge mansion in Egypt. | Sami Mısır'da büyük bir malikane satın aldı. | en-tr |
Sami enjoyed a privileged life in Egypt. | Sami, Mısır'da ayrıcalıklı bir hayatın keyfini sürdü. | en-tr |
Sami's invention worked and generated a lot of money. | Sami'nin icadı çalıştı ve çok para üretti. | en-tr |
Sami bought a smart car. | Sami bir akıllı araba satın aldı. | en-tr |
Sami decided to buy a mansion. | Sami bir malikane satın almaya karar verdi. | en-tr |
Sami won many awards. | Sami birçok ödül kazandı. | en-tr |
Sami won his father's approval. | Sami, babasının onayını kazandı. | en-tr |
Sami is Layla's husband of twenty-six years. | Sami, Leyla'nın yirmi altı yıllık kocasıdır. | en-tr |
Sami seemed the perfect model of the successful businessman. | Sami başarılı işadamının mükemmel modeli gibi görünüyordu. | en-tr |
Sami bought the best possible guns one could buy. | Sami satın alabileceği en iyi silahları satın aldı. | en-tr |
Sami returned home just before 6 pm. | Sami saat 18'den hemen önce eve döndü. | en-tr |
Sami was still missing. | Sami hala kayıptı. | en-tr |
Sami got used to that lifestyle. | Sami o yaşam tarzına alıştı. | en-tr |
Sami made his first move. | Sami ilk hamlesini yaptı. | en-tr |
Sami shot the horses in the stables. | Sami ahırlardaki atları vurdu. | en-tr |
Sami torched the whole building. | Sami bütün binayı kundakladı. | en-tr |
Sami was contacted by Layla. | Leyla tarafından Sami ile temasa geçildi. | en-tr |
I think we should volunteer to do that. | Sanırım onu yapmak için gönüllü olmamız gerekir. | en-tr |
I think that we should volunteer to do that. | Onu yapmak için gönüllü olmamız gerektiğini düşünüyorum. | en-tr |
I'm not sure I would recognize Tom. | Tom'u tanıyacağımdan emin değilim. | en-tr |
I'm not convinced that doing that would be a good idea. | Bunu yapmanın iyi bir fikir olduğuna ikna olmadım. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.