english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
Sami drove nice cars.
Sami güzel arabalar sürdü.
en-tr
Sami was very keen on hunting.
Sami avlanmaya çok hevesliydi.
en-tr
Sami and Layla seemed like two magnets pulling towards each other.
Sami ve Leyla birbirlerine doğru çeken iki mıknatıs gibi görünüyorlardı.
en-tr
Sami and Layla worked very hard.
Sami ve Leyla çok sıkı çalıştılar.
en-tr
Sami and Layla loved each other a lot.
Sami ve Leyla birbirlerini çok sevdiler.
en-tr
Sami had six adorable children.
Sami'nin altı tane sevimli çocuğu vardı.
en-tr
Sami sounded distraught.
Sami kulağa çok sinirli gibi geliyordu.
en-tr
Sami struggled to talk.
Sami konuşmak için çabaladı.
en-tr
Sami removed the mask.
Sami maskeyi çıkardı.
en-tr
Sami was coughing.
Sami öksürüyordu.
en-tr
Sami refused to press charges.
Sami şikayetçi olmayı reddetti.
en-tr
Sami tied Layla to a chair.
Sami, Lyela'yı bir sandalyeye bağladı.
en-tr
Sami stood there.
Sami orada ayakta dayandı.
en-tr
Sami's rage reached boiling point.
Sami'nin öfkesi kaynama noktasına ulaştı.
en-tr
Sami shot this man on purpose.
Sami bu adamı kasıtlı olarak vurdu.
en-tr
Sami will never leave Tatoeba.
Sami asla Tatoeba'yı terk etmeyecek.
en-tr
Sami bought the murder weapon.
Sami cinayet silahını satın aldı.
en-tr
Sami owned six mansions around the world.
Sami dünya çapında altı tane malikaneye sahipti.
en-tr
Sami didn't show up at an important meeting.
Sami önemli bir toplantıya gelmedi.
en-tr
I'm supposed to do that before I go home.
Onu eve gitmeden önce yapmam gerekir.
en-tr
I'm still not sure why I need to do that.
Onu neden yapmaya ihtiyacım olduğundan hala emin değilim.
en-tr
I'm hoping Tom will do that.
Сподіваюся, Том це зробить.
en-uk
I'm not the only one who doesn't do that.
Onu yapmayan tek kişi ben değilim.
en-tr
I'm the one who kissed Tom.
Tom'u öpen kişiyim.
en-tr
I'm not the only one that has to do that.
Onu yapmak zorunda olan tek kişi ben değilim.
en-tr
I'm hoping Tom can do that.
Umarım Tom onu yapabilir.
en-tr
I'm never going to permit you to do that.
Senin onu yapmana asla izin vermeyeceğim.
en-tr
I'm never going to let you do that again.
Asla onu bir daha yapmana izin vermeyeceğim.
en-tr
I'm likely to do that tomorrow afternoon.
Onu muhtemelen yarın öğleden sonra yaparım.
en-tr
I'm too tired to help you do that today.
Bugün onu yapmana yardım edemeyecek kadar yorgunum.
en-tr
I'm the only one who enjoyed doing that.
Bunu yapmaktan hoşlanan tek kişi benim.
en-tr
I'm supposed to be doing that right now.
Bunu şimdi yapmam gerekiyor.
en-tr
I'm probably not going to do that today.
Muhtemelen bugün bunu yapmayacağım.
en-tr
I'm probably not going to do that again.
Muhtemelen bunu tekrar yapmayacağım.
en-tr
I'm probably going to do that next week.
Muhtemelen bunu önümüzdeki hafta yapacağım.
en-tr
I'm probably going to do that by myself.
Muhtemelen bunu kendi başıma yapacağım.
en-tr
I'm not willing to try doing that again.
Bunu tekrar yapmayı denemeye istekli değilim.
en-tr
I'm not very good at doing that, either.
Ben de bunu yapmada pek iyi değilim.
en-tr
Tom bought a Toyota FJ, but now pays much more for fuel than his previous vehicle.
Tom bir Toyota FJ'yi satın aldı ama şimdi yakıt için önceki aracından çok daha fazla para ödüyor.
en-tr
Tom is a bouncer at a nightclub.
Tom bir gece kulübünde güvenlik elemanıdır.
en-tr
Tom suffers from dried fig addiction.
Tom, kuru incir bağımlılığından muzdarip.
en-tr
Tom can't leave the warm bed and goes back to sleep.
Tom sıcak yatağı terk edemez ve uykuya geri döner.
en-tr
Sami was with Layla last night.
Sami dün gece Leyla ile beraberdi.
en-tr
Sami was raised by his mother and grandmother.
Sami, annesi ve büyükannesi tarafından büyütüldü.
en-tr
Sami's older brother lived in Cairo.
Sami'nin ağabeyi Kahire'de yaşıyordu.
en-tr
Sami's kids were his world.
Sami'nin çocukları onun dünyasıydı.
en-tr
Sami put the needs of his children before his own needs.
Sami, çocuklarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koydu.
en-tr
Sami spent time at a local church.
Sami yerel bir kilisede vakit geçirdi.
en-tr
Sami was incarcerated for robbery.
Sami soygun için hapsedildi.
en-tr
Sami was able to manipulate women.
Sami kadınları manipüle edebiliyordu.
en-tr
Sami found redemption at church.
Sami kilisede kurtuluş buldu.
en-tr
Sami had some physical problems.
Sami'nin bazı fiziksel sorunları vardı.
en-tr
Sami talked about killing someone.
Sami birisini öldürmekten bahsetti.
en-tr
Sami lived just six miles away.
Sami sadece altı mil uzakta yaşıyordu.
en-tr
Sami worked for a mortgage company.
Sami bir ipotek şirketi için çalıştı.
en-tr
Sami is the church's treasurer.
Sami kilisenin saymanıdır.
en-tr
Sami buried his head in the sand.
Sami başını kuma gömdü.
en-tr
Sami wasn't responsible for any of it.
Sami onların hiçbirinden sorumlu değildi.
en-tr
Sami obeyed Layla without question.
Sami sorgusuz süalsiz Leyla'ya itaat etti.
en-tr
Sami was not comfortable.
Sami rahat değildi.
en-tr
Sami didn't want to admit that.
Sami onu itiraf etmek istemedi.
en-tr
Sami wasn't able to yell.
Sami bağıramadı.
en-tr
Sami kept the money in the cellar.
Sami parayı mahzende tuttu.
en-tr
Sami found a purse full of credit cards.
Sami kredi kartlarıyla dolu bir çanta buldu.
en-tr
Sami used Layla's debit card.
Sami, Leyla'nın banka kartını kullandı.
en-tr
Sami parked Layla's car a few blocks away.
Sami, Leyla'nın arabasını birkaç blok ötede park etti.
en-tr
Sami didn't ask any question.
Sami hiç soru sormadı.
en-tr
Sami agreed to help Layla.
Sami, Leyla'ya yardım etmeyi kabul etti.
en-tr
Sami was manipulated.
Sami manipüle edildi.
en-tr
Sami dumped the stolen car by a cemetery.
Sami, çalıntı arabayı mezarlığa terk etti.
en-tr
Sami drove Layla home.
Sami, Leyla'yı arabayla eve götürdü.
en-tr
Sami informed Layla that he was going to Cairo.
Sami, Leyla'ya Kahire'ye gideceğini bildirdi.
en-tr
Sami did not want to lose his relationship with Layla.
Sami, Leyla ile olan ilişkisini kaybetmek istemiyordu.
en-tr
Sami's body was discovered by a farmer.
Sami'nin cesedi bir çiftçi tarafından keşfedildi.
en-tr
Sami was allowed to leave.
Sami'ye gitmesi için izin verildi.
en-tr
Sami was in deep trouble.
Sami derin zorluktaydı.
en-tr
Sami couldn't believe his eyes.
Sami gözlerine inanamadı.
en-tr
Sami hit the road in search of Layla.
Sami, Leyla'yı aramak için yola çıktı.
en-tr
Sami confessed to the murder of Layla Bakir.
Sami, Leyla Bekir cinayetini itiraf etti.
en-tr
Sami was filled with guilt.
Sami suçlulukla doluydu.
en-tr
Sami started looking for love.
Sami aşk aramaya başladı.
en-tr
Sami destroyed Layla's family.
Sami, Leyla'nın ailesini yok etti.
en-tr
Sami told Layla everything that she needed.
Sami ihtiyacı olan her şeyi Leyla'ya anlattı.
en-tr
Sami and Layla chatted on the phone almost every day.
Sami ve Leyla neredeyse her gün telefonda sohbet ediyorlardı.
en-tr
Sami was investigated by police.
Sami polis tarafından soruşturuldu.
en-tr
Sami's smile brightens my day.
Sami'nin gülümsemesi günümü parlatıyor.
en-tr
Sami visited Layla in jail twice a week.
Sami, Leyla'yı haftada iki kez hapiste ziyaret etti.
en-tr
Sami was convicted of double murder.
Sami çifte cinayetten mahkum edildi.
en-tr
Sami was brought into the police station.
Sami karakola getirildi.
en-tr
Sami went to jail for a murder he did not commit.
Sami işlemediği bir cinayet için hapse girdi.
en-tr
Sami was released and went about his daily life.
Sami serbest bırakıldı ve günlük hayatına devam etti.
en-tr
Sami held the door open for Layla.
Sami, kapıyı Leyla için açık tuttu.
en-tr
Sami dropped his girlfriend at college.
Sami kız arkadaşını üniversiteye bıraktı.
en-tr
Sami shot Layla then disappeared.
Sami, Leyla'yı vurdu, daha sonra ortadan kayboldu.
en-tr
Sami lived in a small community nestled in the Rocky Mountains.
Sami, Rocky Dağları'nda yer alan küçük bir toplulukta yaşıyordu.
en-tr
Sami discovered Layla's body in her apartment.
Sami, Leyla'nın cesedini Leyla'nın dairesinde buldu.
en-tr
Sami's note was addressed to Mom.
Sami'nin notu anneye hitap edilmişti.
en-tr
Sami's note contained 66 typed words.
Sami'nin notu 66 tane kelime içeriyordu.
en-tr
Sami hired a well known attorney.
Sami iyi tanınan bir avukat tuttu.
en-tr
Sami called Layla and expressed his condolences.
Sami, Leyla'yı aradı ve başsağlığı diledi.
en-tr