english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
I'm not sure that my parents know about my relationship with Tom. | Ebeveynlerimin Tom'la ilişkimi bildiklerinden emin değilim. | en-tr |
Tell Tom why you plan to do that. | Bunu yapmayı neden planladığını Tom'a anlat. | en-tr |
Tell Tom your opinion. | Düşünceni anlat Tom'a. | en-tr |
I think I'll refuse to do that. | Sanırım bunu yapmayı reddedeceğim. | en-tr |
I'm very desperate to do that. | Bunu yapmak için çok çaresizim. | en-tr |
Tell Tom what you think. | Tom'a ne düşündüğünü söyle. | en-tr |
I'm still learning to do that. | Hâlâ bunu yapmayı öğreniyorum. | en-tr |
I'm ready to help you do that. | Bunu yapmana yardım etmeye hazırım. | en-tr |
I'm probably doing this wrong. | Muhtemelen bunu yanlış yapıyorum. | en-tr |
Tell Tom what you've done. | Ne yaptığını Tom'a söyle. | en-tr |
I'm now old enough to do that. | Şimdi bunu yapacak kadar büyüğüm. | en-tr |
I'm not the one that did that. | Це не я зробила. | en-uk |
I'm not too young to do that. | Bunu yapacak kadar genç değilim. | en-tr |
Tell Tom what your opinion is. | Tom'a fikrinin ne olduğunu söyle. | en-tr |
Tell Tom where the library is. | Kütüphanenin nerede olduğunu Tom'a söyle. | en-tr |
Tell Tom what needs to be done. | Yapılması gerekenleri anlat Tom'a. | en-tr |
Tell Tom why you want to leave. | Tom'a neden ayrılmak istediğini söyle. | en-tr |
Tell Tom how to get to the bank. | Tom'a bankaya nasıl gideceğini söyle. | en-tr |
Tell Tom how to spell your name. | Tom'a ismini nasıl hecelediğini söyle. | en-tr |
Tell Tom when he should do that. | Tom'a bunu ne zaman yapması gerektiğini söyle. | en-tr |
Tell Tom how to get to the beach. | Tom'a sahile nasıl gideceğini söyle. | en-tr |
Tell Tom what you need him to do. | Tom'a yapmasını istediğin şeyi söyle. | en-tr |
Tell Tom how to get to the airport. | Tom'a havalimanına nasıl gideceğini söyle. | en-tr |
Tell Tom what else he needs to buy. | Tom'a başka ne satın alması gerektiğini söyle. | en-tr |
Tell me which bus I should take. | Hangi otobüse binmem gerektiğini söyle. | en-tr |
Tell Tom where to put his suitcase. | Tom'a bavulunu nereye koyacağını söyle. | en-tr |
Tell Tom where he should go next. | Tom'a nereye gitmesi gerektiğini söyle. | en-tr |
Tell Tom whether you'll come or not. | Gelip gelmeyeceğini Tom'a söyle. | en-tr |
Tell me when I should do that. | Bunu ne zaman yapmam gerektiğini söyle. | en-tr |
Tell me where to park my car. | Arabamı nereye park edeceğimi söyle. | en-tr |
Tell me when it's time to go. | Gitme zamanı geldiğinde bana söyle. | en-tr |
Tell Tom whether you'll do that or not. | Bunu yapıp yapmayacağını Tom'a söyle. | en-tr |
Tell Tom why you don't want to do that. | Tom'a neden bunu yapmak istemediğini söyle. | en-tr |
Tell me whether Tom will do that or not. | Bana Tom'un bunu yapıp yapmayacağını söyle. | en-tr |
Tell Tom how he can get in touch with you. | Скажіть Тому, як він може з вами зв'язатися. | en-uk |
Tell Tom what you think about the article Mary wrote. | Tom'a, Mary'nin yazdığı yazı hakkında ne düşündüğünü söyle. | en-tr |
Tell Tom which bus he should take to get to the station. | İstasyona gitmek için hangi otobüse binmesi gerektiğini Tom'a söyle. | en-tr |
One thing I don't like about Tom is that he's always late. | Tom hakkında sevmediğim tek şey onun hep geç kalmasıdır.. | en-tr |
Tom isn't a very good singer, and neither am I. | Tom çok iyi bir şarkıcı değil ve ben de | en-tr |
Sami was very attached to his kids. | Sami çocuklarına çok bağlıydı. | en-tr |
Sami was feeling a bit unusual. | Sami kendini biraz garip hissediyordu. | en-tr |
I'm not quite happy at the moment. | Şu an pek mutlu değilim. | en-tr |
I'll get you a blanket. | Sana bir battaniye getireceğim. | en-tr |
I'm not interested in dating. | Ben flört etmekle ilgilenmiyorum. | en-tr |
The two girls hugged each other. | İki kız birbirlerine sarıldılar. | en-tr |
Take a moment and think about it. | Bir zaman ayırın ve o konuda düşünün. | en-tr |
Don't rush into something you might regret later. | Daha sonra pişman olabileceğin bir şey için acele etme. | en-tr |
I don't want to argue in front of the children. | Я не хочу сперечатися на очах у дітей. | en-uk |
The screen is cracked. | Ekran kırık. | en-tr |
The screen's cracked. | Ekran kırılmış. | en-tr |
I cracked the screen. | Ben ekranı kırdım. | en-tr |
Tom stared at the cracked phone screen. | Tom kırık telefon ekranına baktı. | en-tr |
The screen was cracked. | Ekran çatlamıştı. | en-tr |
The students picked their classes. | Öğrenciler sınıflarını seçti. | en-tr |
When will you start getting ready to leave? | Ne zaman yola çıkmak için hazırlanmaya başlayacaksın? | en-tr |
Tom's voice startled me. | Tom'un sesi beni ürkütüyordu. | en-tr |
Tell Tom that he should go. | Tom'a gitmesi gerektiğini söyle. | en-tr |
My word is my bond. | Sözüm senedimdir. | en-tr |
Tom gets plenty of rest. | Tom bolca dinleniyor. | en-tr |
Modern technology has turned the simple wheat plant into a toxic monster. | Modern teknoloji, basit buğday bitkisini zehirli bir canavara dönüştürdü. | en-tr |
Sami went home and made love to Layla. | Sami eve gitti ve Leyla'yla aşk yaptı. | en-tr |
Sami is a wonderful person. | Sami harika bir insandır. | en-tr |
Sami loved hiking in the vast Canadian wilderness. | Sami, Kanada'nın geniş, vahşi doğasında yürüyüşe bayılıyordu. | en-tr |
Sami was very generous. | Sami çok cömertti. | en-tr |
Sami and his wife have no children. | Sami ve karısının hiç çocukları yok. | en-tr |
Sami was found dead in the underground parking. | Sami yeraltı otoparkında ölü bulundu. | en-tr |
Sami fell to his knees and was begging for his life. | Sami dizlerine düştü ve hayatı için yalvarıyordu. | en-tr |
Sami made an emergency call. | Sami acil bir çağrı yaptı. | en-tr |
I'm starting to get a bit worried because Tom should've arrived by now. | Biraz endişelenmeye başladım, çünkü Tom şimdiye kadar gelmiş olmalıydı. | en-tr |
Sami spoke Arabic. | Sami, Arapça konuştu. | en-tr |
Sami went to Egypt for several weeks. | Sami birkaç haftalığına Mısır'a gitti. | en-tr |
Sami will never see his home again. | Sami bir daha asla evini görmeyecek. | en-tr |
Sami wanted Layla home all the time. | Sami, Leyla'yı her zaman evde istiyordu. | en-tr |
Sami wanted to be a tour guide. | Sami bir tur rehberi olmak istedi. | en-tr |
I'm not sure that that's what Tom really wanted to do. | Tom'un gerçekten yapmak istediği şeyin bu olduğundan gerçekten emin değilim. | en-tr |
Sami took his own jet. | Sami kendi jetine bindi. | en-tr |
Sami travels on his own jet. | Sami kendi jetinde seyahat eder. | en-tr |
I'm not sure that that's what Tom really wanted to say. | Bunun Tom'un gerçekten söylemek istediği şey olduğundan emin değilim. | en-tr |
I'm unlikely to start doing that. | Onu yapmaya başlamam olası değil. | en-tr |
I'm not likely to stop doing that. | Muhtemelen onu yapmayı bırakmayacağım. | en-tr |
I'm unlikely to stop doing that. | Onu yapmayı bırakmam olası değil. | en-tr |
I'm not yet old enough to do that. | Onu yapmak için henüz yeterince yaşlı değilim. | en-tr |
I'm not sure Tom and Mary both want to go there. | Tom ve Mary'nin ikisinin de oraya gitmek istediğinden emin değilim. | en-tr |
I'm not planning on doing that by myself. | Onu tek başına yapmayı planlamıyorum. | en-tr |
Sami and Layla spoke to each other in Arabic. | Sami ve Leyla birbirleriyle Arapça konuştular. | en-tr |
Sami knew he was about to die. | Sami ölmek üzere olduğunu biliyordu. | en-tr |
Sami wrote the message in Arabic. | Sami mesajı Arapça yazdı. | en-tr |
Sami wrote the note in Arabic. | Sami notu Arapça yazdı. | en-tr |
Sami saw Layla's note. | Sami, Leyla'nın notunu gördü. | en-tr |
Sami would kill for cash. | Sami para için öldürür. | en-tr |
Sami reported Layla missing to Leon police. | Sami, Leon polisine Leyla'nın kayıp olduğunu bildirdi. | en-tr |
Sami was somehow involved in Layla's disappearance. | Sami bir şekilde Leyla'nın ortadan kaybolmasına karışmıştı. | en-tr |
Sami left his six children behind. | Sami altı çocuğunu geride bıraktı. | en-tr |
Sami never gave up. | Sami asla vazgeçmedi. | en-tr |
Sami is out of the country. | Sami ülke dışında. | en-tr |
Sami packed his bag. | Sami çantasını topladı. | en-tr |
Sami realized it was a waste of time. | Sami onun zaman kaybı olduğunu fark etti. | en-tr |
Sami started planning a divorce. | Sami boşanmayı planlamaya başladı. | en-tr |
Sami can't remember exactly where he buried Layla's body. | Sami, Leyla'nın cesedini tam olarak nerede gömdüğünü hatırlayamıyor. | en-tr |
Sami had an extensive arms collection. | Sami'nin geniş bir silah koleksiyonu vardı. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.