english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
I'm not sure that Tom is going to be willing to talk to me. | Tom'un benimle konuşmak için istekli olacağından emin değilim. | en-tr |
I'm not sure Tom is ready to do that yet. | Tom'un şu anda onu yapmak için hazır olduğundan emin değilim. | en-tr |
I'm not sure that Tom is ready to do that yet. | Tom'un onu yapmak için hazır olduğundan henüz emin değilim. | en-tr |
I'm not sure Tom needs to do that again. | Tom'un onu bir daha yapması gerektiğinden emin değilim. | en-tr |
I'm not sure that Tom needs to do that again. | Tom'un onu tekrar yapması gerektiğinden emin değilim. | en-tr |
I'm not sure Tom needs to do that. | Tom'un onu yapması gerektiğinden emin değilim. | en-tr |
I'm not sure Tom ought to do that. | Ben Tom'un onu yapması gerektiğinden emin değilim. | en-tr |
I'm not sure that Tom ought to do that. | Tom'un onu yapması gerektiğinden emin değilim. | en-tr |
Sami wanted to learn more Arabic. | Sami daha fazla Arapça öğrenmek istiyordu. | en-tr |
I'm not the only person who can do that. | Onu yapabilen tek kişi değilim. | en-tr |
I'm not the only one who did that wrong. | Onu yanlış yapan tek kişi değilim. | en-tr |
I'm not old enough to do that on my own. | Onu kendi başıma yapacak kadar yaşlı değilim. | en-tr |
I'm not going to start doing that today. | Onu bugün yapmaya başlamayacağım. | en-tr |
I'm not actually going to do that today. | Aslında onu bugün yapmayacağım. | en-tr |
I'm likely never going to do that again. | Muhtemelen onu bir daha asla yapmayacağım. | en-tr |
I'm likely going to do that later today. | Onu muhtemelen bugün daha sonra yapacağım. | en-tr |
I'm way too young to do that by myself. | Onu kendi başıma yapamayacak kadar gencim. | en-tr |
I'm too busy to help you do that today. | Bugün onu yapmana yardım edemeyecek kadar meşgulüm. | en-tr |
I'm the only person who had to do that. | Я єдина, хто мала цим займатися. | en-uk |
I'm the only person who didn't do that. | Onu yapmayan tek kişiyim. | en-tr |
I'm the only one who's been doing that. | Ben onu yapıyor olan tek kişiyim. | en-tr |
I'm the only one who needed to do that. | Onu yapmaya ihtiyaç duyan tek kişi benim. | en-tr |
You don't really think Tom would do that, do you? | Tom'un onu yapacağını düşünmüyorsun, değil mi? | en-tr |
I went fishing this morning, but didn't catch anything. | Bu sabah balık tutmaya gittim ama hiçbir şey yakalamadım. | en-tr |
Tom has moved back in with his parents. | Tom ailesine geri döndü. | en-tr |
Tom told Mary not to come over. | Tom, Mary'ye gelmemesini söyledi. | en-tr |
Tom told Mary not to swim in the river. | Tom, Mary'ye nehirde yüzmemesini söyledi. | en-tr |
Tom told Mary not to put any sugar in his coffee. | Tom, Mary'ye kahvesine hiç şeker koymamasını söyledi. | en-tr |
Tom told Mary not to put sugar in his coffee. | Tom, Mary'ye kahvesine şeker koymamasını söyledi. | en-tr |
Tom has gone upstairs to wake Mary up. | Tom, Mary'yi uyandırmak için yukarı çıktı. | en-tr |
Sami prayed for Layla's safe return. | Sami, Leyla'nın güvenli dönüşü için dua etti. | en-tr |
Sami lived hundreds of miles away. | Sami yüzlerce mil uzakta yaşıyordu. | en-tr |
Sami began to become more worried about Layla. | Sami, Leyla hakkında daha çok endişelenmeye başladı. | en-tr |
Sami's disappearance struck fear among the students. | Sami'nin ortadan kaybolması öğrenciler arasında korku yarattı. | en-tr |
Sami would have done the same thing for me. | Sami benim için aynısını yapardı. | en-tr |
Sami felt horrible. | Sami korkunç hissediyordu. | en-tr |
Sami pushed people to be their best. | Sami insanları ellerinden gelenin en iyisini yapmaya itti. | en-tr |
Sami had problems with Layla. | Sami'nin Leyla ile sorunları vardı. | en-tr |
Sami killed his fiancee. | Sami nişanlısını öldürdü. | en-tr |
Sami had ties to Layla. | Sami'nin Leyla ile ilişkileri vardı. | en-tr |
Sami and Layla cancelled their date at the last minute. | Sami ve Leyla son dakikada buluşmalarını iptal ettiler. | en-tr |
Sami denied any involvement in the crime. | Sami, suça herhangi bir müdahil olmayı reddetti. | en-tr |
Sami wrote it down. | Sami onu not etti. | en-tr |
Sami and Layla have broken up. | Sami ve Leyla ayrıldılar. | en-tr |
Sami was on tour in Egypt. | Sami, Mısır'da turdaydı. | en-tr |
Sami took a shower in the afternoon. | Sami öğleden sonra duş aldı. | en-tr |
Sami's house burned down to the ground. | Sami'nin evi temele kadar yandı. | en-tr |
Sami asked Layla to move out. | Sami, Leyla'dan evden taşınmasını istedi. | en-tr |
Sami and Layla often fought with each other. | Sami ve Leyla sık sık birbirleriyle kavga ediyorlardı. | en-tr |
Sami provided an alibi for the time of the murder. | Sami cinayetin zamanı için bir mazeret verdi. | en-tr |
Sami's kids were safe. | Sami'nin çocukları güvendeydi. | en-tr |
Sami seemed to be acquainted with his killer. | Sami katiliyle tanışık gibi görünüyordu. | en-tr |
Sami's body was badly burned. | Sami'nin vücudu kötü biçimde yanmıştı. | en-tr |
Sami was involved in Layla's disappearance. | Sami, Leyla'nın ortadan kaybolmasına karışmıştı. | en-tr |
Sami has been living on campus for years. | Sami yıllardır kampüste yaşıyor. | en-tr |
Sami was in the upstairs bedroom. | Sami üst kattaki yatak odasındaydı. | en-tr |
Sami was kind of creepy and strange. | Sami biraz ürpertici ve tuhaftı. | en-tr |
Sami was still in the house. | Sami hala evdeydi. | en-tr |
Sami's body was found in the ashes. | Sami'nin cesedi küller içinde bulundu. | en-tr |
Sami assaulted and battered a student. | Sami bir öğrenciye saldırdı ve hırpaladı. | en-tr |
Sami was planning a future in Cairo. | Sami, Kahire'de bir gelecek planlıyordu. | en-tr |
Sami's house was still smoking. | Sami'nin evi hala tütüyordu. | en-tr |
Sami and Layla were building their future in Cairo. | Sami ve Leyla, Kahire'de geleceklerini inşa ediyorlardı. | en-tr |
Sami wanted to marry an Egyptian woman. | Sami, Mısırlı bir kadınla evlenmek istedi. | en-tr |
Sami had problems with me. | Sami benimle sorunlar yaşıyordu. | en-tr |
Sami loved kids. | Sami çocukları severdi. | en-tr |
Sami worked at a nuclear power plant. | Sami bir nükleer enerji santralinde çalışmıştı. | en-tr |
Sami wanted to name his son after him: Sami Bakir II. | Sami oğlunu kendine göre adlandırmak istedi: Sami Bekir II. | en-tr |
Sami bought baby presents. | Sami bebek hediyeleri satın aldı. | en-tr |
Sami had some relatives in Egypt. | Sami'nin Mısır'da bazı akrabaları vardı. | en-tr |
Sami was outspoken. | Sami açık sözlüydü. | en-tr |
Sami turn off the light. | Sami ışığı söndürdü. | en-tr |
Sami met Layla online. | Sami, Leyla ile online olarak tanıştı. | en-tr |
Sami was always very nice. | Sami her zaman çok kibardı. | en-tr |
Sami dressed very nice. | Sami çok güzel giyinmişti. | en-tr |
Sami had some news for Layla. | Sami'nin Leyla için bazı haberleri vardı. | en-tr |
Sami and Layla were at their home in Cairo. | Sami ve Leyla, Kahire'deki evlerindeydiler. | en-tr |
Sami made a call from a shopping mall. | Sami bir alışveriş merkezinden arama yaptı. | en-tr |
Sami arrived for his visitation day. | Sami ziyaret günü için geldi. | en-tr |
Sami came to take Layla to Egypt for six weeks. | Sami, Leyla'yı altı haftalığına Mısır'a götürmeye geldi. | en-tr |
Sami called his attorney. | Sami kendi avukatını aradı. | en-tr |
Sami wanted an attorney. | Sami bir avukat istiyordu. | en-tr |
Sami was unaware he was being recorded. | Sami kaydedildiğinin farkında değildi. | en-tr |
Sami gave the ring to Layla. | Sami yüzüğü Leyla'ya verdi. | en-tr |
Sami dated a white girl. | Sami beyaz bir kızla flört ediyordu. | en-tr |
Sami was feeling the pressure. | Sami baskı hissediyordu. | en-tr |
Sami is Layla's former boyfriend. | Sami, Leyla'nın eski erkek arkadaşıdır. | en-tr |
Sami's locks were still intact. | Sami'nin kilitleri hala dokunulmamıştı. | en-tr |
Sami was wearing blue jeans. | Sami blue jeans giyiyordu. | en-tr |
Sami was a potential suspect. | Sami potansiyel bir şüpheliydi. | en-tr |
Sami saw Layla come and go. | Sami, Leyla'nın geliş ve gidişini gördü. | en-tr |
Sami let Layla into his apartment. | Sami, Leyla'nın, kendi dairesine girmesine izin verdi. | en-tr |
Sami wrapped Layla's body in a blanket. | Sami, Leyla'nın cesedini bir battaniyeye sardı. | en-tr |
Sami tried to clean the blood stains with detergent found in Layla's apartment. | Sami, Leyla'nın dairesinde bulduğu deterjanla kan lekelerini temizlemeye çalıştı. | en-tr |
Sami left his fingerprints on Layla's door. | Sami parmak izlerini Leyla'nın kapısında bıraktı. | en-tr |
Sami set the barn on fire. | Sami ahırı ateşe verdi. | en-tr |
Sami was arrested for domestic violence six times. | Sami aile içi şiddet nedeniyle altı kez tutuklandı. | en-tr |
Sami was home all night and his wife confirmed it. | Sami bütün gece evdeydi ve karısı bunu doğruladı. | en-tr |
Sami and Layla's relationship got ugly in the end. | Sami ve Leyla'nın ilişkileri sonunda çirkinleşti. | en-tr |
Sami was on the Florida coast. | Sami, Florida sahilindeydi. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.