english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Sami has beed diagnosed with a mental disorder. | Sami'ye bir akıl hastalığı teşhisi konuldu. | en-tr |
Sami was lying dead in his bed. | Sami yatağında ölü yatıyordu. | en-tr |
Sami was still sucking his thumb. | Sami hala baş parmağını emiyordu. | en-tr |
Sami got up. | Sami kalktı. | en-tr |
Sami pored over the documents. | Sami belgeleri inceledi. | en-tr |
Sami's daughter didn't have the physical strength to overcome her father. | Sami'nin kızı, babasının üstesinden gelmek için fiziksel güce sahip değildi. | en-tr |
Sami never acted out aggressively. | Sami asla agresif biçimde davranmadı. | en-tr |
Sami began shooting everybody. | Sami herkese ateş etmeye başladı. | en-tr |
Sami has never stopped claiming his innocence. | Sami masumiyetini iddia etmeyi hiç bırakmadı. | en-tr |
Sami was the darling of Layla's eye. | Sami, Leyla'nın gözde sevgilisiydi. | en-tr |
Sami played the tuba with his band. | Sami grubuyla tuba çaldı. | en-tr |
Sami's birth brought Farid and Layla closer. | Sami'nin doğumu, Ferit ve Leyla'yı yakınlaştırdı. | en-tr |
Sami had to pay for it. | Sami onun için ödeme yapmak zorunda kaldı. | en-tr |
Sami has just lost his house and wife. | Sami evini ve karısını yeni kaybetti. | en-tr |
Sami's wife was left to raise her child alone. | Sami'nin karısı çocuğunu yalnız başına büyütmek için ayrıldı. | en-tr |
Sami forced Layla to sign the document. | Sami, belgeyi imzalaması için Leyla'yı zorladı. | en-tr |
Sami was vomiting. | Sami kusuyordu. | en-tr |
Sami will care for Layla. | Sami, Leyla ile ilgilenecek. | en-tr |
Sami trusted Layla and why wouldn't he. | Sami, Leyla'ya güveniyordu ve neden olmasın? | en-tr |
Sami had no doubt about who should be blamed for Layla's death. | Sami'nin, Leyla'nın ölümü için kimin suçlanması gerektiği konusunda hiç şüphesi yoktu. | en-tr |
Sami married his mistress, Layla Bakir. | Sami metresi Leyla Bekir ile evlendi. | en-tr |
Sami's needle contained poison. | Sami'nin iğnesi zehir içeriyordu. | en-tr |
Sami neglected Layla when she died. | Leyla öldüğü zaman Sami onu ihmal etti. | en-tr |
Sami was poisoned. | Sami zehirlendi. | en-tr |
Sami passed the polygraph test and walked free. | Sami yalan makinesi testini geçti ve serbest kaldı. | en-tr |
Sami launched a suit against Layla. | Sami, Leyla'ya karşı dava açtı. | en-tr |
Sami Bakir defended Layla at her famous trial back in 2006. | Sami Bekir, Leyla'yı 2006'daki ünlü davasında savundu. | en-tr |
Sami would never condone what Layla did. | Sami, Leyla'nın yaptığı şeyi asla göz ardı etmeyecekti. | en-tr |
Sami understood what motivated Layla to do that. | Sami, Leyla'yı onu yapmaya yönelten şeyi anladı. | en-tr |
I'm not sure that Tom would let anyone help Mary. | Tom'un birisinin Mary'ye yardım etmesine izin vereceğinden emin değilim. | en-tr |
I'm not sure that Tom would let Mary do that. | Tom'un Mary'nin onu yapmasına izin vereceğinden emin değilim. | en-tr |
I'm not sure that Tom would let me do that. | Tom'un onu yapmama izin vereceğinden emin değilim. | en-tr |
I'm not sure that Tom would recognize me. | Tom'un beni tanıyacağından emin değilim. | en-tr |
I'm sure Tom can do that again. | Tom'un onu bir daha yapabileceğinden eminim. | en-tr |
I'm sure that Tom can do that again. | Eminim Tom onu bir daha yapabilir. | en-tr |
I'm not sure that I like this plan. | Bu planı beğendiğimden emin değilim. | en-tr |
I'm sure Tom has to do that again. | Eminim Tom onu tekrar yapmak zorunda. | en-tr |
I'm sure that Tom has to do that again. | Tom'un onu tekrar yapmak zorunda olduğundan eminim. | en-tr |
I'm not sure that I need to do that. | Onu yapmaya ihtiyacım olduğundan emin değilim. | en-tr |
I'm sure that Tom has to do that. | Eminim Tom onu yapmak zorunda. | en-tr |
I'm sure Tom needs to do that again. | Tom'un onu tekrar yapması gerektiğinden eminim. | en-tr |
I'm sure that Tom needs to do that again. | Eminim Tom'un onu tekrar yapması gerekiyor. | en-tr |
I'm not sure I really need to do that. | Gerçekten onu yapmam gerektiğinden emin değilim. | en-tr |
I'm sure that Tom should do that. | Eminim Tom onu yapması gerekiyordu. | en-tr |
If I'd known that Tom needed help, I could've helped him. | Tom'un yardıma ihtiyacı olduğunu bilseydim ona yardım edebilirdim. | en-tr |
I'm not sure that I should do that. | Onu yapmam gerektiğinden emin değilim. | en-tr |
I'm not sure that I understand exactly what you're trying to do. | Tam olarak ne yapmaya çalıştığını anladığımdan emin değilim. | en-tr |
I'm not sure that I understand exactly what you're trying to say. | Ne söylemeye çalışıyor olduğunu tam olarak anladığımdan emin değilim. | en-tr |
I'm not sure that I'll be able to do that. | Bunu yapabileceğime emin değilim. | en-tr |
I'm not sure that that's what I want to do. | Yapmak istediğim şeyin o olduğundan emin değilim. | en-tr |
Sami speaks with the heavy Arabic accent of his birthplace. | Sami, doğum yerine ait ağır Arap aksanıyla konuşur. | en-tr |
Sami owned a farm in Egypt. | Sami, Mısır'da bir çiftliğe sahipti. | en-tr |
Sami was described as a quiet guy. | Sami sessiz bir adam olarak tanımlandı. | en-tr |
Sami formed his own polo team. | Sami kendi polo takımını kurdu. | en-tr |
Sami knew that the best polo players were imported. | Sami, en iyi polo oyuncularının ithal edildiğini biliyordu. | en-tr |
Sami can't afford this. | Sami bunu karşılayamaz. | en-tr |
Sami's daughter wasn't the first woman to fall under Farid's spell. | Sami'nin kızı, Ferit'in büyüsüne kapılan ilk kadın değildi. | en-tr |
Sami assumed Farid was a wealthy playboy. | Sami, Ferit'in zengin bir playboy olduğunu varsayıyordu. | en-tr |
I'm not sure that you'll have the time to do that. | Onu yapmak için zamanın olacağından emin değilim. | en-tr |
I'm not the only one who's planning on doing that. | Onu yapmayı planlayan tek kişi ben değilim. | en-tr |
I'm not very good at doing that yet. | Onu yapmakta çok iyi değilim. | en-tr |
I'm not yet very good at doing that. | Onu yapmakta henüz çok iyi değilim. | en-tr |
I'm sure I can do that again. | Onu tekrar yapabileceğimden eminim. | en-tr |
I'm sure that I can do that again. | Eminim onu tekrar yapabilirim. | en-tr |
I'm sure you can do that again. | Onu tekrar yapabileceğinden eminim. | en-tr |
I'm sure that you can do that again. | Eminim onu tekrar yapabilirsin. | en-tr |
I'm very glad I didn't do that. | Onu yapmadığım için çok memnunum. | en-tr |
Nobody but you could've done it this well. | Senden başka kimse onu bu kadar iyi yapamazdı. | en-tr |
You should've warned me this might happen. | Bunun meydana gelebileceğine dair beni uyarman gerekirdi. | en-tr |
You should've warned me that this might happen. | Bunun olabileceğine dair beni uyarman gerekirdi. | en-tr |
I'm very unlikely to start doing that. | Büyük olasılıkla onu yapmaya başlayacağım. | en-tr |
I'm the only one who's doing that now. | Ben şimdi onu yapan tek kişiyim. | en-tr |
I'm the only one who couldn't do that. | Ben onu yapamayan tek kişiyim. | en-tr |
I'm still willing to do that for free. | Onu hala bedava yapmaya razıyım. | en-tr |
I'm still able to do that pretty well. | Onu hala oldukça iyi yapabiliyorum. | en-tr |
I'm sick, so I probably won't do that. | Ben hastayım, muhtemelen onu yapmayacağım. | en-tr |
I'm probably not doing this correctly. | Muhtemelen bunu doğru şekilde yapmıyorum. | en-tr |
I'm probably going to stop doing that. | Muhtemelen onu yapmayı bırakacağım. | en-tr |
I'm pretty good at doing that already. | Onu yapmakta zaten gayet iyiyim. | en-tr |
I'm not the one who's been doing that. | Onu yapıyor olan kişi ben değilim. | en-tr |
I'm not the one that needs to do that. | Onu yapması gereken kişi ben değilim. | en-tr |
I'm not supposed to be doing this now. | Bunu şimdi yapıyor olmam gerekmiyor. | en-tr |
Sami feared for his safety. | Sami güvenliği için korkuyordu. | en-tr |
Sami decided to take action. | Sami harekete geçmeye karar verdi. | en-tr |
Sami scheduled a second meeting with the police chief. | Sami, polis şefi ile ikinci bir görüşme planladı. | en-tr |
Sami threatened Layla. | Sami, Leyla'yı tehdit etti. | en-tr |
Sami demanded a lawyer. | Sami bir avukat talep etti. | en-tr |
Sami put the knife down. | Sami bıçağı indirdi. | en-tr |
Sami got out of that house. | Sami o evden çıktı. | en-tr |
Sami started firing the gun. | Sami silahı ateşlemeye başladı. | en-tr |
Sami consulted with his lawyer before talking to police. | Sami, polisle konuşmadan önce avukatına danıştı. | en-tr |
Sami has been shot six times while seated. | Sami otururken altı kez vuruldu. | en-tr |
Tom used to be the pitcher on our team. | Tom eskiden takımımızda atıcı olarak oynuyordu. | en-tr |
Tom used to drive a Japanese car. | Tom bir Japon arabası kullanıyordu. | en-tr |
Tom used to always complain about the weather. | Tom her zaman hava hakkında şikayette bulunurdu. | en-tr |
Tom used to come over every Monday evening and play music with me. | Tom her pazartesi akşamı gelir ve benimle müzik çalardı. | en-tr |
The castle was in dire need of major repairs. | Kale, büyük onarımlara çok ihtiyaç duyuyordu. | en-tr |
Lord Carnarvon died after being bit by a mosquito. This lead to the legend of the "Curse of Tutankhamun", also known as the "Curse of the Mummy." | Lord Carnarvon bir sivrisinek tarafından sokulduktan sonra öldü. Bu, "Mumya'nın Laneti" olarak da bilinen "Tutankhamun'un Laneti" efsanesine yol açtı. | en-tr |
Now you've really done it! | Şimdi gerçekten onu yaptın! | en-tr |
Mary beat Tom at miniature golf. | Mary minyatür golfte Tom'u yendi. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.