english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Tom is a cashier at the local supermarket. | Tom yerel süpermarkette bir kasiyerdir. | en-tr |
Mary is a registered nurse. | Mary kayıtlı bir hemşiredir. | en-tr |
Tom is a baggage handler. | Tom bir bagaj görevlisidir. | en-tr |
Tom is a barman. | Tom bir barmendir. | en-tr |
Tom is a farrier. | Tom bir nalbanttır. | en-tr |
Tom is a butler. | Tom bir uşaktır. | en-tr |
Tom is a circus performer. | Tom bir sirk oyuncusudur. | en-tr |
We were attacked by ruffians. | Serseriler tarafından saldırıya uğradık. | en-tr |
Tom is a gunsmith. | Tom bir tüfek ustasıdır. | en-tr |
Tom is a horse breeder. | Tom bir at yetiştiricisidir. | en-tr |
Tom is a hotel receptionist. | Tom bir otel resepsiyonistidir. | en-tr |
Mary is a lifeguard. | Mary bir cankurtarandır. | en-tr |
Mary is a make-up artist. | Mary bir makyaj sanatçısıdır. | en-tr |
Tom is a mechanical engineer. | Tom bir makine mühendisidir. | en-tr |
The horses were restless. | Atlar huzursuzdu. | en-tr |
Tom is a model maker. | Tom bir maket yapımcısıdır. | en-tr |
Tom is a nutritionist. | Tom bir beslenme uzmanıdır. | en-tr |
Tom is a physiotherapist. | Tom bir fizyoterapisttir. | en-tr |
Tom is a public notary. | Tom halka açık bir noterdir. | en-tr |
Tom is a barrister. | Tom bir savunma avukatıdır. | en-tr |
Tom is a stable hand. | Tom bir ahır görevlisidir. | en-tr |
Tom said he wants to become a psychologist. | Tom bir psikolog olmak istediğini söyledi. | en-tr |
Tom never was a good skier. | Tom asla iyi bir kayakçı değildi. | en-tr |
Tom worked as a lifeguard last summer. | Tom geçen yaz cankurtaran olarak çalıştı. | en-tr |
Both Tom and Mary are graphic designers. | Hem Tom hem de Mary grafik tasarımcısıdır. | en-tr |
Tom and Mary are both graphic designers. | Tom ve Mary'nin ikisi de grafik tasarımcısıdır. | en-tr |
How do you always manage to look so beautiful? | Her zaman bu kadar güzel görünmeyi nasıl başarıyorsun? | en-tr |
How do you always manage to look so perfect? | Her zaman bu kadar mükemmel görünmeyi nasıl başarırsın? | en-tr |
You really know how to make a girl feel special. | Bir kızı nasıl özel hissettireceğini biliyorsun. | en-tr |
This must have cost a fortune! | Bunun bir servete mal olmalı! | en-tr |
Measures were taken. | Önlemler alındı. | en-tr |
Something has gone bad. | Bir şey fena gitti. | en-tr |
He is recharging after a long day. | Uzun bir günden sonra yeniden şarj oluyor. | en-tr |
"Dark forces are uniting against us," said Mary. "Do you want more soup, Mary?" said Tom. | Mary “Karanlık güçler bize karşı birleşiyor” dedi. Tom "Daha çorba ister misin, Mary?" dedi. | en-tr |
"I never eat processed food," said Mary. | Mary "İşlenmiş gıdaları asla yemem" dedi. | en-tr |
How can we defend ourselves? | Kendimizi nasıl savunabiliriz? | en-tr |
There's no question. | Hiçbir soru yok. | en-tr |
Are you ready for something new? | Yeni bir şey için hazır mısın? | en-tr |
This is spectacular piece. | Bu muhteşem bir parça. | en-tr |
I'm studying geology. | Jeoloji okuyorum. | en-tr |
The volcanos here are active. | Buradaki volkanlar aktiftir. | en-tr |
Tom goes to Australia at least once a year. | Tom yılda en az bir kez Avustralya'ya gider. | en-tr |
Tom goes to Boston three or four times a month. | Tom ayda üç ya da dört kez Boston'a gidiyor. | en-tr |
This weather is depressing. | Bu hava iç karartıcı. | en-tr |
Tom decided to grow sideburns. | Tom favori bırakmaya karar verdi. | en-tr |
Sami sold his soul to the devil to get what he wanted. | Sami istediği şeyi elde etmek için ruhunu şeytana sattı. | en-tr |
Sami wanted to leave Layla. | Sami, Leyla'yı terk etmek istiyordu. | en-tr |
Sami was heartbroken when he heard about the affair. | İlişkiyi duyduğunda Sami'nin kalbi kırıldı. | en-tr |
Sami didn't want his marriage to crumble. | Sami evliliğinin parçalanmasını istemedi. | en-tr |
Sami and Layla decided to reconcile. | Sami ve Leyla uzlaşmaya karar verdiler. | en-tr |
Sami asked Layla to call Farid. | Sami, Leyla'dan Ferit'i çağırmasını istedi. | en-tr |
Sami and Layla continued their relationship. | Sami ve Leyla ilişkilerine devam ettiler. | en-tr |
Sami tried to repent his sins. | Sami günahlarından tövbe etmeye çalıştı. | en-tr |
Sami's lover met his wife. | Sami'nin sevgilisi onun karısıyla tanıştı. | en-tr |
Sami took Layla's daughter under his wing. | Sami, Leyla'nın kızını kanadı altına aldı. | en-tr |
Sami raised Layla's baby. | Sami, Leyla'nın bebeğini büyüttü. | en-tr |
Sami asked Layla to move to Cairo. | Sami, Leyla'dan Kahire'ye taşınmasını istedi. | en-tr |
Sami gave Layla a map of Egypt. | Sami, Leyla'ya bir Mısır haritası verdi. | en-tr |
Sami planned to marry Layla. | Sami, Leyla ile evlenmeyi planlıyordu. | en-tr |
Sami wanted to get Layla out of the picture. | Sami, Leyla'yı resimden çıkarmak istedi. | en-tr |
Sami would do anything Layla asks. | Sami, Leyla'nın istediği her şeyi yapardı. | en-tr |
Sami needed Layla. | Sami'nin Leyla'ya ihtiyacı vardı. | en-tr |
Sami recruited a hitman. | Sami bir kiralık katil kiraladı. | en-tr |
Sami met Layla and fell in love with her. | Sami, Leyla ile tanıştı ve ona aşık oldu. | en-tr |
Sami is madly in love with Layla. | Sami, Leyla'ya çılgınca aşık. | en-tr |
Sami was born in Cairo and he's Jewish. | Sami, Kahire'de doğdu ve Yahudidir. | en-tr |
Sami turned his life around when he married Layla. | Sami, Leyla ile evlenince hayatı altüst oldu. | en-tr |
Sami's wife, Layla, was charged with murder. | Sami'nin karısı Leyla, cinayetle suçlandı. | en-tr |
Sami was found guilty of first-degree murder. | Sami birinci derece cinayetten suçlu bulundu. | en-tr |
Sami died in prison. | Sami hapishanede öldü. | en-tr |
Sami fooled every person around him, including his wife. | Sami, karısı da dahil olmak üzere etrafındaki her bir kişiyi aldatmıştı. | en-tr |
Sami was pretending. | Sami numara yapıyordu. | en-tr |
Sami wanted to fulfill his fantasies with Layla. | Sami fantezilerini Leyla ile gerçekleştirmek istiyordu. | en-tr |
Sami sent Layla's son to an early grave. | Sami, Leyla'nın oğlunu erkenden bir mezara gönderdi. | en-tr |
Sami wanted to inherit everything. | Sami her şeyi miras almak istedi. | en-tr |
Sami lived in a bayou town in Louisiana. | Sami, Louisiana'da bir bayou kasabasında yaşıyordu. | en-tr |
Sami couldn't contain his rage. | Sami öfkesini tutamazdı. | en-tr |
I can't stop eating dried figs. | Kuru incir yemeyi bırakamam. | en-tr |
I bought a huge bag of dried figs yesterday. | Dün büyük bir torba kuru incir satın aldım. | en-tr |
My father was an ambitious man and would drink massive amounts of coffee. | Babam hırslı bir adamdı ve büyük miktarda kahve içerdi. | en-tr |
Sami would certainly know how to do that. | Sami onun nasıl yapılacağını kesinlikle bilir. | en-tr |
Sami was prepared to do anything for Layla. | Sami, Leyla için her şeyi yapmaya hazırdı. | en-tr |
Sami wants more. | Sami daha fazla istiyor. | en-tr |
The government started rounding up and arresting dissenters, idealists, and Esperanto-speakers. | Hükümet, muhalifleri, idealistleri ve Esperanto konuşanları toplamaya ve tutuklamaya başladı. | en-tr |
I'm not expected to do that by myself. | Onu kendi başıma yapmam beklenmiyor. | en-tr |
I'm lucky to still be able to do that. | Hala onu yapabildiğim için şanslıyım. | en-tr |
Tom and Mary have bought a new house. | Tom ve Mary yeni bir ev satın aldılar. | en-tr |
Tom and Mary had lunch together in the cafeteria. | Tom ve Mary kafeteryada beraber öğle yemeği yediler. | en-tr |
I'm going to be ready to do that soon. | Yakında onu yapmaya hazır olacağım. | en-tr |
Tom and Mary played cards together all evening. | Tom ve Mary bütün akşam beraber kart oynadılar. | en-tr |
I'm very unlikely to stop doing that. | Onu yapmayı bırakmam pek mümkün değil. | en-tr |
Tom slept on the beach. | Tom sahilde uyudu. | en-tr |
I'm very unlikely to do that anymore. | Artık onu yapmam pek mümkün değil. | en-tr |
I'm the person that needs to do that. | Ben onu yapması gereken kişiyim. | en-tr |
Tom decided to buy Mary something special for her birthday. | Tom doğum günü için Mary'ye özel bir şey satın almaya karar verdi. | en-tr |
I'm the only one that has to do that. | Onu yapmak zorunda olan tek kişiyim. | en-tr |
Tom didn't think he could do that. | Tom onu yapabileceğini düşünmemişti. | en-tr |
I'm the only one that did that wrong. | Ben onu yanlış yapan tek kişiyim. | en-tr |
Sami quit his job. | Sami işinden ayrıldı. | en-tr |
Sami didn't learn his lesson. | Sami dersini almadı. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.