english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
Sami salvaged his career.
Sami kariyerini kurtardı.
en-tr
Sami found another victim.
Sami başka bir kurban buldu.
en-tr
Sami was battling a heroine addiction.
Sami eroin bağımlılığıyla savaşıyordu.
en-tr
Sami was on the road to getting his life back.
Sami hayatını geri almak için yoldaydı.
en-tr
Sami gave Layla his special attention.
Sami, Leyla'ya özel ilgi gösterdi.
en-tr
Sami was visiting Layla every day.
Sami her gün Leyla'yı ziyaret ediyordu.
en-tr
Sami ended his relationship with Layla.
Sami, Leyla ile olan ilişkisine son verdi.
en-tr
Sami wouldn't talk to Layla like that.
Sami, Leyla ile öyle konuşmazdı.
en-tr
Sami was very afraid of being rejected.
Sami reddedilmekten çok korkuyordu.
en-tr
Sami needed to be accepted.
Sami'nin kabul edilmesi gerekiyordu.
en-tr
Sami wanted to be loved by everybody.
Sami herkes tarafından sevilmek istiyordu.
en-tr
Sami was desperate to get his girlfriend back.
Sami kız arkadaşını geri almak için umutsuzdu.
en-tr
Sami was enraged.
Sami öfkelendi.
en-tr
Sami shot Layla several times.
Sami Leyla'yı birkaç kez vurdu.
en-tr
Sami helped Layla get rid of the body.
Sami, Leyla'nın cesetten kurtulmasına yardım etti.
en-tr
Sami didn't want to get caught with a body.
Sami bir cesetle yakalanmak istemiyordu.
en-tr
Sami dismembered the body.
Sami cesedi parçaladı.
en-tr
Sami wanted to erase Layla's identity.
Sami, Leyla'nın kimliğini silmek istedi.
en-tr
This isn't my hat.
Bu benim şapkam değil.
en-tr
Sami dragged himself outside.
Sami kendini dışarıya sürükledi.
en-tr
This isn't Tom's hat.
Bu, Tom'un şapkası değil.
en-tr
This isn't Tom's hat, is it?
Bu, Tom'un şapkası değil mi?
en-tr
Sami didn't regain consciousness.
Sami bilincini geri kazanmadı.
en-tr
Tom only has one hat.
Tom'un sadece bir şapkası var.
en-tr
Sami assumed Layla was dead.
Sami, Leyla'nın öldüğünü kabul etti.
en-tr
Sami recognized one of the thugs who assaulted Layla.
Sami, Leyla'ya saldıran haydutlardan birini tanıdı.
en-tr
Sami didn't reveal the identity of his assailants.
Sami, saldırganlarının kimliğini açıklamadı.
en-tr
Tom is running because he doesn't want to miss his train.
Tom koşuyor çünkü trenini kaçırmak istemiyor.
en-tr
Tom has decided to grow sideburns.
Tom favorilerini uzatmaya karar verdi.
en-tr
Sami wanted to rob Layla.
Sami, Leyla'yı soymak istedi.
en-tr
Sami drove his gang of thieves to Layla's home.
Sami hırsızlık çetesini Leyla'nın evine sürdü.
en-tr
Tom lives in a house on the edge of town.
Tom kasabanın kenarındaki bir evde yaşıyor.
en-tr
I wish I was in a Paris cafe right now.
Keşke şu anda bir Paris cafesinde olsaydım.
en-tr
I wish I was reading Tintin on a train to Belgium.
Keşke Belçika'ya giden trende Tenten okuyor olsaydım.
en-tr
Sami wanted to eliminate the witnesses.
Sami, tanıkları ortadan kaldırmak istiyordu.
en-tr
Sami lit a fire to destroy all the evidence.
Sami bütün delilleri yok etmek için bir ateş yaktı.
en-tr
Tom plays table tennis fairly well.
Tom masa tenisini oldukça iyi oynuyor.
en-tr
Sami didn't expect that to happen.
Sami onun olmasını beklemiyordu.
en-tr
Why don't you come over to my place this evening?
Neden bu akşam benim evime gelmiyorsun?
en-tr
I'll be waiting for you on the sidewalk in front of the concert hall.
Konser salonunun önündeki kaldırımda seni bekliyor olacağım.
en-tr
Sami hopped from the bed.
Sami yataktan sıçradı.
en-tr
Sami fired and shot the intruder with precision.
Sami ateş etti ve izinsiz giren kişiyi kesin bir şekilde vurdu.
en-tr
Tom plays the drums very well.
Tom çok iyi davul çalar.
en-tr
Nobody really knows what the truth is.
Kimse aslında gerçeğin ne olduğunu bilmiyor.
en-tr
It's a lot warmer today than it was yesterday.
Bugün hava dünden daha sıcak.
en-tr
Sami's long days at work added to Layla's stress.
Sami'nin uzun çalışma günleri, Leyla'nın stresine katkıda bulundu.
en-tr
Sami found a way to keep himself amused.
Sami kendini eğlendirmek için bir yol buldu.
en-tr
Sami started an affair with Layla.
Sami, Leyla ile bir ilişki kurdu.
en-tr
Sami should get out of that marriage.
Sami'nin o evlilikten kurtulması gerekir.
en-tr
Sami decided to leave the house.
Sami evi terk etmeye karar verdi.
en-tr
Sami pointed the gun at Layla.
Sami silahı Leyla'ya doğrulttu.
en-tr
Sami absolutely lost it.
Sami onu kesinlikle kaybetti.
en-tr
This afternoon there was a double homicide committed less than two miles away from here.
Bu öğleden sonra buraya iki milden az mesafede işlenmiş çifte bir cinayet oldu.
en-tr
Sami threatened his wife with a gun.
Sami karısını bir silahla tehdit etti.
en-tr
Sami wanted to hurt Layla.
Sami, Leyla'yı incitmek istedi.
en-tr
Sami and Layla shared custody of their six children.
Sami ve Leyla altı çocuklarının velayetini paylaştılar.
en-tr
Do you know that boy's name?
O çocuğun adını biliyor musun?
en-tr
Are these your books?
Bunlar senin kitapların mı?
en-tr
We don't know exactly what we're supposed to do.
Tam olarak ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz.
en-tr
Sami attempted to get his daughter's custody.
Sami kızının velayetini almaya çalıştı.
en-tr
Sami is going to regret this.
Sami buna pişman olacak.
en-tr
Sami can't forget it.
Sami onu unutamaz.
en-tr
I think it's going to snow tonight.
Sanırım bu gece kar yağacak.
en-tr
Tom says he hasn't eaten anything for three days.
Tom üç gündür bir şey yemediğini söylüyor.
en-tr
Tom says he hasn't eaten anything since three days ago.
Tom üç günden beri hiçbir şey yemediğini söylüyor.
en-tr
Sami broke into Layla's house and raped her.
Sami, Leyla'nın evine izinsiz olarak girdi ve ona tecavüz etti.
en-tr
Tom told me that he thought this book was interesting.
Tom bana bu kitabın ilginç olduğunu düşündüğünü söyledi.
en-tr
Tom and I rented a rowboat and went rowing.
Tom ve ben bir sandal kiraladık ve kürek çekmeye gittik.
en-tr
Sami won his custody battle.
Sami velayet mücadelesini kazandı.
en-tr
Sami looked at himself as somebody smarter than anybody else.
Sami kendini başkalarından daha akıllı biri olarak görüyordu.
en-tr
How long did you have to wait for Tom?
Tom'u ne kadar beklemek zorundasın?
en-tr
Tom's father isn't as old as Mary's.
Tom'un babası, Mary'ninki kadar yaşlı değil.
en-tr
Tom's father isn't as old as Mary's father.
Tom'un babası, Mary'nin babası kadar yaşlı değil.
en-tr
Sami doesn't even trust his wife, Layla.
Sami karısı Leyla'ya bile güvenmiyor.
en-tr
Sami accused Layla of having an affair.
Sami, Leyla'yı bir ilişkisi olmakla suçladı.
en-tr
I'll be free after 2:30.
Saat 2.30 dan sonra serbest olacağım.
en-tr
I've been sick all week.
Bütün hafta hastaydım.
en-tr
I found my wallet that I thought I'd lost last week.
Geçen hafta kaybettiğimi düşündüğüm cüzdanımı buldum.
en-tr
Tom stole Mary's butter on a regular basis.
Tom, Mary'nin tereyağını düzenli olarak çaldı.
en-tr
My money is all gone.
Paramın hepsi gitti.
en-tr
Tom lost his keys at Mary's place.
Tom anahtarlarını Mary'nin evinde kaybetti.
en-tr
Tom walked home drunk in the fresh snow.
Tom taze karda eve sarhoş olarak yürüdü.
en-tr
Tom wore dark clothing and was killed by a motorist last evening.
Tom koyu renkli kıyafetler giyiyordu ve bir motosikletçi tarafından öldürüldü.
en-tr
Tom loaned Mary a dollar.
Tom, Mary'ye bir dolar borç verdi.
en-tr
Tom may be here this afternoon.
Tom bu öğleden sonra burada olabilir.
en-tr
Tom might be here this afternoon.
Tom bu öğleden sonra burada olabilir.
en-tr
I'd like to go to Boston with Tom.
Tom ile Boston'a gitmek isterim.
en-tr
I wish I could go to Boston with Tom.
Keşke Tom'la Boston'a gidebilseydim.
en-tr
Everyone in the class laughed at Tom.
Усі в класі сміялися над Томом.
en-uk
Everybody in the class laughed at Tom.
Sınıfta bulunan herkes Tom'a güldü.
en-tr
I don't want to give a speech in French.
Fransızca bir konuşma yapmak istemiyorum.
en-tr
I have to give a speech in French next Monday.
Gelecek pazartesi günü Fransızca olarak konuşma yapmak zorundayım.
en-tr
Give me something hot to drink.
Bana içecek sıcak bir şey ver.
en-tr
I have to write an essay in French.
Fransızca olarak bir deneme yazmak zorundayım.
en-tr
Driving at night without your headlights on is dangerous.
Geceleyin farlarınız olmadan sürüş yapmak tehlikelidir.
en-tr
I don't like being forced to do anything.
Bir şey yapmaya zorlanmaktan hoşlanmam.
en-tr
There's no denying that that happened.
Oun olduğu konusunda inkar etme yok.
en-tr
We have a small vegetable garden behind our house.
Evimizin arkasında küçük bir sebze bahçesi var.
en-tr
I think that what Tom told you is true.
Tom'un sana söylediği şeyin doğru olduğunu düşünüyorum.
en-tr
I think that what Tom told you is the truth.
Tom'un sana söylediği şeyin gerçek olduğunu düşünüyorum.
en-tr