english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
I think that what Tom told you isn't true.
Tom'un sana söylediği şeyin doğru olmadığını düşünüyorum.
en-tr
Sami wanted to offer Layla a place to stay.
Sami, Leyla'ya kalacak bir yer sunmak istedi.
en-tr
Sami carved a symbol into Layla's wooden cabinet.
Sami, Leyla'nın ahşap dolabına bir sembol kazıdı.
en-tr
Sami vandalized Layla's desk.
Sami, Leyla'nın masasını vandalize etti.
en-tr
I asked Tom what he wanted.
Я запитала Тома, чого він хоче.
en-uk
Tom said he didn't know what Mary wanted.
Tom, Mary'nin ne istediğini bilmediğini söyledi.
en-tr
I kept silent because I didn't know what to say.
Sessiz kaldım çünkü ne söyleneceğini bilmiyordum.
en-tr
I kept silent because I didn't have anything to say.
Sessiz kaldım çünkü söyleyecek hiçbir şeyim yoktu.
en-tr
I'm pretty sure that it was Tom that I saw kissing Mary.
Mary'yi öperken gördüğümün Tom olduğundan oldukça eminim.
en-tr
Sami beat Layla on the head.
Sami, Leyla'nın başına vurdu.
en-tr
Sami kicked Layla to death.
Sami, Leyla'yı ölüme terk etti.
en-tr
Sami thought Layla was a police informant.
Sami, Leyla'nın bir polis muhbiri olduğunu düşündü.
en-tr
Sami ordered Layla to kill Farid.
Sami, Leyla'ya Ferit'i öldürmesini emretti.
en-tr
I don't remember what time I'm supposed to meet Tom.
Tom'la ne zaman buluşmam gerektiğini hatırlamıyorum.
en-tr
I don't remember why I did that.
Onu neden yaptığımı hatırlamıyorum.
en-tr
I don't remember how much money this cost me.
Bunun bana ne kadara mal olduğunu hatırlamıyorum.
en-tr
Sami gave up the chase.
Sami kovalamaktan vazgeçti.
en-tr
Sami's face was covered in blood.
Sami'nin yüzü kanla kaplıydı.
en-tr
Sami came out of the woods, covered in blood.
Sami kanlanmış olarak ormandan çıktı.
en-tr
I'll do whatever you want me to.
Я зроблю все, що ти від мене хочеш.
en-uk
I'll eat whatever Tom cooks.
Tom ne pişirirse yerim.
en-tr
I'll buy whatever Tom tells me to.
Tom bana ne söylerse satın alırım.
en-tr
I'll buy the same thing Tom buys.
Ben Tom'un satın aldığının aynısını satın alırım.
en-tr
Please feel free to eat anything in the refrigerator.
Lütfen buzdolabından herhangi bir şey yemekten çekinmeyin.
en-tr
Sami started smoking dope regularly.
Sami düzenli olarak esrar içmeye başladı.
en-tr
Either you or I have to do that.
Ya sen ya da ben onu yapmak zorundayız.
en-tr
Sami pulled Layla out of her SUV.
Sami, Leyla'yı SUV'undan çıkardı.
en-tr
Sami was attacked by a group of masked men.
Sami bir grup maskeli adam tarafından saldırıya uğradı.
en-tr
Sami is gonna enter hell.
Sami cehenneme gidecek.
en-tr
"This is the last time," said Tom. "You always say that," replied Mary.
Tom “Bu son kez” dedi. Mary “Sen her zaman öyle dersin” diye yanıtladı .
en-tr
Sami held Layla against the wall.
Sami, Leyla'yı duvara karşı tuttu.
en-tr
I wish I could run as fast as you.
Keşke senin kadar hızlı koşabilseydim.
en-tr
Sami stopped cooperating with the police.
Sami polisle işbirliği yapmayı bıraktı.
en-tr
Sami wasn't interested in the justice system and wanted revenge street-style.
Sami adalet sistemiyle ilgilenmiyordu ve sokak tarzı intikam istiyordu.
en-tr
Sami was going to pay.
Sami ödeme yapacaktı.
en-tr
Sami was wearing a mask.
Sami bir maske takıyordu.
en-tr
Sami used this phrase a lot.
Sami bu ifadeyi çok kullandı.
en-tr
Sami wanted to torture Layla for what she did to him.
Sami ona yaptıklarından dolayı Leyla'ya işkence yapmak istedi.
en-tr
Sami murdered an innocent man.
Sami masum bir adamı öldürdü.
en-tr
I didn't see Tom at the airport.
Tom'u havaalanında görmedim.
en-tr
Where do you suppose Tom went?
Tom'un nereye gittiğini düşünüyorsun?
en-tr
Sami put a bag over Layla's head and suffocated her.
Sami, Leyla'nın kafasına bir çanta koydu ve onu boğdu.
en-tr
Sami was just looking for someone to punish.
Sami sadece cezalandıracak birini arıyordu.
en-tr
Sami smelt like a pig.
Sami bir domuz gibi kokuyordu.
en-tr
Sami's rage clouded his judgment.
Sami'nin öfkesi onun yargısını bulanıklaştırdı.
en-tr
Sami has worked with a lot of rape victims.
Sami birçok tecavüz kurbanı ile çalıştı.
en-tr
Sami's volcano blew.
Sami'nin yanardağı patladı.
en-tr
How long did you work today?
Bugün ne kadar süre çalıştın?
en-tr
Sami worked very hard to provide a stable environment for his children.
Sami, çocukları için istikrarlı bir ortam sağlamak için çok sıkı çalıştı.
en-tr
Sami is going out.
Sami dışarı çıkıyor.
en-tr
Sami's mother sold him to a man for a few beers.
Sami'nin annesi birkaç bira için onu bir adama sattı.
en-tr
The cookies Tom baked this afternoon are really delicious.
Öğleden sonra Tom'un pişirdiği kurabiyeler gerçekten lezzetli.
en-tr
I'd like to live on a farm.
Bir çiftlikte yaşamak isterim.
en-tr
Who's that man painting the fence?
Çitleri boyayan o adam kim?
en-tr
I'm sure Tom will be home before dark.
Tom'un hava kararmadan önce evde olacağından eminim.
en-tr
Sami started taking his anger out on Layla's children.
Sami, öfkesini Leyla'nın çocuklarından çıkarmaya başladı.
en-tr
Why are those people over there standing in line?
Oradaki o insanlar neden kuyrukta dayanıyorlar?
en-tr
It's cold outside, so don't forget to wear a hat.
Dışarıda hava soğuk, bu yüzden şapka takmayı unutma.
en-tr
Sami started shouting for the police.
Sami polise bağırmaya başladı.
en-tr
Sami was happy to talk about that.
Sami o konuda konuşmaktan mutluydu.
en-tr
Sami was convicted of six homicides.
Sami altı cinayetten hüküm giymişti.
en-tr
Sami will never be released back to the population.
Sami asla halka geri bırakılmayacak.
en-tr
Sami still blames his abusive mother for his actions.
Sami istismarcı annesini hareketlerinden dolayı hâlâ suçluyor.
en-tr
Sami wore a mask that hid his true nature.
Sami gerçek doğasını saklayan bir maske takıyordu.
en-tr
Sami truly kept his friends close and his enemies closer.
Sami gerçekten arkadaşlarını yakın, düşmanlarını ise daha da yakın tutuyordu.
en-tr
Sami rescued a prostitute from a violent client.
Sami bir fahişeyi, sert bir müşteriden kurtardı.
en-tr
Sami revealed his true self to Layla.
Sami gerçek benliğini Leyla'ya açıkladı.
en-tr
Tom asked me to polish his shoes.
Tom ayakkabılarını parlatmamı istedi.
en-tr
Tom asked me to take out the garbage.
Tom çöpü dışarı çıkarmamı istedi.
en-tr
Tom told me that he didn't like spinach.
Tom bana ıspanaktan hoşlanmadığını söyledi.
en-tr
When was the last time you ate spinach?
En son ne zaman ıspanak yedin?
en-tr
Sami was so drunk that he didn't even realize that he had paid the prostitute.
Sami o kadar sarhoştu ki fahişeye para ödemiş olduğunu bile fark etmedi.
en-tr
Sami slipped back into drugs.
Sami uyuşturucuya geri döndü.
en-tr
Sami was receiving welfare benefits.
Sami sosyal yardımlar alıyordu.
en-tr
Sami wanted to access Layla's money.
Sami, Leyla'nın parasına erişmek istiyordu.
en-tr
Tom and I take a walk in the park together every morning.
Tom ve ben birlikte her sabah parkta bir yürüyüşe çıkıyoruz.
en-tr
Tom's train arrives at 2:30.
Потяг Тома прибуває о 2:30.
en-uk
Sami stole the camera from Layla.
Sami kamerayı Leyla'dan çaldı.
en-tr
What time is the first bus in the morning?
Sabahleyin ilk otobüs saat kaçta?
en-tr
Do you and Tom often eat lunch together?
Siz ve Tom sıklıkla birlikte öğle yemeği yiyor musunuz?
en-tr
I'll be meeting Tom at 2:30.
Tom'la saat 2.30'da buluşuyor olacağım.
en-tr
Sami refused to give up on his friends.
Sami arkadaşlarından vazgeçmeyi reddetti.
en-tr
Sami began to think that Layla was going to turn him in to the police.
Sami, Leyla'nın onu polise teslim edeceğini düşünmeye başladı.
en-tr
Tom teaches French at Mary's school.
Tom, Mary'nin okulunda Fransızca dersine giriyor.
en-tr
Let's go to the lake this afternoon.
Bu öğleden sonra göle gidelim.
en-tr
I'll go to the park even if it's raining.
Yağmur yağsa bile parka gideceğim.
en-tr
Where will you spend your vacation?
Tatilinizi nerede geçireceksiniz?
en-tr
Sami didn't remember the number.
Sami numarayı hatırlamadı.
en-tr
Sami was physically traumatized.
Sami fiziksel olarak travma geçirdi.
en-tr
Sami stabbed Layla multiple times.
Sami, Leyla'yı defalarca kez bıçakladı.
en-tr
The meeting's going to start soon.
Toplantı yakında başlayacak.
en-tr
The party's going to start soon.
Parti yakında başlayacak.
en-tr
Sami's blows caused Layla's death from massive blood loss.
Sami'nin darbeleri, büyük kan kaybı yoluyla Leyla'nın ölümüne neden oldu.
en-tr
It looks like Tom is about to cry.
Tom ağlamak üzere gibi görünüyor.
en-tr
I think Tom is going to cry.
Tom'un ağlayacağını düşünüyorum.
en-tr
Sami couldn't lift Layla's body off the ground.
Sami, Leyla'nın cesedini yerden kaldıramadı.
en-tr
Sami beheaded Layla's body.
Sami, Leyla'nın cesedinin kafasını kesti.
en-tr
Sami placed Layla's head in a bucket.
Sami, Leyla'nın kafasını bir kovaya koydu.
en-tr
Sami scattered Layla's body parts around the city.
Sami, Leyla'nın ceset parçalarını şehir çevresine dağıttı.
en-tr
Tom said he'd be coming to see us today.
Tom bugün bizi görmeye geliyor olacağını söyledi.
en-tr