english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Where do you usually spend your holidays? | Tatillerinizi genellikle nerede geçiriyorsunuz? | en-tr |
What time do you want me to wake you up? | Seni ne zaman uyandırmamı istiyorsun? | en-tr |
Sami was back to his old ways. | Sami eski yollarına geri döndü. | en-tr |
Sami's death was consuming Layla's every thought. | Sami'nin ölümü, Leyla'nın her düşüncesini tüketiyordu. | en-tr |
Sami confessed to the murder. | Sami cinayeti itiraf etti. | en-tr |
Sami spilled everything in the police interrogation room. | Sami polis sorgulama odasında her şeyi döktü. | en-tr |
We don't get much snow here. | Burada fazla kar almıyoruz. | en-tr |
Tom has just gotten here. | Tom buraya yeni geldi. | en-tr |
By the time Tom got there, the concert had already begun. | Tom oraya vardığında konser çoktan başlamıştı. | en-tr |
Tom's father was the one who built the house that Tom's living in. | Tom'un babası, Tom'un yaşadığı evi inşa eden kişiydi. | en-tr |
Sami's family was much esteemed in Cairo. | Sami'nin ailesi Kahire'de çok saygındı. | en-tr |
Sami's father remarried when he was only six. | Sami'nin babası Sami henüz altı yaşındayken yeniden evlendi. | en-tr |
Tom may come to see us this afternoon. | Tom bu öğleden sonra bizi görmek için gelebilir. | en-tr |
Tom said he'd come to see us this afternoon. | Tom bu öğleden sonra bizi görmeye geleceğini söyledi. | en-tr |
Is it the tenor saxophone or the alto saxophone that you play? | Çaldığın tenor saksafon mu yoksa alto saksafon mu? | en-tr |
Sami faced eviction. | Sami evden tahliyeyle karşı karşıya kaldı. | en-tr |
Sami purchased a house for Layla. | Sami, Leyla için bir ev satın aldı. | en-tr |
If I had more money, I'd buy that for you. | Fazla param olsaydı onu senin için satın alırdım. | en-tr |
I used to drink a lot of coffee, but I don't drink coffee anymore. | Eskiden çok fazla kahve içerdim ama artık kahve içmiyorum. | en-tr |
Tom and I talked about how we were going to spend the money. | Tom ve ben parayı nasıl harcayacağımız hakkında konuştuk. | en-tr |
Sami has chosen to stay in Cairo. | Sami, Kahire'de kalmayı seçti. | en-tr |
Sami was feeling nauseous. | Sami'nin midesi bulanıyordu. | en-tr |
It's difficult to master a foreign language. | Yabancı bir dilde uzmanlaşmak zordur. | en-tr |
You should tell Tom the truth. | Tom'a gerçeği söylemen gerek. | en-tr |
What do you expect me to do for you? | Senin için ne yapmamı bekliyorsun? | en-tr |
My plan is to go to Boston next summer. | Planım önümüzdeki yaz Boston'a gitmek. | en-tr |
We should probably ask Tom to do that. | Muhtemelen Tom'dan onu yapmasını rica etmemiz gerek. | en-tr |
We should probably ask Tom to do that for us. | Muhtemelen Tom'dan onu bizim için yapmasını rica etmemiz gerek. | en-tr |
Sami started vomitting. | Sami kusmaya başladı. | en-tr |
Sami was poisoning Layla. | Sami, Leyla'yı zehirliyordu. | en-tr |
It's not necessary for you to do that anymore. | Artık onu yapman gerekli değil. | en-tr |
Tom spoke too fast. | Tom fazla hızlı konuştu. | en-tr |
Tom speaks French too fast for me to understand. | Tom anlayamayacağım kadar hızlı Fransızca konuşuyor. | en-tr |
We don't understand each other. | Biz birbirimizi anlamıyoruz. | en-tr |
You may go if you want to. | İstersen gidebilirsin. | en-tr |
Tom tried to say something, but Mary cut him off. | Tom bir şey demeye çalıştı ama Mary onu engelledi. | en-tr |
Tom tried to say something, but Mary stopped him. | Tom bir şey söylemeye çalıştı ama Mary onu durdurdu. | en-tr |
Tom and I sat on the beach listening to the sound of the waves. | Tom ve ben sahilde dalgaların sesini dinleyerek oturduk. | en-tr |
The boy leaning against the wall over there is my brother. | Orada duvara yaslanmış oğlan benim ağabeyimdir. | en-tr |
I ate too much at the party last night. | Dün gece partide çok fazla yedim. | en-tr |
I drank too much at the party last night. | Dün geceki partide çok fazla içtim. | en-tr |
Fishing isn't allowed here. | Burada balık tutmaya izin verilmez. | en-tr |
Skateboarding isn't allowed here. | Kaykaya burada izin verilmiyor. | en-tr |
I remember meeting you a few years ago. | Birkaç yıl önce seninle karşılaştığımı hatırlıyorum. | en-tr |
I remember meeting Tom at a conference in Boston. | Boston’daki bir konferansta Tom'la karşılaştığımı hatırlıyorum. | en-tr |
Tom sure does complain a lot. | Tom kesinlikle çok fazla şikayet ediyor. | en-tr |
The front door of Tom's house was locked, but the back door wasn't. | Tom'un evinin ön kapısı kilitliydi ama arka kapı kilitli değildi. | en-tr |
This pair of sunglasses belongs to Tom. | Bu güneş gözlüğü Tom'a ait. | en-tr |
Do you have an extra bicycle that I could borrow? | Ödünç alabileceğim fazladan bir bisikletin var mı? | en-tr |
Do you have a knife I could borrow? | Senin ödünç alabileceğim bir bıçağın var mı? | en-tr |
Do you have a knife that I could borrow? | Ödünç alabileceğim bir bıçağın var mı? | en-tr |
The candle burned out, so I lit another one. | Mum yanarak bitti bu nedenle başka bir tane yaktım. | en-tr |
May I borrow your bicycle tomorrow afternoon? | Yarın öğleden sonra bisikletini ödünç alabilir miyim? | en-tr |
Take any one of these you like. | Bunlardan beğendiğin birini al. | en-tr |
There isn't any ice cream left. | Hiç dondurma kalmadı. | en-tr |
There isn't any cake left. | Hiç kek kalmadı. | en-tr |
Some of Tom's classmates can speak French fairly well. | Tom'un sınıf arkadaşlarından bazıları oldukça iyi Fransızca konuşabiliyor. | en-tr |
Neither of Tom's brothers can speak French. | Tom'un erkek kardeşlerinden hiçbiri Fransızca konuşamaz. | en-tr |
This summer, I plan to read every book on these three shelves. | Bu yaz bu üç raftaki her kitabı okumayı planlıyorum. | en-tr |
There's a letter on the table addressed to you. | Masada size gönderilmiş bir mektup var. | en-tr |
There's a letter on the table for you. | Masada senin için bir mektup var. | en-tr |
Tom's mother got angry when she saw Tom jumping on his bed. | Tom'un annesi, Tom'u yatağında zıplarken görünce kızdı. | en-tr |
Tom usually goes to bed before his parents do. | Tom genellikle anne ve babasından önce yatağa gider. | en-tr |
I really enjoyed reading that book you gave me last week. | Geçen hafta bana verdiğin o kitabı okumaktan gerçekten keyif aldım. | en-tr |
Tom usually sleeps with his windows open, even in the winter. | Tom genellikle kışın bile pencereleri açık olarak uyur. | en-tr |
My doctor told me that drinking a little wine every day would be good for me. | Doktorum bana her gün biraz şarap içmenin bana iyi geleceğini söyledi. | en-tr |
This pork needs to be cooked a little longer. | Bu domuzun biraz daha pişirilmesi gerekiyor. | en-tr |
Thousands of people visit this museum every month. | Her ay binlerce insan bu müzeyi ziyaret ediyor. | en-tr |
Hundreds of people eat here every day. | Burada her gün yüzlerce insan yiyor. | en-tr |
How long are you going to wait for Tom? | Tom için ne kadar bekleyeceksin? | en-tr |
Sami claimed he was feeling sick. | Sami kendini rahatsız hissettiğini iddia etti. | en-tr |
This river is the second longest in Australia. | Bu nehir Avustralya'daki en uzun ikinci nehirdir. | en-tr |
I thanked Tom for washing my car. | Arabamı yıkadığı için Tom'a teşekkür ettim. | en-tr |
Tom found my wallet and returned it to me. | Tom cüzdanımı buldu ve onu bana geri verdi. | en-tr |
Let me show you the picture I painted last month. | Sana geçen ay çizdiğim resmi göstereyim. | en-tr |
Tom is pretty good at painting. | Tom resim yapmakta oldukça iyidir. | en-tr |
Who's the guy over there talking with Tom? | Tom'la konuşan oradaki adam kim? | en-tr |
A dog that barks all the time isn't a good watchdog. | Her zaman havlayan bir köpek iyi bir bekçi köpeği değildir. | en-tr |
What Tom did to Mary wasn't very nice. | Tom'un Mary'ye yaptığı şey pek hoş değildi. | en-tr |
Is there anything I can buy for you while I'm at the supermarket? | Süpermarkette olduğum zaman sana satın alabileceğim bir şey var mı? | en-tr |
Is there anything you want me to buy for you while I'm at the supermarket? | Süpermarketteyken sana satın almamı istediğin bir şey var mı? | en-tr |
Tom has a brother who's a carpenter. | Tom'un marangoz olan bir erkek kardeşi var. | en-tr |
Tom has a brother who knows how to speak French. | Tom'un Fransızca konuşmayı bilen bir erkek kardeşi var. | en-tr |
Tom has a brother who can probably help you do that. | Tom'un muhtemelen onu yapmana yardım edebilecek bir erkek kardeşi var. | en-tr |
I think I know an easier way to do that. | Sanırım onu yapmak için daha kolay bir yol biliyorum. | en-tr |
Tom showed me an easier way to do that. | Tom bana onu yapmak için daha kolay bir yol gösterdi. | en-tr |
Can you think of any easier way to do this? | Bunu yapmanın daha kolay bir yolunu düşünebilir misin? | en-tr |
I'll do whatever Tom tells me to do. | Tom'un yapmamı söylediği her şeyi yapacağım. | en-tr |
Sami was the one who benefited from Layla's death. | Sami, Leyla'nın ölümünden yararlanan kişiydi. | en-tr |
Sami committed these murders. | Sami bu cinayetleri işledi. | en-tr |
Sami passed away just six days later. | Sami yalnızca altı gün sonra vefat etti. | en-tr |
Sami forgot this advice. | Sami bu tavsiyeyi unuttu. | en-tr |
Sami turned the tables. | Sami masaları çevirdi. | en-tr |
Sami couldn't resist the temptation. | Sami ayartmaya karşı koyamadı. | en-tr |
I don't think there's any chance that I'll be able to do that. | Bunu yapabileceğime dair bir şans olduğunu sanmıyorum. | en-tr |
I don't think there's any chance that Tom will let you do that. | Tom'un bunu yapmana izin vermesinin bir şansı olduğunu sanmıyorum. | en-tr |
I don't think there's any chance that Tom will help you. | Tom'un sana yardım etmesi için bir şans olacağını sanmıyorum. | en-tr |
Sami ended up behind bars. | Sami parmaklıklar ardına düştü. | en-tr |
I wonder if Mary has a boyfriend. | Mary'nin bir erkek arkadaşı olup olmadığını merak ediyorum. | en-tr |
I wonder if Tom would help us do that. | Tom'un onu yapmamıza yardımcı olup olmayacağını merak ediyorum. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.