english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Sami was not going to divorce Layla. | Sami, Leyla'dan boşanmayacak. | en-tr |
Sami was there when Layla's husband died. | Sami, Leyla'nın kocası öldüğünde oradaydı. | en-tr |
Sami wanted to talk about that. | Sami o konu hakkında konuşmak istiyordu. | en-tr |
Sami drove a sports car. | Sami bir spor araba kullanıyordu. | en-tr |
Sami was trying to confuse Layla. | Sami, Leyla'nın kafasını karıştırmaya çalışıyordu. | en-tr |
Sami walked in. | Sami içeri girdi. | en-tr |
Sami was calling out Layla's name. | Sami, Leyla'nın adını çağırıyordu. | en-tr |
Sami wouldn't have done that. | Sami onu yapmazdı. | en-tr |
Sami saw a gun by Layla's hand. | Sami, Leyla'nın elinde bir silah gördü. | en-tr |
Sami was watching a TV show. | Sami bir televizyon programı izliyordu. | en-tr |
Sami picked up the gun. | Sami silahı aldı. | en-tr |
Sami didn't know what that gun was doing there, in his house. | Sami o silahın orada, evinde ne aradığını bilmiyordu. | en-tr |
Sami put the gun in Layla's sewing basket. | Sami silahı Leyla'nın dikiş sepetine koydu. | en-tr |
Sami wanted to find out what was going on. | Sami neler olduğunu öğrenmek istedi. | en-tr |
Sami thought the gun was Layla's. | Sami silahın Leyla'nın olduğunu düşünüyordu. | en-tr |
Sami has been sleeping with Layla. | Sami, Leyla ile yatıyordu. | en-tr |
Sami made a shocking confession to his sister, Layla. | Sami, kız kardeşi Leyla'ya şok edici bir itirafta bulundu. | en-tr |
Sami was violently beaten and beheaded. | Sami şiddetle dövüldü ve kafası kesildi. | en-tr |
Sami will never be released. | Sami asla serbest bırakılamaz. | en-tr |
Sami followed in his brother's footsteps. | Sami erkek kardeşinin adımlarını izledi. | en-tr |
Sami wanted to live in this house. | Sami bu evde yaşamak istiyordu. | en-tr |
Sami was waiting for Layla to get home. | Sami, Leyla'nın eve gelmesini bekliyordu. | en-tr |
Sami lost so much blood. | Sami çok fazla kan kaybetti. | en-tr |
Sami kicked Layla. | Sami, Leyla'yı tekmeledi. | en-tr |
Sami left the room with a smile on his face. | Sami yüzünde bir gülümsemeyle odayı terk etti. | en-tr |
Sami asked Layla to come back home. | Sami, Leyla'dan eve dönmesini istedi. | en-tr |
Sami violated his son. | Sami oğluna şiddet uyguluyordu. | en-tr |
Sami witnessed the rape. | Sami tecavüze tanık oldu. | en-tr |
Sami had some psychological issues going on. | Sami devam eden bazı psikolojik sorunlar yaşıyordu. | en-tr |
Sami walked into Layla's bedroom. | Sami, Leyla'nın yatak odasına girdi. | en-tr |
Sami was looking at Layla. | Sami, Leyla'ya bakıyordu. | en-tr |
Sami doesn't recall anything. | Sami bir şey hatırlamıyor. | en-tr |
Sami understood that. | Sami onu anlamıştı. | en-tr |
Sami started thinking that his father needed to die. | Sami, babasının ölmesi gerektiğini düşünmeye başladı. | en-tr |
Sami decided Layla's fate. | Sami, Leyla'nın kaderine karar verdi. | en-tr |
Sami turned to his best friend for help. | Sami yardım için en iyi arkadaşına başvurdu. | en-tr |
Sami needed to be killed. | Sami'nin öldürülmesi gerekiyordu. | en-tr |
There is frost on the grass this morning. | Bu sabah çimlerin üzerinde don var. | en-tr |
This soap is causing eczema on my hands. | Bu sabun ellerimde egzamaya neden oluyor. | en-tr |
I brought my own shopping bag. | Kendi alışveriş torbamı getirdim. | en-tr |
Do you know how to play this game? | Bu oyunun nasıl oynanacağını biliyor musun? | en-tr |
Please do come again. | Lütfen tekrar gel. | en-tr |
What on earth was Tom trying to do? | Tom ne yapmaya çalışıyordu? | en-tr |
I haven't had a good night's sleep all week. | Bütün hafta iyi bir uyku çekmedim. | en-tr |
I wonder why Tom changed his mind. | Tom'un neden fikrini değiştirdiğini merak ediyorum. | en-tr |
Do you know when Tom plans to leave? | Tom ne zaman yola çıkmayı planladığını biliyor musun? | en-tr |
Do you know what time Tom plans to leave? | Tom ne zaman gitmeyi planladığını biliyor musun? | en-tr |
I used to walk to school when I was your age. | Senin yaşındayken okula yürürdüm. | en-tr |
Someone broke into Tom's house last night. | Birisi dün gece Tom'un evine girdi. | en-tr |
Somebody broke into Tom's house last night. | Birisi dün gece Tom'un evine girdi. | en-tr |
How on earth did Tom do that? | Tom nasıl olur da bunu yapar? | en-tr |
What do you want to talk to Tom about? | Tom'la ne hakkında konuşmak istiyorsun? | en-tr |
Why did Tom eat that? | Tom neden onu yedi? | en-tr |
Tom seemed busy when I saw him. | Tom onu gördüğümde meşgul görünüyordu. | en-tr |
Tom seemed happy when I saw him. | Tom onu gördüğümde mutlu görünüyordu. | en-tr |
We almost weren't able to do that. | Neredeyse onu yapmayı başaramıyorduk. | en-tr |
Tom almost got killed. | Tom neredeyse öldürülüyordu. | en-tr |
Tom says that he and Mary almost got married. | Tom, o ve Mary'nin neredeyse evlendiğini söylüyor. | en-tr |
I don't think anybody else has noticed. | Başka kimsenin fark ettiğini sanmıyorum. | en-tr |
She learned to bicycle over the last year. | Geçen yıl bisiklet sürmeyi öğrendi. | en-tr |
My uncle bought a new television for us. | Amcam bizim için yeni bir televizyon satın aldı. | en-tr |
We are making a difference. | Biz bir fark yaratıyoruz. | en-tr |
We stand united against evil. | Kötülüğe karşı birlikte dayanıyoruz. | en-tr |
Best wishes to all. | Herkes için en iyi dileklerimle. | en-tr |
Start shoveling coal, men! | Kömür küreklemeye başlayın, beyler! | en-tr |
I see a smoke stack over the horizon. | Ufuk üzerinde bir duman yığını görüyorum. | en-tr |
Tom is the brother of a convicted murderer. | Tom mahkum olmuş bir katilin erkek kardeşidir. | en-tr |
Why did Tom think he had to do that? | Tom neden onu yapmak zorunda olduğunu düşündü? | en-tr |
I wonder what made Tom think he had to do that. | Acaba ne Tom'a onu yapmak zorunda olduğunu düşündürdü. | en-tr |
There is a lot of old chewing gum stuck to the sidewalk. | Kaldırıma yapışmış birçok eski sakız var. | en-tr |
Why are people cruel to the crippled boy? | İnsanlar neden sakat oğlanlara karşı acımasızdır? | en-tr |
Tom spent his days dreaming about time machines. | Tom günlerini zaman makinelerini hayal ederek geçirdi. | en-tr |
I wonder why Tom was yelling at Mary. | Tom'un neden Mary'ye bağırdığını merak ediyorum. | en-tr |
Tom spent most of the day studying French. | Tom günün çoğunu Fransızca çalışarak geçirdi. | en-tr |
Tom spent all morning cleaning the garage. | Tom bütün sabahı garajı temizlemekle geçirdi. | en-tr |
Tom said he was thinking of becoming a vegetarian. | Tom vejetaryen olmayı düşündüğünü söyledi. | en-tr |
Tom and Mary had a candlelit dinner together on Valentine's Day. | Tom ve Mary, Sevgililer Günü'nde mum ışığında akşam yemeği yediler. | en-tr |
Tom and Mary had a romantic candlelit dinner on Valentine's Day. | Tom ve Mary, Sevgililer Günü'nde mum ışığında romantik bir akşam yemeği yediler. | en-tr |
Tom didn't eat any of the cookies that Mary baked for him. | Tom, Mary'nin onun için pişirdiği kurabiyelerden hiçbirini yemedi. | en-tr |
Tom has a strong Boston accent. | Tom'un güçlü bir Boston aksanı var. | en-tr |
Some of Tom's ideas were pretty good. | Tom'un fikirlerinden bazıları oldukça iyiydi. | en-tr |
Some of Tom's ideas weren't very good. | Tom'un fikirlerinden bazıları pek iyi değildi. | en-tr |
I didn't like any of Tom's ideas. | Tom'un fikirlerinin hiçbirinden hoşlanmadım. | en-tr |
Some of Tom's ideas were good, but a lot of them weren't. | Tom'un fikirlerinden bazıları iyiydi ama birçoğu iyi değildi. | en-tr |
Sami died at dawn. | Sami şafakta öldü. | en-tr |
Sami was assaulted. | Sami saldırıya uğradı. | en-tr |
Sami's body was tossed in the trunk. | Sami'nin cesedi bagaja atıldı. | en-tr |
Sami couldn't run away from his assailants. | Sami saldırganlarından kaçamadı. | en-tr |
Sami was the only one to resist. | Sami direnecek tek kişiydi. | en-tr |
Sami became paralyzed with fear. | Sami korkudan felç oldu. | en-tr |
Sami used gasoline to burn Layla's body. | Sami, Leyla'nın cesedini yakmak için benzin kullandı. | en-tr |
Sami had breakfast at a McDonald's. | Sami bir McDonald's'da kahvaltı yaptı. | en-tr |
That luxury car is small. | O lüks araba küçük. | en-tr |
It's cloudy again. | Hava yine bulutlu. | en-tr |
I can hear sirens in the distance. | Uzaktaki sirenleri duyabiliyorum. | en-tr |
I sent out the payment a couple of days ago. | Ödemeyi birkaç gün önce gönderdim. | en-tr |
Your brother recovered from his surgery. | Erkek kardeşin ameliyatını atlattı. | en-tr |
Gather your things. | Eşyalarınızı toplayın. | en-tr |
Eggs are usually sold by the dozen in America. | Yumurtalar Amerika'da genellikle düzineler halinde satılıyor. | en-tr |
I'm not a professional musician anymore. | Ben artık profesyonel bir müzisyen değilim. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.