english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Are you having a Valentine's Day party at your house again this year? | Bu sene yine evinizde Sevgililer Günü partisi yapıyor musunuz? | en-tr |
I haven't read either of those books yet. | O kitaplardan hiçbirini henüz okumadım. | en-tr |
My bicycle cost twice as much as Tom's bicycle. | Benim bisikletim Tom'un bisikletinden iki kat daha pahalı. | en-tr |
What did you say to Tom that made him cry? | Ne söyledin de Tom'u ağlattın? | en-tr |
Don't ride your bicycle on the sidewalk. | Bisikletinizi kaldırımda kullanmayın. | en-tr |
Tom spent all his savings on a new car. | Tom bütün tasarruflarını yeni bir arabaya harcadı. | en-tr |
It took me a long time to find a place to park. | Park edecek bir yer bulmam uzun zaman aldı. | en-tr |
I had trouble finding a place to park. | Park edecek bir yer bulmakta zorluk yaşadım. | en-tr |
My stomach is upset. | Midem berbat. | en-tr |
My head is throbbing. | Kafam zonkluyor. | en-tr |
We're having a picnic tomorrow. | Yarın bir piknik yapıyoruz. | en-tr |
There's a piece missing. | Kayıp bir parça var. | en-tr |
He's doing better. | O daha iyi yapıyor. | en-tr |
They should be finishing up by now. | Şimdiye kadar bitiriyor olmaları gerekir. | en-tr |
Tom is doing better today than he was yesterday. | Tom bugün dün yaptığından daha iyi yapıyor. | en-tr |
Tom doesn't look as tired today as he looked yesterday. | Tom bugün dünkü kadar yorgun görünmüyor. | en-tr |
I wonder why Tom is so sleepy today. | Acaba Tom bugün neden bu kadar uykulu. | en-tr |
This puzzle has a missing piece. | Bu bulmacalarda eksik bir parça var. | en-tr |
There's a piece missing from this puzzle. | Bu bulmacada eksik bir parça var. | en-tr |
Tom is doing better in school this year. | Tom bu yıl okulda daha iyi çalışıyor. | en-tr |
Do you walk your dog every day? | Köpeğini her gün yürüyüşe çıkarıyor musun? | en-tr |
Tom is usually the one who takes our dog out for a walk. | Tom genellikle köpeğimizi yürüyüşe çıkaran kişidir. | en-tr |
Did you really do your homework by yourself? | Ev ödevini gerçekten kendi başına mı yaptın? | en-tr |
That coat's mine, not Tom's. | O ceket Tom'un değil, benim. | en-tr |
I can't be there myself, so I'll send Tom to help you. | Kendim orada olamam, bu nedenle Tom'u sana yardım etmeye göndereceğim. | en-tr |
Tom's mother told him not to play with matches. | Tom'un annesi ona kibritlerle oynamamasını söyledi. | en-tr |
I have two uncles; one lives in Boston and the other lives in Chicago. | İki amcam var; biri Boston'da, diğeri Chicago'da yaşıyor. | en-tr |
All three of my sisters have married Canadians. | Üç kız kardeşimin hepsi Kanadalılarla evlendi. | en-tr |
You're not allowed to park on this side of the street. | Sokağın bu tarafında park etmenize izin verilmiyor. | en-tr |
These apples are all rotten. | Bu elmaların hepsi çürük. | en-tr |
It's not possible to please everyone. | Herkesi memnun etmek mümkün değildir. | en-tr |
It isn't possible to please everybody. | Herkesi memnun etmek mümkün değildir. | en-tr |
Are we on the right road? | Doğru yolda mıyız? | en-tr |
Tom had to stay home all last week because he had to take care of his mother. | Tom annesine bakmak zorunda olduğu için geçen haftanın tümünde evde kalmak zorunda kaldı. | en-tr |
Tom is one of the most irritating people I've ever met. | Tom, şimdiye kadar tanıştığım en rahatsız edici kişilerden biri. | en-tr |
I can't believe Tom did all this himself. | Tom'un bunların hepsini tek başına yaptığına inanamıyorum. | en-tr |
I can't believe Tom did all this without any help. | Tom'un hiç yardım almadan bunun hepsini yaptığına inanamıyorum. | en-tr |
Sami married Dr. Layla Bakir. | Sami, Dr. Leyla Bekir ile evlendi. | en-tr |
Sami and Layla seemed a perfect match. | Sami ve Leyla mükemmel bir çift gibi görünüyordu. | en-tr |
Sami and Layla were an ambitious young couple. | Sami ve Leyla hırslı bir genç çiftti. | en-tr |
Sami was insulted. | Sami'ye hakaret edildi. | en-tr |
Sami is not going to hurt Layla. | Sami, Leyla'ya zarar vermeyecek. | en-tr |
Sami is going to kill Layla. | Sami, Leyla'yı öldürecek. | en-tr |
Sami took the life of an innocent young man. | Sami masum bir genç adamın canını aldı. | en-tr |
Sami plotted, planned, and pulled the trigger. | Sami kurdu, planladı ve tetiği çekti. | en-tr |
Sami was there and he assaulted Layla. | Sami oradaydı ve Leyla'ya saldırdı. | en-tr |
Sami got arrested. | Sami yakalandı. | en-tr |
Sami trusts Layla completely. | Sami, Leyla'ya tamamen güvenir. | en-tr |
Sami refused to reveal where the money was. | Sami paranın olduğu yeri açıklamayı reddetti. | en-tr |
Sami had no motivation to work. | Sami'nin çalışmak için motivasyonu yoktu. | en-tr |
Tom's not home right now. | Тома зараз немає вдома. | en-uk |
This man does not trust them. | Bu adam onlara güvenmiyor. | en-tr |
How much sugar do you want me to put in your coffee? | Скільки ти хочеш, щоб я поклала тобі до кави цукру? | en-uk |
My brother who lives in Boston is a carpenter. | Boston'da oturan erkek kardeşim bir marangozdur. | en-tr |
My brother, who lives in Boston, is a carpenter. | Boston'da yaşayan erkek kardeşim bir marangoz. | en-tr |
We often eat breakfast in the kitchen. | Genellikle mutfakta kahvaltı ederiz. | en-tr |
The restaurant we're going to eat at tonight is near where I work. | Bu gece yemek yiyeceğimiz restoran, çalıştığım yere yakın. | en-tr |
Tom still lives in the house he was born in. | Tom hala doğduğu evde yaşıyor. | en-tr |
There's no reason you can't do that. | Onu yapamamanın hiçbir gerekçesi yok. | en-tr |
It took Tom a lot longer to do that than it took me. | Tom’un bunu yapması benim yapmamdan çok daha uzun sürdü. | en-tr |
I can tell by the way Tom speaks that he's a Canadian. | Sırası gelmişken Tom'un bir Kanadalı olduğunu söylediğini söyleyebilirim. | en-tr |
I can tell by the way Tom talks that he's a Canadian. | Bu arada Tom'un bir Kanadalı olduğunu söylediğini söyleyebilirim. | en-tr |
We used to swim in this river a lot when we were kids. | Küçükken biz bu nehirde çok yüzerdik. | en-tr |
Your life is in jeopardy. | Hayatın tehlikede. | en-tr |
We make yogurt at home. | Evde yoğurt yapıyoruz. | en-tr |
This kefir has too much sugar in it. | Bu kefirin içinde çok fazla şeker var. | en-tr |
I canceled the newspaper delivery. | Gazete teslimatını iptal ettim. | en-tr |
The hot water bottle is burning my leg. | Sıcak su şişesi bacağımı yakıyor. | en-tr |
I'll have the frog legs. | Kurbağa bacaklarına sahip olacağım. | en-tr |
I wish it was easier. | Keşke kolay olsaydı. | en-tr |
Our offices are closed now. | Ofislerimiz şu an kapalı. | en-tr |
Stick to the task at hand. | Eldeki işe bağlı kal. | en-tr |
You work ethic is admirable. | İş ahlakın hayranlık uyandırıcı. | en-tr |
There's a whole day's work for nix. | Nix için bütün bir günlük iş var. | en-tr |
I haven't even packed yet. | Daha paketlemedim bile. | en-tr |
We need to drop the dog off at the kennel. | Köpeği köpek evine bırakmamız gerek. | en-tr |
You need to plan your wardrobe for the trip. | Yolculuğunuz için giysilerinizi planlamanız gerekiyor. | en-tr |
Now he gets it. | Şimdi onu alıyor. | en-tr |
I didn't want to let people down. | İnsanların beklentilerini boşa çıkarmak istemedim. | en-tr |
Sami didn't know where to go. | Sami nereye gideceğini bilmiyordu. | en-tr |
Sami lost custody of his children. | Sami çocuklarının velayetini kaybetti. | en-tr |
Sami needed Layla's support. | Sami'nin Leyla'nın desteğine ihtiyacı vardı. | en-tr |
Sami was raised that way. | Sami o şekilde büyüdü. | en-tr |
Sami's children were returned to their mother. | Sami'nin çocukları annelerine geri döndüler. | en-tr |
Sami and Layla stayed in touch. | Sami ve Leyla iletişim halinde kaldılar. | en-tr |
Sami learned he had terminal cancer. | Sami son aşamada bir kanseri olduğunu öğrendi. | en-tr |
Sami retired to take care of Layla. | Sami, Leyla ile ilgilenmek için emekli oldu. | en-tr |
Sami died in June, 2006. | Sami, Haziran 2006'da öldü. | en-tr |
Sami was truly alone. | Sami gerçekten yalnızdı. | en-tr |
Sami's whole life was built on Layla. | Sami'nin hayatı Leyla üzerinde inşa edildi. | en-tr |
Sami had a good relationship with his family. | Sami'nin, ailesiyle iyi bir ilişkisi vardı. | en-tr |
Sami came to visit Layla. | Sami, Leyla'yı ziyarete geldi. | en-tr |
Sami was dependent upon his daughter, Layla. | Sami, kızı Leyla'ya bağımlıydı. | en-tr |
Sami came back into Layla's life. | Sami, Leyla'nın hayatına geri geldi. | en-tr |
Sami is looking good. | Sami iyi görünüyor. | en-tr |
Sami was there to help Layla. | Sami, Leyla'ya yardım etmek için oradaydı. | en-tr |
Sami soon moved in. | Sami kısa süre içinde taşındı. | en-tr |
Sami and Layla live together. | Sami ve Leyla birlikte yaşıyorlar. | en-tr |
Sami was hoping to have a romantic relationship with Layla. | Sami, Leyla ile romantik bir ilişki kurmayı umuyordu. | en-tr |
Sami was absolutely enamored with Layla. | Sami kesinlikle Leyla'dan büyülenmişti. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.