english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Tom was your teacher, wasn't he? | Tom senin öğretmenindi, değil mi? | en-tr |
Tom was very concerned about you. | Tom senin hakkında çok kaygılıydı. | en-tr |
Tom was very friendly, wasn't he? | Tom çok arkadaş canlısıydı, değil mi? | en-tr |
Tom was very reckless, wasn't he? | Tom çok umursamazdı, değil mi? | en-tr |
I'm not supposed to be doing that. | Bunu yapıyor olmam gerekmiyor. | en-tr |
Tom was very stubborn, wasn't he? | Tom çok inatçıydı, değil mi? | en-tr |
I'm not supposed to do that alone. | Onu yalnız yapmam gerekmiyor. | en-tr |
I'm not supposed to do that today. | Onu bugün yapmam gerekmiyor. | en-tr |
Tom was very sarcastic, wasn't he? | Tom çok alaycıydı, değil mi? | en-tr |
I'm probably not going to do that. | Muhtemelen onu yapmayacağım. | en-tr |
Tom was working with us yesterday. | Tom dün bizimle birlikte çalışıyordu. | en-tr |
I'm supposed to be doing that now. | Onu şimdi yapıyor olmam gerekir. | en-tr |
Tom was wearing a wide-brimmed hat. | Tom geniş kenarlı bir şapka giyiyordu. | en-tr |
I'm supposed to do that next week. | Gelecek hafta onu yapmam gerekiyor. | en-tr |
I'm hoping you'll agree to do that. | Onu yapmayı kabul edeceğinizi umut ediyorum. | en-tr |
I'm in Boston doing that right now. | Onu şu an Boston’da yapıyorum. | en-tr |
Tom was very sure Mary could win. | Tom, Mary'nin kazanabileceğine çok emindi. | en-tr |
Tom was writing a book last year. | Tom geçen yıl bir kitap yazıyordu. | en-tr |
Tom was unaware that Mary had lied. | Tom, Mary'nin yalan söylediğinden habersizdi. | en-tr |
I'm probably going to do that soon. | Ben onu muhtemelen yakında yapacağım. | en-tr |
Tom was very determined to do that. | Tom onu yapmak için çok kararlıydı. | en-tr |
I'm probably going to do that again. | Muhtemelen onu tekrar yapacağım. | en-tr |
I'm probably going to do that today. | Muhtemelen onu bugün yapacağım. | en-tr |
I'm probably never going to do that. | Muhtemelen onu asla yapmayacağım. | en-tr |
Tom was working on that last Monday. | Tom geçen pazartesi onun üzerinde çalışıyordu. | en-tr |
I'm supposed to be doing that today. | Bugün onu yapıyor olmam gerekir. | en-tr |
I'm willing to try doing that again. | Bunu tekrar yapmaya çalışmaya istekliyim. | en-tr |
I'm likely going to do that tomorrow. | Onu muhtemelen yarın yapacağım. | en-tr |
Tom was wearing a white cotton shirt. | Tom beyaz bir pamuklu gömlek giyiyordu. | en-tr |
Tom was very satisfied with the results. | Tom sonuçlardan çok memnundu. | en-tr |
Do you know when Tom will be here? | Tom'un ne zaman burada olacağını biliyor musunuz? | en-tr |
Tom said he was used to doing that. | Tom bunu yapmaya alışkın olduğunu söyledi. | en-tr |
Do you know when Tom bought his car? | Tom'un arabasını ne zaman aldığından haberin var mı? | en-tr |
Tom was very sure Mary could do that. | Tom, Mary'nin bunu yapabileceğinden çok emindi. | en-tr |
Tom was very sure that Mary did that. | Tom bunu Mary'nin yaptığından çok emindi. | en-tr |
Tom used to be your friend, didn't he? | Tom senin arkadaşındı, değil mi? | en-tr |
Tom was unaware of what Mary had done. | Tom, Mary'nin yaptığı şeyden habersizdi. | en-tr |
Sami wasn't seen again until Layla's trial. | Sami, Leyla'nın duruşmasına kadar bir daha görünmedi. | en-tr |
Sami was there to testify against Layla. | Sami, Leyla'ya karşı ifade vermek için oradaydı. | en-tr |
Sami didn't think that would end up in murder. | Sami bunun cinayetle sonuçlanacağını düşünmedi. | en-tr |
Sami can't believe that Layla was a killer. | Sami, Leyla'nın bir katil olduğuna inanamaz. | en-tr |
Sami was working on a documentary project. | Sami bir belgesel projesi üzerinde çalışıyordu. | en-tr |
Sami could sense that. | Sami onu hissedebiliyordu. | en-tr |
Sami loved to hang out with billionaires like him. | Sami onun gibi milyarderlerle takılmayı severdi. | en-tr |
Sami has lived most of his adult life in Cairo. | Sami yetişkin hayatının çoğunu Kahire'de yaşadı. | en-tr |
Sami has just returned from Egypt. | Sami, Mısır'dan yeni döndü. | en-tr |
Sami sensed that something wasn't quite right. | Sami bir şeyin çok doğru olmadığını hissetti. | en-tr |
Sami's dog hasn't been fed for days. | Sami'nin köpeği günlerdir beslenmedi. | en-tr |
Sami smelt a strong odor. | Sami güçlü bir koku duyuyordu. | en-tr |
Sami went to get his own key. | Sami kendi anahtarını almaya gitti. | en-tr |
Sami was screaming on the phone. | Sami telefonda bağırıyordu. | en-tr |
Sami appeared to be pretty incoherent. | Sami oldukça tutarsız görünüyordu. | en-tr |
Sami removed the trash bags. | Sami çöp poşetlerini çıkardı. | en-tr |
Sami's body was put inside a body bag. | Sami'nin cesedi bir ceset torbasına konuldu. | en-tr |
Sami refused to speak with Layla directly. | Sami, Leyla ile doğrudan konuşmayı reddetti. | en-tr |
Sami delivered Layla the news. | Sami, Leyla'ya haberi verdi. | en-tr |
Sami didn't regain consciousness at all. | Sami bilincini hiç geri kazanmadı. | en-tr |
Sami pulled Layla's body into the closet. | Sami, Leyla'nın cesedini dolaba çekti. | en-tr |
Sami is not getting out of jail. | Sami hapisten çıkmıyor. | en-tr |
I'll give you a ride to the airport. | Seni havaalanına götüreceğim. | en-tr |
I have to go ask a question. | Bir soru sormak için gitmek zorundayım. | en-tr |
Buy me a keychain as a souvenir. | Hediyelik eşya olarak bana bir anahtarlık satın al. | en-tr |
Sami was immediately questioned by police. | Sami polis tarafından hemen sorgulandı. | en-tr |
He's been in solitary confinement. | O, hücre hapsinde. | en-tr |
We have to get through security. | Güvenlikten geçmek zorundayız. | en-tr |
Tom is at least as smart as you are. | Tom en az senin kadar zeki. | en-tr |
Tom was very happy that Mary did that. | Tom, Mary'nin bunu yaptığına çok mutluydu. | en-tr |
Tom was wearing the hat Mary gave him. | Tom, Mary'nin ona verdiği şapkayı giyiyordu. | en-tr |
I won't ever let you do that again. | Onu bir daha yapmana asla izin vermeyeceğim. | en-tr |
Tom was worried that he might get fired. | Tom kovulabileceğinden endişeleniyordu. | en-tr |
I won't ever permit you to do that. | Onu yapman için sana hiç izin vermeyeceğim. | en-tr |
I'm hoping you can do that with me. | Onu benimle birlikte yapabileceğinizi umuyorum. | en-tr |
I'm never going to have to do that. | Asla onu yapmak zorunda kalmayacağım. | en-tr |
Tom will be working the late shift tonight. | Tom bu gece geç vardiyada çalışıyor olacak. | en-tr |
I'm not going to do that right now. | Onu şimdi yapmayacağım. | en-tr |
Tom won't likely be home until dinner time. | Tom muhtemelen akşam yemeğine kadar evde olmayacak. | en-tr |
Do you know when Tom started studying French? | Tom'un ne zaman Fransızca öğrenmeye başladığını biliyor musun? | en-tr |
I'm sick, so I can't do that today. | Ben hastayım, bu nedenle onu bugün yapamam. | en-tr |
Tom was working as an interpreter last summer. | Tom geçen yaz bir tercüman olarak çalışıyordu. | en-tr |
Tom was very concerned about what might happen. | Tom ne olabileceği konusunda çok endişeliydi. | en-tr |
I'm the person that has to do that. | Ben onu yapmak zorunda olan kişiyim. | en-tr |
Tom was worried that something bad might happen. | Tom kötü bir şey olabileceğinden endişeleniyordu. | en-tr |
Tom was very sure he had to do that. | Tom kendisinin onu yapmak zorunda olduğundan çok emindi. | en-tr |
We might get injured if we do that. | Onu yaparsak yaralanabiliriz. | en-tr |
Tom was very sure Mary had to do that. | Tom, Mary'nin onu yapmak zorunda olduğu konusunda çok emindi. | en-tr |
I'm not going to do that right away. | Onu hemen yapmayacağım. | en-tr |
Tom was very sure he needed to do that. | Tom onu yapması gerektiğine çok emindi. | en-tr |
I'm not going to promise to do that. | Onu yapmak için söz vermeyeceğim. | en-tr |
I'm not the only one who'll do that. | Ben onu yapacak tek kişi değilim. | en-tr |
Tom was very lazy when he was a teenager. | Tom ergenken çok tembeldi. | en-tr |
Tom was very sure Mary needed to do that. | Tom, Mary'nin onu yapması gerektiği konusunda çok emindi. | en-tr |
Tom was very sure Mary wanted to do that. | Tom, Mary'nin onu yapmak istediğine çok emindi. | en-tr |
Do you know when Tom and Mary got married? | Tom ve Mary'nin ne zaman evlendiklerini biliyor musun? | en-tr |
I'm the only person who can do that. | Ben onu yapabilen tek kişiyim. | en-tr |
I'm the person who needs to do that. | Ben onu yapması gereken kişiyim. | en-tr |
I'm very willing to do that for you. | Onu senin için yapmaya çok istekliyim. | en-tr |
I'm not the only one who's done that. | Bunu yapan tek kişi ben değilim. | en-tr |
Tom was willing to do that, but Mary wasn't. | Tom onu yapmaya istekliydi ama Mary değildi. | en-tr |
I'm not the only person who did that. | Ben onu yapan tek kişi değilim. | en-tr |
Tom was working in his office up until noon. | Tom ofisinde öğlene kadar çalışıyordu. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.