english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Sami inspected Layla's car. | Sami, Leyla'nın arabasını inceledi. | en-tr |
Sami was granted temporary custody of his children. | Sami'nin çocuklarına geçici velayet verildi. | en-tr |
Sami, Layla, and Farid are all in Egypt. | Sami, Leyla ve Ferit'in hepsi Mısır'dalar. | en-tr |
Sami's confidence was shattered. | Sami'nin güveni paramparça oldu. | en-tr |
Flattery won't get you anything. | Yağcılık sana hiçbir şey getirmeyecek. | en-tr |
Flattery won't get you anywhere. | Dalkavukluk seni hiçbir yere götürmeyecek. | en-tr |
Sami needed to think about it. | Sami'nin o konuda düşünmesı gerekiyordu. | en-tr |
Sami lost his children for ever. | Sami çocuklarını sonsuza dek kaybetti. | en-tr |
Sami is very nervous. | Sami çok gergin. | en-tr |
Sami is inside the office with the officials. | Sami görevlilerle birlikte ofisin içindedir. | en-tr |
Sami returned to the immigration office. | Sami göçmenlik bürosuna geri döndü. | en-tr |
Sami came and went. | Sami geldi ve gitti. | en-tr |
Sami's story checked out. | Sami'nin hikayesi kontrol edildi. | en-tr |
Sami dumped Layla's car in the woods. | Sami, Leyla'nın arabasını ormana attı. | en-tr |
Sami took Layla to the embassy. | Sami, Leyla'yı elçiliğe götürdü. | en-tr |
Sami left Layla's car there. | Sami, Leyla'nın arabasını orada bıraktı. | en-tr |
Sami turned the light off. | Sami ışığı söndürdü. | en-tr |
Sami drove away, believing that Layla was safe. | Sami, Leyla'nın güvende olduğuna inanarak uzaklaştı. | en-tr |
Sami had no idea what was happening. | Sami'nin neler olduğu hakkında hiçbir düşüncesi yoktu. | en-tr |
Sami called that number. | Sami o numarayı aradı. | en-tr |
Sami never canceled anything. | Sami asla hiçbir şeyi iptal etmedi. | en-tr |
Sami returned with big news. | Sami büyük haberle döndü. | en-tr |
Sami arrived at the hotel. | Sami otele vardı. | en-tr |
Sami approached his children. | Sami çocuklarına yaklaştı. | en-tr |
Sami didn't want to go. | Sami gitmek istemedi. | en-tr |
Sami's sheets didn't fit his bed. | Sami'nin çarşafları yatağına uymadı. | en-tr |
Sami never changed his sheets. | Sami çarşaflarını hiç değiştirmedi. | en-tr |
Sami considers Layla an enemy because she left his cult. | Sami, tarikatı terk ettiği için Leyla'nın düşman olduğunu düşünüyor. | en-tr |
Sami broke into Layla's house. | Sami, Leyla'nın evine izinsiz girdi. | en-tr |
Sami deceived Layla. | Sami, Leyla'yı aldattı. | en-tr |
Sami has legal custody. | Sami'nin yasal velayeti var. | en-tr |
Sami hid there for the night. | Sami gece orada saklandı. | en-tr |
Sami was outside the room. | Sami odanın dışındaydı. | en-tr |
Sami talked about how much he loved Layla. | Sami, Leyla'yı ne kadar sevdiği hakkında konuşuyordu. | en-tr |
Sami would never win an Academy Award for that stupid performance. | Sami o aptal performansıyla asla Akademi Ödülünü kazanamazdı. | en-tr |
Sami was hitting on a female reporter. | Sami bir kadın muhabire asılıyordu. | en-tr |
Sami had a new home in Cairo. | Sami'nin Kahire'de yeni bir evi vardı. | en-tr |
Sami thought he lost his kids for ever. | Sami çocuklarını sonsuza dek kaybettiğini düşünüyordu. | en-tr |
Sami visited the Bakir family. | Sami, Bekir ailesini ziyaret etti. | en-tr |
Sami was devoted to the cult. | Sami kendini kültüne adamıştı. | en-tr |
Sami knew all about the cult's practices. | Sami tarikatın uygulamaları hakkındaki her şeyi biliyordu. | en-tr |
Sami visited Layla again. | Sami, Leyla'yı yine ziyaret etti. | en-tr |
Sami and Layla found out that they couldn't have children. | Sami ve Leyla çocuklarının olamayacağını öğrendiler. | en-tr |
Sami was just fed up of this woman. | Sami sadece bu kadından bıkmıştı. | en-tr |
Sami was planning to divorce Layla. | Sami, Leyla'dan boşanmayı planlıyordu. | en-tr |
Sami wanted to get rid of Layla without a divorce. | Sami boşanma olmadan Leyla'dan kurtulmak istiyordu. | en-tr |
Sami started school in March and he completed the year. | Sami mart ayında okula başladı ve yılı tamamladı. | en-tr |
Sami continued to believe in the teachings of Farid Bakir and his cult. | Sami, Ferit Bekir ve tarikatının öğretilerine inanmaya devam etti. | en-tr |
Sami feels good these days. | Sami bugünlerde kendini iyi hissediyor. | en-tr |
Sami has overcome that. | Sami onun üstesinden geldi. | en-tr |
Sami is a car wash cleaner. | Sami bir oto yıkama temizleyicisidir. | en-tr |
Sami works at a local car wash. | Sami yerel bir araba yıkamada çalışıyor. | en-tr |
Sami came to Cairo to escape his past. | Sami, geçmişinden kaçmak için Kahire'ye geldi. | en-tr |
Sami wanted to go to a big city and be rich and famous. | Sami büyük bir şehre gitmek ve zengin ve de ünlü olmak istedi. | en-tr |
Sami met many women like Layla. | Sami, Leyla gibi birçok kadınla tanıştı. | en-tr |
Sami got rid of Layla's body. | Sami, Leyla'nın cesedinden kurtuldu. | en-tr |
Sami is a Wall Street guy. | Sami bir Wall Street adamıdır. | en-tr |
Sami's net worth was in the multi-millions. | Sami'nin net serveti milyonlarca idi. | en-tr |
Sami wanted stability. | Sami istikrar istiyordu. | en-tr |
Sami had a house in Cairo. | Sami'nin Kahire'de bir evi vardı. | en-tr |
Sami married Layla in 1976. | Sami 1976'da Leyla ile evlendi. | en-tr |
Sami was very shocked. | Sami çok şaşırmıştı. | en-tr |
Sami was a cross-dresser. | Sami travestiydi. | en-tr |
Sami was a very bizarre individual. | Sami çok tuhaf bir kişiydi. | en-tr |
Sami liked to videotape himself. | Sami kendini videoya çekmeyi severdi. | en-tr |
Sami died of bone cancer. | Sami kemik kanserinden öldü. | en-tr |
Sami was shot again. | Sami tekrar vuruldu. | en-tr |
Sami was stabbed six times in the neck. | Sami boynundan altı kez bıçaklandı. | en-tr |
Sami couldn't believe what was happening. | Sami olanlara inanamadı. | en-tr |
Sami grew up in North Carolina high society. | Sami, Kuzey Carolina yüksek sosyetesinde büyüdü. | en-tr |
Sami looked away from Layla. | Sami bakışlarını Leyla'dan uzaklaştırdı. | en-tr |
Sami fell down directly to the floor. | Sami doğrudan yere düştü. | en-tr |
Sami and Layla's marriage produced six boys. | Sami ve Leyla'nın evliliği altı oğlan çocuğu üretti. | en-tr |
Sami was my whole world. | Sami benim bütün dünyamdı. | en-tr |
Sami wore a red jacket. | Sami kırmızı bir ceket giyiyordu. | en-tr |
Sami is never gonna see sixteen. | Sami asla on altıyı görmeyecek. | en-tr |
Sami wanted to be a Crip member. | Sami bir Crip üyesi olmak istedi. | en-tr |
Sami has already killed himself. | Sami kendini çoktan öldürdü. | en-tr |
Sami was going to kill himself. | Sami kendini öldürecekti. | en-tr |
Sami didn't expect to see that. | Sami onu görmeyi beklemiyordu. | en-tr |
Sami didn't mean to do it. | Sami onu yapmak istemedi. | en-tr |
Sami lived there for six weeks. | Sami altı hafta boyunca orada yaşadı. | en-tr |
Sami was executed. | Sami idam edildi. | en-tr |
Sami picked up the used shell casings. | Sami kullanılmış mermi kovanlarını aldı. | en-tr |
Sami helped Layla pay her rent. | Sami, Leyla'nın kirasını ödemesine yardımcı oldu. | en-tr |
Sami didn't witness the crime. | Sami suça şahit olmadı. | en-tr |
Sami didn't even have a car. | Sami'nin bir arabası bile yoktu. | en-tr |
Violence is never the answer. | Şiddet asla cevap değildir. | en-tr |
Sami didn't have a place to live. | Sami'nin yaşamak için bir yeri yoktu. | en-tr |
Sami thought the cops were going to bust him. | Sami, polislerin onu tutuklayacağını düşündü. | en-tr |
Sami is going to jail for a long time. | Sami uzun bir süre için hapse girecek. | en-tr |
We should be getting close. | Yakınlaşıyor olmamız gerekir. | en-tr |
Sami paid his drug supplier. | Sami ilaç tedarikçisine para ödedi. | en-tr |
Mary's eyes were brimming with tears. | Mary'nin gözleri gözyaşlarıyla doluydu. | en-tr |
Sami was trying to help. | Sami yardım etmeye çalışıyordu. | en-tr |
Tom's eyes were brimming with tears. | Tom'un gözleri gözyaşlarıyla doluydu. | en-tr |
Sami paid his drug supplier back. | Sami ilaç tedarikçisine geri ödeme yaptı. | en-tr |
Sami will testify on Layla's behalf. | Sami, Leyla'nın adına tanıklık edecek. | en-tr |
Sami sued his bank. | Sami bankasına dava açtı. | en-tr |
Sami has set a deadly storm in motion. | Sami ölümcül bir fırtınayı harekete geçirdi. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.