english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Tom was a heavy smoker most of his life. | Tom hayatının çoğunda ağır bir sigara tiryakisiydi. | en-tr |
I'm looking for full-time employment. | Tam zamanlı iş arıyorum. | en-tr |
Do you always come to work this early? | İşe hep bu kadar erken mi gelirsin? | en-tr |
I asked Tom if I could close the windows. | Pencereleri kapatıp kapatamayacağımı Tom'a sordum. | en-tr |
How long will you be away from Boston? | Boston'dan ne kadar süre uzak kalacaksın? | en-tr |
Tom has been fined. | Tom para cezasına çarptırıldı. | en-tr |
Tom has been mugged. | Tom soyuldu. | en-tr |
Tom has been urged to do that. | Tom bunu yapmak için zorlandı. | en-tr |
Tom has been seen doing that. | Tom onu yaparken görüldü. | en-tr |
Tom hasn't been bitten by a stray dog yet. | Tom henüz bir sokak köpeği tarafından ısırılmadı. | en-tr |
I asked Tom if he was planning to do that. | Tom'a bunu yapmayı planlayıp planlamadığını sordum. | en-tr |
Tom hasn't been blamed for the mess yet. | Tom henüz karmaşa için suçlanmadı. | en-tr |
I can do that better than you. | Bunu senden daha iyi yapabilirim. | en-tr |
Tom hasn't been brought to justice yet. | Tom henüz adalete teslim edilmedi. | en-tr |
I need somebody to go with me. | Benimle gidecek birine ihtiyacım var. | en-tr |
Tom did that much better than I could've. | Tom bunu benim yapabileceğimden çok daha iyi yaptı. | en-tr |
Tom did that a lot better than I could've. | Tom bunu benim yapabileceğimden çok daha iyi yaptı. | en-tr |
I never claimed I could do that. | Asla bunu yapabileceğimi iddia etmedim. | en-tr |
Tom hasn't been accused of anything yet. | Tom henüz bir şeyle suçlanmadı. | en-tr |
Tom hasn't yet been demoted. | Том ще не понизили по службі. | en-uk |
Tom hasn't been accused of doing that yet. | Tom henüz bunu yapmakla suçlanmadı. | en-tr |
Tom hasn't yet been deported. | Тома ще не депортували. | en-uk |
Tom hasn't yet been acquitted. | Tom henüz beraat ettirilmedi. | en-tr |
Tom hasn't yet been evicted. | Tom henüz tahliye edilmedi. | en-tr |
Tom waited with everybody else. | Tom diğerleriyle bekledi. | en-tr |
Tom was a lot faster at doing that than Mary. | Tom bunu yapmada Mary'den çok daha hızlıydı. | en-tr |
Tom hasn't yet been beaten. | Tom henüz yenilmedi. | en-tr |
Tom was hoping everyone would leave, so he could go to bed. | Tom herkesin gideceğini umuyordu, bu yüzden yatmaya gidebilirdi. | en-tr |
Tom hasn't been bitten by a rattlesnake yet. | Tom henüz bir çıngıraklı yılan tarafından ısırılmadı. | en-tr |
Tom hasn't yet been bitten by a rattlesnake. | Tom henüz bir çıngıraklı yılan tarafından ısırılmadı. | en-tr |
Tom was waiting for someone to do that for him, but no one did, so he did it himself. | Tom birisinin onun için bunu yapmasını bekliyordu, ama kimse yapmadı, o da kendini yaptı. | en-tr |
I asked Tom if he'd done that by himself. | Tom'a bunu kendi başına yapıp yapmadığını sordum. | en-tr |
I asked Tom to give us more time to do that. | Tom'a bunu yapmamız için bize daha fazla zaman vermesini istedim. | en-tr |
I can do that a lot better than you can. | Bunu senin yapabileceğinizden çok daha iyi yapabilirim. | en-tr |
Tom tried to get Mary to agree to help him. | Tom, Mary'ye ona yardım ettirmeyi kabul ettirmeye çalıştı. | en-tr |
I asked Tom if he'd like to do that with me. | Tom'a bunu benimle yapmak isteyip istemediğini sordum. | en-tr |
I admitted that I was the one who did that. | Onu yapan kişinin ben olduğunu itiraf ettim. | en-tr |
I asked Tom to give me more time to do that. | Tom'dan onu yapmak için bana daha fazla zaman vermesini istedim. | en-tr |
I understand why you don't want to do that. | Senin onu neden yapmak istemediğini anlıyorum. | en-tr |
Tom was a butcher in Boston for three years. | Tom üç yıl boyunca Boston'da bir kasaptı. | en-tr |
I could do that for you if you wanted me to. | Yapmamı isteseydin onu senin için yapabilirdim. | en-tr |
I asked Tom why he did that the way I did it. | Tom'a neden onu yaptığım şekilde yaptığını sordum. | en-tr |
I could try doing that myself. | Onu kendim yapmayı deneyebilirim. | en-tr |
I don't know any of Tom's brothers. | Tom'un erkek kardeşlerinden hiçbirini tanımıyorum. | en-tr |
I don't know any of Tom's brothers. I don't know any of his sisters, either. | Tom'un erkek kardeşlerinden hiçbirini tanımıyorum. Kız kardeşlerinden de hiçbirini tanımıyorum. | en-tr |
Tom hasn't promised me yet that he'd do that. | Tom bunu yapacağına dair henüz bana söz vermedi. | en-tr |
My clothes got wet because it was pouring down rain. | Sağanak yağmur yağdığı için giysilerin ıslandı. | en-tr |
I was supposed to be studying, but I watched TV instead. | Çalışmam gerekiyordu, onun yerine televizyon izledim. | en-tr |
Tom told me that we weren't supposed to be here. | Tom bana burada olmamız gerekmediğini söyledi. | en-tr |
I think I'm supposed to be helping Tom this afternoon. | Sanırım bu öğleden sonra Tom'a yardım etmem gerekiyor. | en-tr |
Sami was never alone with Layla. | Sami asla Leyla ile yalnız değildi. | en-tr |
Sami didn't move again after that. | Ondan sonra Sami tekrar hareket etmedi. | en-tr |
Sami will go home. | Sami eve gidecek. | en-tr |
Sami decided to move back to Cairo. | Sami, Kahire'ye geri dönmeye karar verdi. | en-tr |
Sami opened his door to strangers. | Sami yabancılar için kapısını açtı. | en-tr |
Sami might never be free again. | Sami bir daha asla özgür olamazdı. | en-tr |
Sami could have been the killer. | Sami katil olabilirdi. | en-tr |
Sami had nothing to do with it. | Sami'nin onunla ilgili yapacak hiçbir şeyi yoktu. | en-tr |
Sami owned a quiet ranch home in Texas. | Sami, Teksas'ta sakin bir çiftlik evine sahipti. | en-tr |
Sami has something else. | Sami'nin başka bir şeyi var. | en-tr |
Sami's fingerprints are nowhere to be seen in this house. | Sami'nin parmak izleri bu evdeki hiçbir yerde görülmüyor. | en-tr |
Sami started to get panicky. | Sami paniklemeye başladı. | en-tr |
Sami read Layla's suicide note. | Sami, Leyla'nın intihar notunu okudu. | en-tr |
Sami Bakir is one of the toughest prosecutors in New York state. | Sami Bekir, New York eyaletindeki en zorlu savcılardan biridir. | en-tr |
Sami Bakir is a psychiatrist. | Sami Bekir bir psikiyatristtir. | en-tr |
Sami helped Layla finish some of the work around the ranch. | Sami, Leyla'nın çiftlikle ilgili bazı işlerini bitirmesine yardımcı oldu. | en-tr |
Sami sold the property. | Sami mülkü sattı. | en-tr |
Sami remodeled his house to sell it. | Sami onu satmak için evinde tadilat yaptı. | en-tr |
Sami started to put a lot more money into his Cairo house. | Sami, Kahire'deki evine daha fazla para koymaya başladı. | en-tr |
Sami was the killer. | Katil Sami'ydi. | en-tr |
Sami's suitcases were missing. | Sami'nin valizleri kayıptı. | en-tr |
Sami was born in Cairo in 1996. | Sami, 1996'da Kahire'de dünyaya geldi. | en-tr |
Sami contemplated suicide. | Sami intiharı tasarlıyordu. | en-tr |
Sami has spoken of suicide before. | Sami daha önce intihardan söz etti. | en-tr |
Sami can't sing or act. | Sami şarkı söyleyemez veya oynayamaz. | en-tr |
Sami wanted to be a dancer. | Sami bir dansçı olmak istiyordu. | en-tr |
Sami often fought with his stepfather. | Sami sık sık üvey babası ile kavga ediyordu. | en-tr |
Sami's lawyer told the jurors that cops arrested the wrong person. | Sami'nin avukatı, jüri üyelerine polislerin yanlış kişiyi tutukladığını söyledi. | en-tr |
Sami's lawyer wanted to create reasonable doubt in the minds of the jurors. | Sami'nin avukatı jüri üyelerinin zihinlerinde mantıklı şüphe yaratmak istiyordu. | en-tr |
Sami and Layla are the only two people who know the truth. | Sami ve Leyla gerçeği bilen yalnızca iki kişidir. | en-tr |
Sami was liked by his crew. | Sami mürettebatı tarafından sevildi. | en-tr |
Sami had ample time and ample opportunity to kill Layla. | Sami'nin Leyla'yı öldürmek için bol zaman ve bol fırsatı vardı. | en-tr |
Sami did not look like a film director. | Sami bir film yönetmeni gibi görünmedi. | en-tr |
Sami did not do drugs. | Sami uyuşturucu kullanmadı. | en-tr |
Sami visited Layla at the county jail. | Sami ilçe cezaevinde Leyla'yı ziyaret etti. | en-tr |
Sami was smart enough to listen to Layla's advice. | Sami, Leyla'nın tavsiyesini dinleyecek kadar akıllıydı. | en-tr |
Sami has made his choice. | Sami seçimini yaptı. | en-tr |
Sami wanted to watch the movie. | Sami filmi izlemek istedi. | en-tr |
Sami was my best friend, too. | Sami de en iyi arkadaşımdı. | en-tr |
Sami found himself in the middle of a real-life horror story. | Sami kendisini gerçek hayattan bir korku hikayesinin içinde buldu. | en-tr |
Sami was OK. | Sami iyi durumdaydı. | en-tr |
Sami was safe. | Sami güvendeydi. | en-tr |
Sami used Layla in almost every movie he made. | Sami yaptığı neredeyse her filmde Leyla'yı kullandı. | en-tr |
Sami and Layla married in 1976. | Sami ve Leyla 1976'da evlendiler. | en-tr |
Sami will talk with Layla. | Sami, Leyla ile konuşacak. | en-tr |
Sami had a tattoo on his shoulder. | Sami'nin omzunda bir dövme vardı. | en-tr |
Sami started a new comapny. | Sami yeni bir şirket açtı. | en-tr |
Sami tried his hand at a new game. | Sami elini yeni bir oyunda denedi. | en-tr |
Sami knew Layla did that. | Sami, Leyla'nın onu yaptığını biliyordu. | en-tr |
Sami and Layla were hit with devastating news. | Sami ve Leyla yıkıcı haberle vuruldular. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.