english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
This isn't good for her. | Bu onun için iyi değildir. | en-tr |
They deliver for free. | Onlar ücretsiz olarak verilir. | en-tr |
She took all the good ones. | İyi olanların hepsini o aldı. | en-tr |
I don't see any. | Hiçbir şey görmüyorum | en-tr |
He just left, but he'll be back. | Yeni gitti ama geri gelecek. | en-tr |
I bought her a goldfish and a bowl. | Ona bir akvaryum balığı ve bir kap aldım. | en-tr |
That'll teach 'em. | Bu onlara ders olacak! | en-tr |
They live in the fashion world. | Moda dünyasında yaşıyorlar. | en-tr |
The eighth one is missing. | Sekizincisi eksik. | en-tr |
Tom has never been in my car. | Tom hiç arabama binmedi. | en-tr |
I've hurt myself again. | Yine kendime zarar verdim. | en-tr |
I did that the easy way. | Onu kolay şekilde yaptım. | en-tr |
I wasn't much busier than Tom. | Tom'dan çok daha yoğun değildim. | en-tr |
I did that the hard way. | Onu zor yoldan yaptım. | en-tr |
I wasn't ready to leave. | Ben yola çıkmak için hazır değildim. | en-tr |
I wasn't as careful as Tom was. | Tom kadar dikkatli değildim. | en-tr |
I didn't do that in 2013. | Onu 2013'te yapmadım. | en-tr |
I wasn't as nervous as Tom was. | Tom'un kadar gergin değildim. | en-tr |
I don't enjoy being here. | Burada olmaktan hoşlanmıyorum. | en-tr |
Tom did that as he was told to. | Tom bunu kendine söylenildiği gibi yaptı. | en-tr |
Tom hired Mary to cook for him. | Tom yemek hazırlaması için Mary'yi tuttu. | en-tr |
I wasn't willing to help. | Yardım etmeye istekli değildim. | en-tr |
I'm not as particular as Tom is. | Ben Tom kadar özel değilim. | en-tr |
Tom and Mary are having a party. | Tom ve Mary bir parti veriyorlar. | en-tr |
I did that here yesterday. | Onu burada dün yaptım. | en-tr |
I wasn't as busy as usual. | Her zamanki kadar yoğun değildim. | en-tr |
I'm not as claustrophobic as Tom. | Tom gibi klostrofobik değilim. | en-tr |
Tom couldn't wait to go see Mary. | Tom, Mary'yi görmek gitmek için sabırsızlanıyordu. | en-tr |
I do not know what he had done. | Onun ne yapmış olduğunu bilmiyorum. | en-tr |
Water irrigates the land. | Su araziyi sular. | en-tr |
Tom's hair went flat with the humidity. | Tom'un saçı nemle birlikte düzleşti. | en-tr |
Was that really gluten free? | O gerçekten glütensiz miydi? | en-tr |
The truth will be known. | Gerçek bilinecek. | en-tr |
I like overhearing conspiracy theories at restaurants. | Restoranlarda komplo teorilerine kulak misafiri olmaktan hoşlanıyorum. | en-tr |
Are you going to give these away? | Bunları hediye mi vereceksin? | en-tr |
She called the campus police. | Kampus polisini aradı. | en-tr |
The church is closed for repairs. | Kilise onarım için kapalıdır. | en-tr |
Tom and Mary have a vacation home in Florida. | Tom ve Mary'nin Florida'da bir tatil evi var. | en-tr |
Tom has been unemployed for a long time. | Tom uzun süredir işsiz. | en-tr |
How did Tom guess the answer? | Як Том вгадав відповідь? | en-uk |
Sami felt a little bit awkward. | Sami kendini biraz garip hissetti. | en-tr |
Sami was a little bit nervous. | Sami biraz gergindi. | en-tr |
Sami was trying to get attention. | Sami dikkat çekmeye çalışıyordu. | en-tr |
Tom wants to play with his friends outside. | Том хоче пограти з друзями надворі. | en-uk |
Tom crawled under the table. | Tom masanın altına süründü. | en-tr |
This is the first time that I've ever disagreed with Tom. | Bu benim Tom'dan ilk farklı düşünüşüm. | en-tr |
Sami hasn't seen many videos on that. | Sami o konuda pek fazla video izlemedi. | en-tr |
Sami gave Layla some advice for sex. | Sami, Leyla'ya seks için bazı tavsiyeler verdi. | en-tr |
Tom has lived in Boston for thirty years, but he still doesn't seem to know the city well. | Tom otuz yıldır Boston'da yaşıyor ama şehri hala iyi tanıyor gibi görünmüyor. | en-tr |
I don't think Tom wants to go swimming with me. | Tom'un yüzmeye benimle birlikte gitmek istediğini düşünmüyorum. | en-tr |
Tom and Mary traveled around the world for a year. | Tom ve Mary bir yıl boyunca dünyayı dolaştılar. | en-tr |
Tom died last Monday evening. | Tom geçen pazartesi akşamı öldü. | en-tr |
Tom doesn't have the necessary qualifications for this job. | Tom'un bu iş için gerekli niteliklere sahip değil. | en-tr |
Sami lost his meal ticket. | Sami yemek biletini kaybetti. | en-tr |
Sami gave detectives a shocking answer. | Sami dedektiflere şok edici bir cevap verdi. | en-tr |
Sami had a lovely wife. | Sami'nin sevimli bir karısı vardı. | en-tr |
Sami had a passion for horses. | Sami'nin atlara bir tutkusu vardı. | en-tr |
Sami is haunted by a terrible moment in his past. | Sami'nin aklına geçmişindeki korkunç bir an takıldı. | en-tr |
Sami looked into the dead eyes of Layla. | Sami, Leyla'nın ölü gözlerine baktı. | en-tr |
This fridge comes with an ice-maker. | Bu buzdolabı bir buz üreticiyle birlikte gelir. | en-tr |
Tom has a pension. | Tom'un emekli maaşı var. | en-tr |
What would happen if Scooby Doo and Tintin worked together? | Scooby Doo ve Tenten birlikte çalışsaydı ne olurdu? | en-tr |
Would you put in a word for me? | Bana destek çıkar mısın? | en-tr |
You look a bit tense. | Sen biraz gergin görünüyorsun. | en-tr |
I've put my career on the line for you. | Kariyerimi sizin için riske attım. | en-tr |
He tickled her ribs. | Onun kaburgalarını gıdıkladı. | en-tr |
Playing basketball won't make you taller. | Basketbol oynamak seni daha uzun yapmaz. | en-tr |
Correlation doesn't equal causation. | Korelasyon nedenselliğe eşit değildir. | en-tr |
Tom needs to be trained. | Tom'un eğitilmesi gerekir. | en-tr |
Tom needs to be transferred. | Tom'un transfer edilmesi gerekir. | en-tr |
I wasn't scared at first. | İlk önce korkmadım. | en-tr |
I didn't do that properly. | Onu uygun biçimde yapmadım. | en-tr |
I didn't mind waiting for Tom. | Tom'u beklemeyi düşünmedim. | en-tr |
I'm not totally convinced. | Ben tamamen ikna olmadım. | en-tr |
I did that for three years. | Onu üç yıl boyunca yaptım. | en-tr |
I don't enjoy talking with Tom. | Tom'la konuşmak hoşuma gitmiyor. | en-tr |
I did that single-handedly. | Onu tek başıma yaptım. | en-tr |
I see cold ice. | Soğuk buz görüyorum. | en-tr |
This is a fertile garden. | Bu verimli bir bahçe. | en-tr |
Sami started his own job. | Sami kendi işine başladı. | en-tr |
Sami wanted to move out. | Sami taşınmak istiyordu. | en-tr |
I didn't do that on my own. | Bunu kendi başıma yapmadım. | en-tr |
Tom needs to be treated fairly. | Tom'un adil bir şekilde tedavi edilmesi gerekiyor. | en-tr |
Tom needs to be given a warning. | Tom'a bir uyarı verilmesi gerekiyor. | en-tr |
Tom has done that more than once. | Tom bunu bir kereden daha fazla yaptı. | en-tr |
Tom is doing what he always does. | Tom her zaman yaptığı şeyi yapıyor. | en-tr |
I wasn't used to doing that. | Bunu yapmaya alışkın değildim. | en-tr |
Tom knows a great deal about that. | Tom bunun hakkında çok şey biliyor. | en-tr |
I did that the way Tom asked me to. | Bunu Tom'un yapmamı istediği şekilde yaptım. | en-tr |
I'm not willing to do that for Tom. | Bunu Tom için yapmaya istekli değilim. | en-tr |
I did that entirely on my own. | Bunu tamamen kendi başıma yaptım. | en-tr |
I wish I were as good-looking as Tom. | Keşke Tom gibi yakışıklı olsaydım. | en-tr |
Tom is fun-loving. | Tom bir keyif adamı. | en-tr |
Tom is self-assured. | Tom kendinden emin. | en-tr |
I wasn't surprised when Tom did that. | Tom bunu yaptığında şaşırmadım. | en-tr |
I didn't need to do that again. | Bunu tekrar yapmaya gerek yoktu. | en-tr |
I did that almost the same way as Tom. | Onu Tom'la neredeyse aynı şekilde yaptım. | en-tr |
I wasn't as angry as Tom seemed to be. | Tom'un göründüğü kadar kızgın değildim. | en-tr |
I wasn't as bored as Tom seemed to be. | Tom'un göründüğü kadar sıkılmadım. | en-tr |
Tom and Mary have decided to split up. | Tom ve Mary ayrılmaya karar verdiler. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.