english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
I'm not as smart as Tom.
Tom kadar zeki değilim.
en-tr
I'm not as smart as Tom is.
Tom kadar zeki değilim.
en-tr
I'm pretty sure Tom did that.
Bunu Tom'un yaptığından oldukça eminim.
en-tr
I'm pretty sure that Tom did that.
Tom'un bunu yaptığından oldukça eminim.
en-tr
I'm pretty sure Tom will be on time.
Tom'un zamanında geleceğinden oldukça eminim.
en-tr
I'm pretty sure that Tom will be on time.
Tom'un zamanında geleceğinden oldukça eminim.
en-tr
I'm sorry that Tom isn't here.
Tom burada olmadığı için üzgünüm.
en-tr
I'm sorry I kissed Tom.
Tom'u öptüğüm için üzgünüm.
en-tr
I'm sure you'll have fun at Tom's party.
Tom'un partisinde eğleneceğinden eminim.
en-tr
I'm sure that you'll have fun at Tom's party.
Tom'un partisinde eğleneceğinden eminim.
en-tr
I'm sure Tom already knows what to do.
Eminim Tom zaten ne yapacağını biliyordur.
en-tr
I'm sure that Tom already knows what to do.
Tom'un zaten ne yapacağını bildiğinden eminim.
en-tr
I'm sure Tom doesn't hate Mary.
Eminim ki Tom, Mary'den nefret etmiyordur.
en-tr
I'm sure that Tom doesn't hate Mary.
Tom'un Mary'den nefret etmediğine eminim.
en-tr
I'm sure Tom doesn't want it.
Я впевнений, що Том цього не хоче.
en-uk
I'm sure that Tom doesn't want it.
Tom'un bunu istemediğinden eminim.
en-tr
I'm sure Tom will be on time.
Tom'un zamanında geleceğinden eminim.
en-tr
I'm sure that Tom will be on time.
Tom'un zamanında geleceğinden eminim.
en-tr
I'm sure Tom will get angry.
Tom'un öfkeleneceğine eminim.
en-tr
I'm sure that Tom will get angry.
Tom'un sinirleneceğine eminim.
en-tr
I'm sure that Tom will agree with me.
Eminim Tom benimle aynı düşünce olacak.
en-tr
That's a mistake a lot of people make.
O birçok insanın yaptığı bir hata.
en-tr
Do you know who gave that necklace to Mary?
O kolyeyi Mary'ye kim verdi biliyor musun?
en-tr
Do you still wrestle?
Hala güreşiyor musun?
en-tr
Do you still work out?
Hâlâ egzersiz mi yapıyorsun?
en-tr
I have to stay here with Tom.
Tom ile burada kalmak zorundayım.
en-tr
Do you still want to come?
Hala gelmek istiyor musun?
en-tr
Do you still want to see me?
Hala beni görmek istiyor musun?
en-tr
I spoke with Tom after class.
Dersten sonra Tom'la konuştum.
en-tr
Do you still work in Boston?
Hala Boston'da çalışıyor musun?
en-tr
I talked to Tom this morning.
Bu sabah Tom ile konuştum.
en-tr
I want to see Tom doing that.
Tom'un onu yaptığını görmek istiyorum.
en-tr
I was foolish to believe Tom.
Tom'a inanacak kadar aptaldım.
en-tr
Do you still want to go with us?
Hala bizimle gitmek istiyor musun?
en-tr
I'd like to be here with Tom.
Burada Tom ile beraber olmak isterim.
en-tr
I'll go and ask Tom about it.
O konuyu gidip Tom'a soracağım.
en-tr
Do you still want to eat with us?
Hala bizimle yemek yemek istiyor musun?
en-tr
I'll meet Tom in the library.
Kütüphanede Tom'la buluşacağım.
en-tr
Do you still want to leave today?
Hala bugün ayrılmak istiyor musun?
en-tr
Do you still want us to help you?
Hala size yardım etmemizi istiyor musunuz?
en-tr
Do you remember where you got that?
Onu aldığın yeri hatırlıyor musun?
en-tr
Do you still want to do that with us?
Onu hala bizimle yapmak istiyor musun?
en-tr
Do you really think anyone is listening?
Gerçekten herhangi birinin dinlediğini düşünüyor musun?
en-tr
Do you really think anybody is listening?
Gerçekten herhangi birinin dinlediğini düşünüyor musun?
en-tr
Do you really think anyone will vote for you?
Gerçekten herhangi birinin sana oy vereceğini düşünüyor musun?
en-tr
Do you really believe Tom would do that?
Tom'un bunu yapacağına gerçekten inanıyor musun?
en-tr
Do you really believe that Tom would do that?
Tom'un bunu yapacağına gerçekten inanıyor musun?
en-tr
Do you really believe Tom would do something like that?
Tom'un böyle bir şey yapacağına gerçekten inanıyor musun?
en-tr
Do you really believe that Tom would do something like that?
Tom'un böyle bir şey yapacağına gerçekten inanıyor musun?
en-tr
Do you really think you can convince Tom to buy you that?
Tom'u bunu senin için almayı ikna edebileceğini gerçekten düşünüyor musun?
en-tr
Do you really think you can convince Tom to buy that for you?
Tom'un bunu senin için almaya ikna edebileceğini gerçekten düşünüyor musun?
en-tr
Do you really think Tom is younger than Mary?
Tom'un Mary'den daha genç olduğunu mu düşünüyorsun?
en-tr
Do you really think Tom is younger than Mary is?
Gerçekten Tom'un Mary'den daha genç olduğunu mu düşünüyorsun?
en-tr
It's a pity Tom doesn't know how to do that.
Ne yazık ki Tom bunu nasıl yapacağını bilmiyor.
en-tr
It's a pity that Tom doesn't know how to do that.
Ne yazık ki Tom bunu nasıl yapacağını bilmiyor.
en-tr
It's a pity Tom isn't here.
Ne yazık ki Tom burada değil.
en-tr
It's a pity that Tom isn't here.
Ne yazık ki Tom burada değil.
en-tr
Everyone believed what Tom said.
Herkes, Tom'un söylediğine inanıyordu.
en-tr
Everybody believed what Tom said.
Herkes Tom'un söylediği şeye inandı.
en-tr
Everyone hates it.
Herkes ondan nefret eder.
en-tr
Everyone hated it.
Herkes bundan nefret ediyordu.
en-tr
Everybody hated it.
Herkes bundan nefret ediyordu.
en-tr
Everyone is ready to go.
Herkes gitmeye hazır.
en-tr
Everybody is ready to go.
Herkes gitmeye hazır.
en-tr
Sami was watching anime porn.
Sami çizgi porno seyrediyordu.
en-tr
Sami is so obsessed with Japanese culture.
Sami, Japon kültürü konusunda çok saplantılı.
en-tr
Sami was obsessed with anime.
Sami'nin anime takıntısı vardı.
en-tr
Sami felt so uncomfortable.
Sami kendini çok rahatsız hissetti.
en-tr
I want to have a party for Tom.
Tom için bir parti vermek istiyorum.
en-tr
Did Tom look like he was lonely?
Tom yalnızmış gibi mi görünüyordu?
en-tr
Sami has an accent.
Sami'nin bir aksanı var.
en-tr
Sami was mocking Layla's Egyptian accent.
Sami, Leyla'nın Mısır aksanıyla alay ediyordu.
en-tr
Sami talks with an accent.
Sami aksanlı biçimde konuşuyor.
en-tr
Sami was pretending to have an American accent.
Sami, Amerikan aksanı varmış gibi davranıyordu.
en-tr
Everyone looked at it carefully.
Herkes ona dikkatlice baktı.
en-tr
Everybody looked at it carefully.
Herkes ona dikkatlice baktı.
en-tr
Give Tom these cookies.
Tom'a bu kurabiyeleri ver.
en-tr
Give these cookies to Tom.
Bu kurabiyeleri Tom'a ver.
en-tr
Here's the map you've been looking for.
İşte aradığın harita.
en-tr
Here's the map that you've been looking for.
İşte aradığın harita.
en-tr
That isn't what I have to do.
Yapmak zorunda olduğum şey bu değil.
en-tr
That's not what I plan to do.
Я планую зробити не це.
en-uk
That isn't what I plan to do.
Я планую зробити не це.
en-uk
I don't think Tom ever did that.
Tom'un şimdiye kadar bunu yaptığını sanmıyorum.
en-tr
I don't think that Tom ever did that.
Tom'un şimdiye kadar bunu yaptığını sanmıyorum.
en-tr
Are your slippers warm?
Terliklerin sıcak mı?
en-tr
Hey, look what I got.
Hey, bak bende ne var.
en-tr
Give me those cookies.
Bana şu kurabiyeleri ver.
en-tr
That isn't a fir tree.
Bu bir köknar ağacı değil.
en-tr
Tom doesn't seem very strong.
Tom çok güçlü görünmüyor.
en-tr
I explained the incident to Tom.
Olayı Tom'a açıkladım.
en-tr
I just received a call from Tom.
Tom'dan az önce bir telefon aldım.
en-tr
Do you really think Tom can convince Mary to go to the dance with him?
Gerçekten, Tom'un Mary'yi onunla dansa gitmeye ikna edebileceğini düşünüyor musun?
en-tr
Do you like the same kind of music that Tom does?
Tom'un hoşlandığı aynı tür müzikten hoşlanıyor musun?
en-tr
It seems that summer is finally here.
Görünüşe göre yaz sonunda burada.
en-tr
It was difficult to do that.
Bunu yapmak zordu.
en-tr
No one survived the accident.
Hiç kimse kazadan kurtulmadı.
en-tr
Nobody survived the accident.
Hiç kimse kazadan kurtulmadı.
en-tr
Nobody was satisfied.
Kimse tatmin olmamıştı.
en-tr
Please tell Tom it's important to do that before 2:30.
Lütfen Tom'a 2.30'dan önce bunu yapmasının önemli olduğunu söyle.
en-tr