english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
That's the nicest thing anyone's ever done for me. | Bu herhangi birinin şimdiye kadar benim için yaptığı en güzel şey. | en-tr |
That's the nicest thing anybody's ever done for me. | Bu herhangi birinin şimdiye kadar benim için yaptığı en güzel şey. | en-tr |
Everyone except us knew what was going on. | Усі, крім нас, знали, що відбувається. | en-uk |
Everybody except us knew what was going on. | Bizden başka herkes neler olduğunu biliyordu. | en-tr |
Everyone except Tom knew what was going on. | Tom hariç herkes neler olduğunu biliyordu. | en-tr |
Everybody except Tom knew what was going on. | Tom hariç herkes neler olduğunu biliyordu. | en-tr |
That was one of the reasons I did that. | Bunu yapmamın sebeplerinden biri buydu. | en-tr |
That was one of the reasons that I did that. | Bunu yapmamın sebeplerinden biri buydu. | en-tr |
Did you think this was going to be easy? | Bunun kolay olacağını düşündün mü? | en-tr |
Did you think that this was going to be easy? | Bunun kolay olacağını düşündün mü? | en-tr |
Tom doesn't speak French fluently. | Tom akıcı bir şekilde Fransızca konuşmuyor. | en-tr |
Tom is feeling a lot better today. | Tom bugün çok daha iyi hissediyor. | en-tr |
It's definitely time to get out of here. | Kesinlikle buradan çıkmanın zamanı. | en-tr |
Tom asked me a bunch of questions about you. | Tom bana senin hakkında bir sürü soru sordu. | en-tr |
Are you going to be all right, Tom? | İyi olacak mısın, Tom? | en-tr |
Did you really think I'd go out with you? | Gerçekten seninle çıkacağımı mı düşündün? | en-tr |
I could see Tom from where I stood. | Tom'u durduğum yerden görebiliyordum. | en-tr |
I felt better after talking to Tom. | Tom'la konuştuktan sonra daha iyi hissettim. | en-tr |
I cleared my throat and started speaking. | Boğazımı temizledim ve konuşmaya başladım. | en-tr |
Tom didn't seem particularly happy. | Tom özellikle mutlu görünmüyordu. | en-tr |
Tom doesn't like singing sad songs. | Tom, hüzünlü şarkıları söylemekten hoşlanmıyor. | en-tr |
I guess I just needed someone to talk to. | Sanırım konuşacak birine ihtiyacım vardı. | en-tr |
I guess we should've done that yesterday. | Sanırım bunu dün yapmalıydık. | en-tr |
I probably would've been able to do that. | Muhtemelen bunu yapabilirdim. | en-tr |
Tom has found a new place to live. | Tom yaşamak için yeni bir mekan buldu. | en-tr |
I probably would've been able to do that without any help. | Muhtemelen hiç yardım almadan bunu yapabilirdim. | en-tr |
Luckily, I was able to do that by myself. | Bereket versin ki, bunu kendi başıma yapabildim. | en-tr |
Tom has sold the rest of his books. | Tom kitaplarının geri kalanını sattı. | en-tr |
Tom had a hard time finding a job. | Tom iş bulmakta sıkıntı yaşadı. | en-tr |
Tom shook his head and looked away. | Tom başını salladı ve uzağa baktı. | en-tr |
Tom tried his best to look serious. | Tom ciddi görünmek için elinden geleni yaptı. | en-tr |
I always drive below the speed limit. | Ben her zaman hız sınırının altında sürerim. | en-tr |
I caught Tom stealing some money out of my wallet. | Tom'u cüzdanımdan para çalarken yakaladım. | en-tr |
I promise you I won't do that. | Bunu yapmayacağıma sana söz veriyorum. | en-tr |
I promise you that I won't do that. | Обіцяю тобі, що не буду цього робити. | en-uk |
It's going to be hard to find somebody to replace Tom. | Tom'un yerine koyacak birini bulmak zor olacak. | en-tr |
It's going to be difficult to find somebody to replace Tom. | Tom'u değiştirmek için birini bulmak zor olacak. | en-tr |
Tom wasn't difficult to find. | Tom'u bulmak zor değildi. | en-tr |
Tom may not want to help Mary. | Tom, Mary'ye yardım etmek istemeyebilir. | en-tr |
Tom might not want to help Mary. | Tom, Mary'ye yardım etmek istemeyebilir. | en-tr |
Tom is in his house. | Tom evinde. | en-tr |
Tom is ready to die. | Tom ölmeye hazır. | en-tr |
Tom should go to bed. | Tom yatağa gitmeli. | en-tr |
Tom is still feverish. | Tom hâlâ ateşli. | en-tr |
That's very exciting. | Bu çok heycan verici | en-tr |
These were expensive. | Bunlar pahalıydı. | en-tr |
Don't make us do that. | Bizi bunu yapmaya zorlama. | en-tr |
Give us a few minutes. | Bize birkaç dakika ver. | en-tr |
Tom never let me drive. | Tom asla araba kullanmama izin vermedi. | en-tr |
Give us a little time. | Bize biraz zaman ver. | en-tr |
Tom is as busy as always. | Tom her zamanki kadar meşguldür. | en-tr |
Tom is rather unreliable. | Tom oldukça güvenilmez. | en-tr |
Tom knows a lot about it. | Tom bunun hakkında çok şey biliyor. | en-tr |
Tom needs to work faster. | Tom daha hızlı çalışmalı. | en-tr |
Tom rarely drinks coffee. | Том нечасто п'є каву. | en-uk |
Give us one more chance. | Bize bir şans daha tanı. | en-tr |
Tom seemed pretty scared. | Tom oldukça korkmuş gibi görünüyordu. | en-tr |
I just wanted to meet Tom. | Sadece Tom'la tanışmak istedim. | en-tr |
Teach us how to do that. | Onun nasıl yapılacağını bize öğret. | en-tr |
I saw Tom go into the cave. | Я бачив, як Том заходив до печери. | en-uk |
Tom is preparing breakfast. | Tom kahvaltı hazırlıyor. | en-tr |
Tell us all the details. | Bize tüm detayları anlatın. | en-tr |
Tom is the one who's dying. | Ölen kişi Tom. | en-tr |
Tell us how it happened. | Bize onun nasıl olduğunu anlat. | en-tr |
Tell us more about this. | Bize bu konudan biraz daha bahset. | en-tr |
Tom licked the spoon clean. | Tom kaşığı yalayıp temizledi. | en-tr |
Tell us the whole story. | Bize bütün hikayeyi anlat. | en-tr |
Tom is one of the world's leading experts on cybersecurity. | Tom, siber güvenlik konusunda dünyanın önde gelen kişisidir. | en-tr |
Tell us what this means. | Bunun ne anlama geldiğini bize söyle. | en-tr |
Tom seemed pretty relieved. | Tom oldukça rahatlamış görünüyordu. | en-tr |
The noise kept us awake. | Gürültü bizi uyanık tuttu. | en-tr |
Tom doesn't like spicy food. | Tom baharatlı yemekten hoşlanmaz. | en-tr |
Come and see us tomorrow. | Yarın gel ve bizi gör. | en-tr |
Tom is much nicer than Mary. | Tom, Mary'den çok daha kibar. | en-tr |
I don't mind helping you. | Sana yardım etmeyi düşünmüyorum. | en-tr |
Tom is obviously having fun. | Tom belli ki eğleniyor. | en-tr |
Tom is on the swimming team. | Tom yüzme takımında. | en-tr |
I've lost a lot of weight. | Çok kilo kaybettim. | en-tr |
I've read all those books. | Bütün o kitapları okudum. | en-tr |
Tom likes his coffee strong. | Tom kahvesini koyu seviyor. | en-tr |
Come see us again tomorrow. | Yarın tekrar bizi görmeye gel. | en-tr |
Don't ever lie to us again. | Bir daha bize hiç yalan söyleme. | en-tr |
Tom told us how he did that. | Tom bize bunu nasıl yaptığını anlattı. | en-tr |
Let us handle that problem. | O sorunu halledelim. | en-tr |
Tell us exactly what to do. | Bize tam olarak ne yapacağımızı söyle. | en-tr |
Tom has ordered three pizzas. | Tom üç pizza sipariş etti. | en-tr |
Tom has repeatedly done that. | Tom onu defalarca yaptı. | en-tr |
Thanks for driving us home. | Bizi arabayla eve bıraktığın için teşekkürler. | en-tr |
Tom is likely to die in jail. | Tom muhtemelen hapiste ölecek. | en-tr |
Thanks for letting us know. | Bize haber verdiğin için teşekkürler. | en-tr |
Tom likes going to the beach. | Tom plaja gitmekten hoşlanır. | en-tr |
Tom looked a little restless. | Tom biraz huzursuz görünüyordu. | en-tr |
We've just finished eating. | Daha yeni yemek yemeyi bitirdik. | en-tr |
Don't make us do that again. | Bize bunu tekrar yaptırma. | en-tr |
I bought this hat in Boston. | Bu şapkayı Boston'da satın aldım. | en-tr |
It only took us three hours. | Sadece üç saatimizi aldı. | en-tr |
I found what Tom said amusing. | Tom'un dediği şeyi komik buldum. | en-tr |
Just give us another chance. | Sadece bize bir fırsat daha ver. | en-tr |
I wish I knew where Tom lived. | Keşke Tom'un nerede yaşadığını bilsem. | en-tr |
Just give us another minute. | Bize sadece bir dakika daha ver. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.