english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
The best person to ask is Tom.
Sorulacak en iyi kişi Tom'dur.
en-tr
Please come see us tomorrow.
Lütfen yarın bizi görmeye gel.
en-tr
Tom explained how he did that.
Tom onu nasıl yaptığını açıkladı.
en-tr
Please tell us what's wrong.
Lütfen bize hatanın ne olduğunu söyle.
en-tr
Tom is only trying to survive.
Tom sadece hayatta kalmaya çalışıyor.
en-tr
Please tell us your opinion.
Lütfen bize fikrini söyle.
en-tr
Tom is the one who invited me.
Tom beni davet eden kişidir.
en-tr
Tom likes watching basketball.
Tom basketbol izlemekten hoşlanır.
en-tr
Tom loved living on the ranch.
Tom çiftlikte yaşamayı seviyordu.
en-tr
This game is very addictive.
Bu oyun çok bağımlılık yapıcıdır.
en-tr
Tom must make a decision soon.
Tom yakında bir karar vermeli.
en-tr
Can you tell me how old Tom is?
Bana Tom'un kaç yaşında olduğunu söyleyebilir misin?
en-tr
I expected Tom to finish first.
Я очікувала, що Том це закінчить.
en-uk
I've read all of those books.
Bütün o kitapları okudum.
en-tr
I have great confidence in Tom.
Tom'a büyük güvenim var.
en-tr
I saw Tom swimming in the pool.
Tom'u havuzda yüzerken gördüm.
en-tr
Please don't make us do that.
Lütfen bize onu yaptırmayın.
en-tr
I've joked with Tom about that.
Tom'la o konuda şaka yaptım.
en-tr
I wrote three songs last week.
Geçen hafta üç şarkı yazdım.
en-tr
Tom likes talking to strangers.
Tom yabancılarla konuşmaktan hoşlanır.
en-tr
I'm not the youngest guy here.
Buradaki en genç adam ben değilim.
en-tr
Tom looks a little disoriented.
Tom biraz şaşırmış görünüyor.
en-tr
I'm not the youngest one here.
Buradaki yaşça en genç kişi ben değilim.
en-tr
Tom must've gone fishing.
Tom balık tutmaya gitmiş olmalıydı.
en-tr
Please give us another chance.
Lütfen bize bir şans daha ver.
en-tr
Tom needs to get some exercise.
Tom'un biraz egzersiz yapması gerekiyor.
en-tr
Tom put his hands on his knees.
Tom ellerini dizlerinin üzerine koydu.
en-tr
Tom knew how to do that already, so I didn't have to show him.
Tom onu nasıl yapacağını zaten biliyordu, bu nedenle ona göstermek zorunda kalmadım.
en-tr
I hear you're moving to Boston.
Senin Boston'a taşınıyor olduğunu duydum.
en-tr
I told Tom it sounded plausible.
Tom'a bunun akla yatkın geldiğini söyledim.
en-tr
I'll buy you whatever you want.
Sen ne istersen satın alacağım.
en-tr
I'm having lunch with Tom today.
Bugün Tom'la öğle yemeği yiyorum.
en-tr
Tom knows those people, I think.
Tom o insanları tanıyor sanırım.
en-tr
Will you help me move the sofa?
Kanepeyi taşımama yardım eder misin?
en-tr
Tom tried to protect his family.
Tom ailesini korumaya çalıştı.
en-tr
What Tom did made me very angry.
Tom'un yaptığı şey beni çok kızdırdı.
en-tr
Is this something you could use?
Bu kullanabileceğin bir şey mi?
en-tr
Could you use this?
Bunu kullanabilir misiniz?
en-tr
I just love everything about Tom.
Sadece Tom hakkındaki her şeyi seviyorum.
en-tr
It's still too early to do that.
Onu yapmak için henüz fazla erken.
en-tr
I know we'll definitely miss Tom.
Tom'u kesinlikle özleyeceğimizi biliyorum.
en-tr
I bet you weren't expecting that.
Bahse girerim onu beklemiyordun.
en-tr
Tom and Mary probably did something they shouldn't have done.
Tom ve Mary muhtemelen yapmamaları gereken bir şey yaptılar.
en-tr
I don't feel any different today.
Bugün kendimi hiç farklı hissetmiyorum.
en-tr
Tom made some grammatical errors.
Tom bazı gramer hataları yaptı.
en-tr
I know almost nothing about that.
O konuda neredeyse hiçbir şey bilmiyorum.
en-tr
I'm glad they found Tom unharmed.
Tom'u zarar görmemiş buldukları için mutluyum.
en-tr
I'll be glad to answer questions.
Sorulara cevap vermekten memnun olurum.
en-tr
I'll be glad to answer your questions.
Sorularınıza cevap vermekten memnun olurum.
en-tr
Mary is one of my ex-girlfriends.
Mary benim eski kız arkadaşlarımdan biridir.
en-tr
I'm beginning to think it's true.
Onun doğru olduğunu düşünmeye başlıyorum.
en-tr
Tom is likely to come home early.
Tom muhtemelen eve erken gelecek.
en-tr
I'm certainly not happy about it.
Onunla ilgili kesinlikle mutlu değilim.
en-tr
I'm certainly not happy about that.
O konuda kesinlikle mutlu değilim.
en-tr
Tom isn't very good at chess yet.
Tom henüz satrançta pek iyi değil.
en-tr
I'm glad something has been done.
Bir şeyin yapılmasına memnunum.
en-tr
Tom made Mary feel uncomfortable.
Tom, Mary'yi rahatsız hissettirdi.
en-tr
Tom plays baseball in the summer.
Tom yazın beyzbol oynar.
en-tr
I'm my own worst enemy sometimes.
Ben bazen kendimin en kötü düşmanıyım.
en-tr
Tom plays volleyball pretty well.
Том досить непогано грає у волейбол.
en-uk
I enjoyed listening to Tom's band.
Tom'un grubunu dinlemekten zevk aldım.
en-tr
I'm very familiar with that.
Buna çok alışkınım.
en-tr
Tom isn't allowed to come in here.
Tom'un buraya girmesine izin verilmiyor.
en-tr
Tom never told me how he met Mary.
Tom bana Mary ile nasıl tanıştığını hiç söylemedi.
en-tr
Tom should be the next to do that.
Tom bunu yapmak için bir sonraki olmalı.
en-tr
Don't let me catch you doing that.
Bunu yaptığınızı yakalamama izin vermeyin.
en-tr
I actually think Tom remembered me.
Aslında Tom'un beni hatırladığını düşünüyorum.
en-tr
I actually play piano really well.
Ben aslında piyanoyu gerçekten iyi çalarım.
en-tr
I actually play piano quite well.
Ben aslında piyanoyu oldukça iyi çalıyorum.
en-tr
I actually play piano pretty well.
Ben aslında piyanoyu oldukça iyi çalıyorum.
en-tr
I actually play piano fairly well.
Ben aslında oldukça iyi piyano çalıyorum.
en-tr
I almost had a nervous breakdown.
Neredeyse sinir krizi geçirdim.
en-tr
I apologize for not coming sooner.
Daha erken gelmediğim için özür dilerim.
en-tr
I apologize for not doing this sooner.
Bunu daha erken yapmadığım için özür dilerim.
en-tr
I can't wait until Monday morning.
Pazartesi sabahına kadar bekleyemem.
en-tr
Tom is hardly ever home on Mondays.
Tom pazartesi günleri neredeyse hiç evde değildir.
en-tr
Tom is seldom home on Mondays.
Tom pazartesileri nadiren evdedir.
en-tr
I could've written it much better.
Bunu çok daha iyi yazabilirdim.
en-tr
Tom is quite good at skateboarding.
Tom kaykayda oldukça iyi.
en-tr
I don't agree with that statement.
Bu söze katılmıyorum.
en-tr
I don't expect many major changes.
Birçok büyük değişiklik beklemiyorum.
en-tr
Did you hear Tom leave this morning?
Tom'un bu sabah ayrıldığını duydun mu?
en-tr
I seriously doubt Tom will be there.
Tom'un orada olacağından cidden şüpheliyim.
en-tr
I don't think about anything else.
Başka bir şey düşünmüyorum.
en-tr
Tom and Mary were still married back then.
Tom ve Mary hâlâ o zamanlar evliydi.
en-tr
I have good hand-eye coordination.
Benim iyi bir el-göz koordinasyonum var.
en-tr
That isn't something I would've done.
Bu yaptığım bir şey değil.
en-tr
That's not something I would've done.
Bu yaptığım bir şey değil.
en-tr
That's not something I would want to do.
Bu yapmak istediğim bir şey değil.
en-tr
That isn't something I know how to do.
Bu nasıl yapacağımı bildiğim bir şey değil.
en-tr
Tom did that for a couple of months.
Tom bunu birkaç ay yaptı.
en-tr
Tom isn't going to bother you again.
Tom seni tekrar rahatsız etmeyecek.
en-tr
Tom looked at Mary and then laughed.
Tom Mary'ye baktı ve sonra güldü.
en-tr
Tom may have already read this book.
Tom bu kitabı çoktan okumuş olabilir.
en-tr
Tom must've been three at that time.
Tom o zaman üç yaşında olmalıydı.
en-tr
Tom probably won't do that tomorrow.
Tom muhtemelen bunu yarın yapmayacak.
en-tr
Tom sent Mary next door to get help.
Tom Mary'yi yardım almak için bitişik komşuya gönderdi.
en-tr
I don't know if Tom is even here yet.
Tom'un henüz burada olup olmadığını bilmiyorum bile.
en-tr
Tom cooked Mary her favorite dish.
Tom Mary'ye en sevdiği yemeği pişirdi.
en-tr
If you continue to misbehave, it will go on your permanent record.
Eğer yanlış davranmaya devam ederseniz kalıcı kayıtlarınıza geçecektir.
en-tr