english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Tom spends most of his salary on food. | Tom maaşının büyük bölümünü yeme içmeye harcıyor. | en-tr |
Tom should tell you what to do. | Tom sana ne yapacağını söylemeli. | en-tr |
Read this when you have time. | Zamanınız olduğunda bunu okuyun. | en-tr |
Tom used to always be here on Mondays. | Tom her zaman pazartesi günleri burada olurdu. | en-tr |
Tom always used to be here on Mondays. | Tom her zaman pazartesi günleri burada olurdu. | en-tr |
Tom should've pretended he didn't understand French. | Tom, Fransızca anlamıyormuş gibi yapmalıydı. | en-tr |
Tom said he didn't know what Mary looked like. | Tom, Mary'nin neye benzediğini bilmediğini söyledi. | en-tr |
I'm fairly confident I can do that. | 我相当有自信我能做到这一点。 | en-zh |
I'll probably never do that. | Muhtemelen bunu asla yapmayacağım. | en-tr |
I probably will never do that. | Muhtemelen bunu asla yapmayacağım. | en-tr |
I was hoping you wouldn't do that. | Bunu yapmayacağını umuyordum. | en-tr |
I was hoping that Tom wouldn't be here. | Tom'un burada olmayacağını umuyordum. | en-tr |
I think we ought to help Tom. | Bence Tom'a yardım etmeliyiz. | en-tr |
I think that we ought to help Tom. | Bence Tom'a yardım etmeliyiz. | en-tr |
I suspect what Tom said wasn't true. | Tom'un söylediğinin doğru olmadığından şüpheleniyorum. | en-tr |
I really thought Tom would have to do that. | Gerçekten Tom'un bunu yapmak zorunda olacağını düşündüm. | en-tr |
I really thought that Tom would have to do that. | Gerçekten Tom'un bunu yapmak zorunda olacağını düşündüm. | en-tr |
I nearly missed the bus. | Neredeyse otobüsü kaçırıyordum. | en-tr |
Tom took his glasses out of his pocket and put them on. | Tom gözlüklerini cebinden çıkardı ve onları taktı. | en-tr |
The possibility that Tom might do that worried Mary. | Tom'un bunu yapması ihtimali Mary'yi endişelendirdi. | en-tr |
I'm going to the hospital this afternoon to visit Tom. | Tom’u ziyaret etmek için bu öğleden sonra hastaneye gidiyorum. | en-tr |
I'll use the wood I got from Tom to make a bookcase. | Kitaplık yapmak için Tom'dan aldığım ağacı kullanacağım. | en-tr |
I can understand why Tom wouldn't want to do that. | Tom'un bunu neden yapmak istemediğini anlayabiliyorum. | en-tr |
Tom didn't like the apartment he used to live in. | Tom yaşadığı daireyi beğenmedi. | en-tr |
Sometimes I go to school by bus and sometimes I walk. | Bazen okula otobüsle giderim, bazen de yürürüm. | en-tr |
Tom has been drinking a lot since his divorce. | Tom boşandığından beri çok fazla içiyor. | en-tr |
Tom is still too young to tie his own shoes. | Tom hâlâ kendi ayakkabılarını bağlamak için çok küçük. | en-tr |
Tom doesn't have enough credits to graduate. | Tom'un mezun olmak için yeterli kredisi yok. | en-tr |
Tom wants to know what he's supposed to do. | Tom ne yapması gerektiğini bilmek istiyor. | en-tr |
Tom didn't know who had written the letter. | Tom mektubu kimin yazdığını bilmiyordu. | en-tr |
This umbrella is mine and that one's Tom's. | Bu şemsiye benim ve şu Tom'un. | en-tr |
Tom is the boy who stole Mary's bicycle. | Tom, Mary'nin bisikletini çalan çocuk. | en-tr |
I'll be at Tom's for at least three hours. | En az üç saat boyunca Tom’da olacağım. | en-tr |
Tom will be here for another three weeks. | Tom üç hafta daha burada olacak. | en-tr |
Tom spends a third of his salary on rent. | Tom maaşının üçte birini kiraya harcıyor. | en-tr |
I'll meet Tom at 2:30 tomorrow afternoon. | Yarın öğleden sonra saat 2.30'da Tom'la buluşacağım. | en-tr |
Tom worked for us for about three years. | Tom bizim için üç sene çalıştı. | en-tr |
Tom is still too young to dress himself. | Tom kendi giyinmek için hâlâ çok genç. | en-tr |
Tom is in Boston attending a conference. | Tom, Boston’da bir konferansa katılıyor. | en-tr |
The only person I know in Boston is Tom. | Boston'da tanıdığım tek kişi Tom. | en-tr |
Has Tom been doing that for a long time? | Tom bunu uzun süredir yapıyor mu? | en-tr |
Tom worked there for about three years. | Tom yaklaşık üç yıldır orada çalıştı. | en-tr |
Tom spilled a little wine on his shirt. | Tom gömleğine biraz şarap döktü. | en-tr |
Tom shouldn't listen to what Mary says. | Tom, Mary'nin söylediklerini dinlememeli. | en-tr |
Tom often needs help with his homework. | Tom'un ev ödevlerinde sıklıkla yardıma ihtiyacı var. | en-tr |
Tom is helping Mary with her homework. | Tom ev ödevinde Mary'ye yardım ediyor. | en-tr |
I've been in Boston since Monday morning. | Pazartesi sabahından beri Boston'dayım. | en-tr |
Tom got in through an unlocked window. | Tom kilitsiz bir pencereden içeri girdi. | en-tr |
He has a brilliant future. | Onun parlak bir geleceği var. | en-tr |
Sami's manager was a woman. | Sami'nin menajeri bir kadındı. | en-tr |
Sami could not stand Layla. | Sami, Leyla'ya dayanamadı. | en-tr |
Sami didn't do that task. | O görevi Sami yapmadı. | en-tr |
Sami didn't come to work. | Sami çalışmak için gelmedi. | en-tr |
Sami called Layla Salima. | Sami, Leyla'ya Salima diye seslendi. | en-tr |
Sami is the funniest person. | Sami en komik kişidir. | en-tr |
Sami told me what my responsibilities were. | Sami bana sorumluluklarımın ne olduğunu söyledi. | en-tr |
Sami and Layla became like friends. | Sami ve Leyla arkadaş gibi oldular. | en-tr |
Sami had a small company. | Sami'nin küçük bir şirketi vardı. | en-tr |
Sami didn't know much about Layla. | Sami, Leyla hakkında pek bir şey bilmiyordu. | en-tr |
Sami was the background man. | Sami arka plandaki adamdı. | en-tr |
Sami and his co-workers really felt like a family. | Sami ve iş arkadaşları kendilerini gerçekten bir aile gibi hissediyorlardı. | en-tr |
Sami knew that Layla couldn't drink. | Sami, Leyla'nın içki içemeyeceğini biliyordu. | en-tr |
Sami drank rum. | Sam rom içti. | en-tr |
Sami was behind his desk. | Sami masasının arkasındaydı. | en-tr |
Sami said that was just office gossip. | Sami onun sadece ofis dedikodusu olduğunu söyledi. | en-tr |
Sami was really quiet. | Sami gerçekten sessizdi. | en-tr |
Sami was really nice. | Sami gerçekten nazikti. | en-tr |
Sami's wife was a stay-at-home mom. | Sami'nin karısı evde kalan bir anneydi. | en-tr |
Sami walked downtown. | Sami şehir merkezine yürüdü. | en-tr |
Sami was coming to the office. | Sami ofise geliyordu. | en-tr |
Sami and Layla made eye contact. | Sami ve Leyla göz teması kurdular. | en-tr |
Sami tried to salvage his job. | Sami işini kurtarmaya çalıştı. | en-tr |
The possibility that Tom might be doing that worried Mary. | Tom'un bunu yapabilmesi olasılığı Mary'yi endişelendirdi. | en-tr |
Tom is probably about thirty years old. | Tom muhtemelen yaklaşık otuz yaşında. | en-tr |
It's possible Tom won't do that. | Tom'un bunu yapmaması mümkün. | en-tr |
Tom may need to borrow some money. | Tom'un biraz borç para alması gerekebilir. | en-tr |
Tom may not be able to pay his rent next month. | Tom gelecek ay kirasını ödeyemeyebilir. | en-tr |
Tom might not be able to pay his rent next month. | Tom gelecek ay kirasını ödeyemeyebilir. | en-tr |
I may not be at home tonight. | Bu akşam evde olmayabilirim. | en-tr |
I might not be at home tonight. | Bu akşam evde olmayabilirim. | en-tr |
Tom knew he was being lied to. | Tom kendine yalan söylendiğini biliyordu. | en-tr |
Sometimes Tom does that. | Bazen Tom bunu yapar. | en-tr |
Tom won't be home until Monday. | Tom pazartesiye kadar evde olmayacak. | en-tr |
Tom told me he was going to Boston next week. | Tom bana gelecek hafta Boston'a gideceğini söyledi. | en-tr |
Tom told me that he was going to Boston next week. | Tom bana gelecek hafta Boston'a gideceğini söyledi. | en-tr |
Come here, please. | Buraya gel lütfen. | en-tr |
Can you get here by 2:30? | 2.30'a kadar buraya gelebilir misin? | en-tr |
Tom sees Mary every week. | Tom her hafta Mary'yle görüşür. | en-tr |
Tom will stay for dinner. | Tom akşam yemeği için kalacak. | en-tr |
I don't yet know the answer. | Cevabı henüz bilmiyorum. | en-tr |
Has Tom been doing that long? | Tom bunu uzun süredir yapıyor mu? | en-tr |
Maybe Tom will be here today. | Belki Tom bugün burada olacak. | en-tr |
Tom plays tennis really well. | Tom gerçekten iyi tenis oynar. | en-tr |
Tom parked his car over there. | Tom arabasını oraya park etti. | en-tr |
Tom will take us to the river. | Tom bizi nehre götürecek. | en-tr |
Perhaps Tom will be here today. | Belki Tom bugün burada olacak. | en-tr |
Tom didn't even try to help us. | Том навіть не спробував нам допомогти. | en-uk |
I wasn't wearing my seatbelt. | Emniyet kemerimi takmıyordum. | en-tr |
Tom didn't pay for that, I did. | Tom bunun için para ödemedi, ben ödedim. | en-tr |
That's Tom's umbrella, not mine. | Bu Tom'un şemsiyesi, benimki değil. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.