english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Tom should give Mary another chance. | Tom Mary'ye bir şans daha vermeli. | en-tr |
You're satisfied, aren't you? | Memnun oldun, değil mi? | en-tr |
Is that a picture of you? | Bu senin fotoğrafın mı? | en-tr |
You're shivering, aren't you? | Titriyorsun, değil mi? | en-tr |
You're three months older than Tom, aren't you? | Tom'dan üç ay daha yaşlısın, değil mi? | en-tr |
You're the owner, aren't you? | Sen mal sahibisin, değil mi? | en-tr |
What else is on the list? | Listede başka ne var? | en-tr |
You're unmarried, aren't you? | Evli değilsin, değil mi? | en-tr |
You're a better swimmer than Tom is, aren't you? | Tom'dan daha iyi bir yüzücüsün, değil mi? | en-tr |
You're very busy, aren't you? | Çok meşgulsün, değil mi? | en-tr |
I had trouble getting Tom to do that. | Bunu Tom'a yaptırmada sorun yaşadım. | en-tr |
You're responsible for Tom's safety, aren't you? | Tom'un güvenliğinden sen sorumlusun, değil mi? | en-tr |
You're very fast, aren't you? | Çok hızlısın, değil mi? | en-tr |
Who else knew about that? | Bunu başka kim biliyordu? | en-tr |
Tom said he saw Mary three hours ago. | Tom üç saat önce Mary'yi gördüğünü söyledi. | en-tr |
You're very good, aren't you? | Çok iyisin, değil mi? | en-tr |
You're the one who saved Tom's life, aren't you? | Tom'un hayatını kurtaran kişi sensin, değil mi? | en-tr |
You're very late, aren't you? | Çok geç kaldın, değil mi? | en-tr |
I didn't really want that. | Bunu gerçekten istemedim. | en-tr |
You're three years younger than Tom, aren't you? | Tom'dan üç yaş küçüksün, değil mi? | en-tr |
You're aggressive, aren't you? | Sen saldırgansın, değil mi? | en-tr |
I won't let you interfere. | Müdahale etmene izin vermeyeceğim. | en-tr |
Tom wanted to know what he should do. | Tom ne yapması gerektiğini bilmek istedi. | en-tr |
You're going to have to work with Tom, aren't you? | Tom ile çalışmak zorunda kalacaksın, değil mi? | en-tr |
I won't make you eat that. | Bunu sana yedirmeyeceğim. | en-tr |
You're a bit younger than Tom, aren't you? | Sen Tom'dan biraz daha gençsin, değil mi? | en-tr |
You're a bit younger than Tom is, aren't you? | Sen Tom'dan biraz daha gençsin, değil mi? | en-tr |
You're a little younger than Tom, aren't you? | Sen Tom'dan biraz daha gençsin, değil mi? | en-tr |
You're a little younger than Tom is, aren't you? | Sen Tom'dan biraz daha gençsin, değil mi? | en-tr |
You're a lot shorter than Tom is, aren't you? | Sen Tom'dan çok daha kısasın, değil mi? | en-tr |
You're a much better singer than Tom, aren't you? | Sen Tom'dan çok daha iyi bir şarkıcısın, değil mi? | en-tr |
You're a much better singer than Tom is, aren't you? | Sen Tom'dan çok daha iyi bir şarkıcısın, değil mi? | en-tr |
You're badly hurt, aren't you? | Çok yaralısın, değil mi? | en-tr |
You're supposed to be helping Tom now, aren't you? | Şimdi Tom'a yardım etmen gerekiyor, değil mi? | en-tr |
You're displeased, aren't you? | Memnun değilsin, değil mi? | en-tr |
I'll give this pen to you. | Bu kalemi sana vereceğim. | en-tr |
Tom didn't notice Mary staring at him. | Tom, Mary'nin ona baktığını fark etmedi. | en-tr |
You're frightened, aren't you? | Korktun, değil mi? | en-tr |
You're the one who told Tom to do that, aren't you? | Tom’a bunu yapmasını söyleyen kişi sensin, değil mi? | en-tr |
I'll go swimming with you. | Seninle yüzmeye gideceğim. | en-tr |
You're here early, aren't you? | Buraya erken geldin değil mi? | en-tr |
Tom doesn't want that to happen again. | Tom bunun tekrar olmasını istemiyor. | en-tr |
I'll let you try it again. | Bunu tekrar denemenize izin vereceğim. | en-tr |
I don't know what Tom's last name is. | Tom'un soyadının ne olduğunu bilmiyorum. | en-tr |
You're interested, aren't you? | İlgileniyorsun, değil mi? | en-tr |
I'll meet you after class. | Dersten sonra seninle buluşacağım. | en-tr |
Tom thought Mary was going to hit him. | Tom, Mary'nin ona çarpacağını düşündü. | en-tr |
You're my friends, aren't you? | Siz benim arkadaşlarımsınız, değil mi? | en-tr |
You're going to have to do that for Tom, aren't you? | Bunu Tom için yapmak zorunda kalacaksın, değil mi? | en-tr |
I'll show it to you again. | Bunu sana tekrar göstereceğim. | en-tr |
You're a lucky guy, aren't you? | Sen şanslı bir adamsın, değil mi? | en-tr |
Tom thought Mary was going to hug him. | Tom, Mary'nin kendisine sarılacağını düşündü. | en-tr |
I'll show you another one. | Sana bir tane daha göstereceğim. | en-tr |
You're the only person who can help Tom, aren't you? | Tom'a yardım edebilecek tek kişi sensin, değil mi? | en-tr |
You're a lucky man, aren't you? | Sen şanslı bir adamsın, değil mi? | en-tr |
I'll tell you what it was. | Bunun ne olduğunu sana söyleyeceğim. | en-tr |
You're both adults, aren't you? | İkiniz de yetişkinsiniz, değil mi? | en-tr |
You're supposed to be helping Tom right now, aren't you? | Şu an Tom'a yardım etmelisin, değil mi? | en-tr |
I'll tell you where to go. | Sana nereye gideceğimi söyleyeceğim. | en-tr |
You're discouraged, aren't you? | Cesaretin yok, değil mi? | en-tr |
Tom didn't want Mary to know the truth. | Tom, Mary'nin gerçeği bilmesini istemedi. | en-tr |
I'll wait for you outside. | Seni dışarıda bekleyeceğim. | en-tr |
You're the one who convinced Tom to do that, aren't you? | Tom'u bunu yapmaya ikna eden kişi sensin, değil mi? | en-tr |
You're heartbroken, aren't you? | Dertlisin, değil mi? | en-tr |
I'll wake you up at seven. | Seni yedide uyandıracağım. | en-tr |
Tom told Mary what was going to happen. | Tom Mary'ye neler olacağını anlattı. | en-tr |
You're intoxicated, aren't you? | Sarhoşsun, değil mi? | en-tr |
You're lying again, aren't you? | Yine yalan söylüyorsun, değil mi? | en-tr |
Tom tried his best not to make a sound. | Tom gürültü çıkarmamak için elinden geleni yaptı. | en-tr |
You're the only one who ever really talked to Tom, aren't you? | Şimdiye kadar Tom ile gerçekten konuşan tek kişi sensin, değil mi? | en-tr |
You're married now, aren't you? | Şimdi evlisin, değil mi? | en-tr |
Tom is needy, isn't he? | Tom yoksul, değil mi? | en-tr |
Tom and Mary go to the same high school. | Tom ve Mary aynı liseye gidiyor. | en-tr |
You're more talkative than most of Tom's other friends, aren't you? | Sen Tom'un diğer arkadaşlarının çoğundan daha konuşkansın, değil mi? | en-tr |
You're over thirty, aren't you? | 30 yaşın üstündesin, değil mi? | en-tr |
Tom didn't really seem to be interested. | Tom gerçekten ilgileniyor gibi görünmüyordu. | en-tr |
Do you know how that's possible? | Bunun nasıl mümkün olduğunu biliyor musun? | en-tr |
Tom is picky, isn't he? | Tom seçici, değil mi? | en-tr |
Tom didn't want to go to Boston with us. | Tom, bizimle Boston'a gitmek istemedi. | en-tr |
Does this noise bother you? | Bu ses sizi rahatsız ediyor mu? | en-tr |
You're the teacher, aren't you? | Sen öğretmensin, değil mi? | en-tr |
Tom didn't want to let his parents down. | Tom ailesini hayal kırıklığına uğratmak istemiyordu. | en-tr |
You're unconvinced, aren't you? | İkna olmadınız, değil mi? | en-tr |
Tom doesn't want Mary to know the truth. | Tom, Mary'nin gerçeği bilmesini istemiyor. | en-tr |
I won't write to you again. | Sana bir daha yazmayacağım. | en-tr |
Tom is the only person in the classroom. | Tom sınıftaki tek kişidir. | en-tr |
I'll come see you tomorrow. | Yarın seni görmeye geleceğim. | en-tr |
Tom is upset, isn't he? | Tom üzgün, değil mi? | en-tr |
You're enthusiastic, aren't you? | Sen coşkulusun, değil mi? | en-tr |
Tom knows exactly how I feel about Mary. | Tom, Mary hakkında ne hissettiğimi tam olarak bilir. | en-tr |
I'll give that back to you. | Bunu sana geri vereceğim. | en-tr |
You're exaggerating, aren't you? | Abartıyorsun, değil mi? | en-tr |
Tom needs to figure out what's going on. | Tom neler olduğunu çözmeli. | en-tr |
I'll let you go home early. | Eve erken gitmene izin vereceğim. | en-tr |
Tom is a cook, isn't he? | Том кухар, еге ж? | en-uk |
You're really angry, aren't you? | Gerçekten kızgınsın, değil mi? | en-tr |
I'll let you handle things. | İşleri halletmene izin vereceğim. | en-tr |
Tom is a jerk, isn't he? | Tom bir pislik, değil mi? | en-tr |
You're really lucky, aren't you? | Gerçekten şanslısın, değil mi? | en-tr |
Tom and Mary have the same piano teacher. | Tom ve Mary de aynı piyano öğretmenine sahip. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.