english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
I'll let you rest a little.
Biraz dinlenmene izin vereceğim.
en-tr
Tom is a liar, isn't he?
Tom bir yalancı, değil mi?
en-tr
You're a little late, aren't you?
Biraz geciktin, değil mi?
en-tr
Tom and Mary ride the same bus to school.
Tom ve Mary okula gitmek için aynı otobüse binerler.
en-tr
I'll remind you to do that.
Sana bunu yapmanı hatırlatacağım.
en-tr
You're an hour early, aren't you?
Bir saat erken geldin, değil mi?
en-tr
Tom and Mary wanted to be alone together.
Tom ve Mary birlikte yalnız kalmak istiyordu.
en-tr
You're in charge now, aren't you?
Artık sen sorumlusun, değil mi?
en-tr
Tom asked the old lady what her name was.
Tom yaşlı kadına adının ne olduğunu sordu.
en-tr
I'll show you the schedule.
Size programı göstereceğim.
en-tr
You're uncomfortable, aren't you?
Rahatsızsın, değil mi?
en-tr
Tom canceled his trip at the last minute.
Tom son dakikada gezisini iptal etti.
en-tr
I'll shut the door for you.
Kapıyı senin için kapatacağım.
en-tr
You're very romantic, aren't you?
Ти дуже романтичний, еге ж?
en-uk
I'll stay right behind you.
Tam arkanda kalacağım.
en-tr
You're claustrophobic, aren't you?
Sen klostrofobiksin, değil mi?
en-tr
Tom was the only person in the classroom.
Tom sınıfta tek kişiydi.
en-tr
I'll stop calling you that.
Seni böyle aramayı bırakacağım.
en-tr
You're going to be OK, aren't you?
İyileşeceksin, değil mi?
en-tr
Tom and Mary have the same taste in music.
Tom ve Mary müzikte aynı zevke sahipler.
en-tr
Tom attempted to run out of the courtroom.
Tom mahkeme salonundan kaçmaya çalıştı.
en-tr
You're good with kids, aren't you?
Çocuklarla iyisin, değil mi?
en-tr
Tom lived in Boston about three years ago.
Tom yaklaşık üç yıl önce Boston'da yaşıyordu.
en-tr
Let's row across the river.
Nehrin karşısına geçelim.
en-tr
Tom isn't the only person in the classroom.
Tom sınıfta tek kişi değil.
en-tr
Please show me your ticket.
Lütfen bana biletini göster.
en-tr
Tom went outside to see what was happening.
Tom neler olduğunu görmek için dışarı çıktı.
en-tr
You're often confused, aren't you?
Sık sık kafan karışıyor, değil mi?
en-tr
Tom went to the bathroom to wash his hands.
Tom ellerini yıkamak için tuvalete gitti.
en-tr
You're old enough now, aren't you?
Artık yeterince yaşlısın, değil mi?
en-tr
Tom hasn't told Mary what's going to happen.
Tom Mary'ye ne olacağını söylemedi.
en-tr
Tom wasn't the only person in the classroom.
Tom sınıfta tek kişi değildi.
en-tr
I can tell you how to do it.
Bunu nasıl yapacağını sana anlatabilirim.
en-tr
Tom isn't the only person that has done that.
Tom bunu yapan tek kişi değil.
en-tr
You're turning thirty, aren't you?
Otuz yaşına giriyorsun, değil mi?
en-tr
Tom was only in Boston for a couple of weeks.
Tom sadece birkaç haftalığına Boston'daydı.
en-tr
I'll call you at about 2:30.
Seni yaklaşık 2.30 da ararım.
en-tr
You're very observant, aren't you?
Çok itaatkarsın, değil mi?
en-tr
Tom and Mary are supposed to do that together.
Tom ve Mary'nin bunu birlikte yapmaları gerekiyor.
en-tr
You're being sarcastic, aren't you?
İğneleyici oluyorsun, değil mi?
en-tr
Tom didn't tell Mary what was going to happen.
Tom, Mary'ye ne olacağını anlatmadı.
en-tr
Tom goes to the gym two or three times a week.
Tom, haftada iki ya da üç kez spor salonuna gider.
en-tr
You're paid to do that, aren't you?
Bunu yapmak için para alıyorsun, değil mi?
en-tr
Tom saw Mary's name on the list and added his.
Tom Mary'nin ismini listede gördü ve kendininkini ekledi.
en-tr
I'll give you one more shot.
Sana bir atış daha yapacağım.
en-tr
Tom spent three weeks in Australia last month.
Tom geçen ay Avustralya'da üç hafta geçirdi.
en-tr
I'll let you deal with this.
Bunu halletmene izin vereceğim.
en-tr
We need to get Tom to the hospital right away.
Tom'u hemen hastaneye götürmeliyiz.
en-tr
I'll let you do the cooking.
Yemek yapmana izin vereceğim.
en-tr
You're very methodical, aren't you?
Çok düzenlisin, değil mi?
en-tr
Tom left thirty minutes before the party ended.
Tom, parti bitmeden otuz dakika önce ayrıldı.
en-tr
You're very particular, aren't you?
Çok özelsin, değil mi?
en-tr
Tom and Mary have the same color socks on today.
Tom ve Mary'nin bugün aynı renk çorapları var.
en-tr
I'll let you try that again.
Bunu tekrar denemenize izin vereceğim.
en-tr
Tom hasn't yet told Mary what's going to happen.
Tom henüz Mary'ye ne olacağını söylemedi.
en-tr
I'll show you around Boston.
Sana Boston'u gezdireceğim.
en-tr
You really are gullible, aren't you?
Gerçekten çok safsın, değil mi?
en-tr
You're a very lucky guy, aren't you?
Çok şanslı bir insansın, değil mi?
en-tr
Tom and Mary sat at a table for two near the window.
Tom ve Mary pencerenin yanında iki kişilik bir masaya oturdular.
en-tr
I'll tell you when to leave.
Ne zaman ayrılacağını söyleyeceğim.
en-tr
You're going to miss me, aren't you?
Beni özleyeceksin, değil mi?
en-tr
Tom didn't seem to want to talk about it anymore.
Tom artık bunun hakkında konuşmak istiyor gibi görünmüyordu.
en-tr
I'll tell you where to stop.
Sana nerede duracağını söyleyeceğim.
en-tr
Tom is having problems with one of his neighbors.
Tom komşularından biriyle sorun yaşıyor.
en-tr
You're on the wrong bus, aren't you?
Yanlış otobüstesin, değil mi?
en-tr
I don't want what happened to me to happen to Tom.
Bana olan şeyin Tom'a olmasını istemiyorum.
en-tr
I'll wake you for breakfast.
Seni kahvaltı için uyandıracağım.
en-tr
You're taller than I am, aren't you?
Sen benden daha uzunsun, değil mi?
en-tr
No one believed us at first.
Kimse önce bize inanmadı.
en-tr
You're wearing my shoes, aren't you?
Benim ayakkabılarımı giyiyorsun, değil mi?
en-tr
Tom and Mary looked like they wanted to be alone together.
Tom ve Mary birlikte yalnız kalmak istiyor gibi görünüyorlardı.
en-tr
Please don't force us to go.
Lütfen bizi gitmek için zorlama.
en-tr
You're being transferred, aren't you?
Transfer ediliyorsun, değil mi?
en-tr
Please show me your ID card.
Lütfen bana kimlik kartını göster.
en-tr
You're being very unfair, aren't you?
Çok insafsız davranıyorsun, değil mi?
en-tr
Tom and Mary have the same last name, but they aren't related to each other.
Tom ve Mary'nin soyadı aynı, ama birbirleriyle akraba değiller.
en-tr
You're doing all you can, aren't you?
Elinden geleni yapıyorsun, değil mi?
en-tr
What's on your desk at home?
Evdeki masanın üstünde ne var?
en-tr
You're in the wrong seat, aren't you?
Yanlış koltuktasın, değil mi?
en-tr
Tom is a creep, isn't he?
Tom bir yaltakçı, değil mi?
en-tr
You're lying to me again, aren't you?
Yine bana yalan söylüyorsun, değil mi?
en-tr
You can use this flashlight.
Bu el fenerini kullanabilirsiniz.
en-tr
You're shorter than I am, aren't you?
Sen benden daha kısasın, değil mi?
en-tr
You were wrong, weren't you?
Sen hatalıydın, değil mi?
en-tr
Tom is a prude, isn't he?
Tom erdemlik taslayan bir kişi, değil mi?
en-tr
You weren't fired, were you?
Kovulmadın, değil mi?
en-tr
You're taking a big risk, aren't you?
Büyük bir risk alıyorsun, değil mi?
en-tr
You're the teacher's pet, aren't you?
Sen öğretmenin gözdesisin, değil mi?
en-tr
Do you know how to play golf?
Golf oynamayı biliyor musun?
en-tr
You're a pretty smart kid, aren't you?
Sen çok zeki bir çocuksun, değil mi?
en-tr
You're a pretty tough kid, aren't you?
Sen çok sert bir çocuksun, değil mi?
en-tr
Do you save money each month?
Her ay para biriktiriyor musun?
en-tr
You're a very fussy eater, aren't you?
Çok telaşlı bir yiyicisin, değil mi?
en-tr
Do you want an extra blanket?
Ekstra battaniye ister misin?
en-tr
You're a very lucky woman, aren't you?
Çok şanslı bir kadınsın, değil mi?
en-tr
You're being hypocritical, aren't you?
İkiyüzlü davranıyorsun, değil mi?
en-tr
You're being unreasonable, aren't you?
Mantıksız davranıyorsun, değil mi?
en-tr
I won't force you to do this.
Seni bunu yapmaya zorlamayacağım.
en-tr
You're dressed too warmly, aren't you?
Çok sıcak bir şekilde giyiniyorsun, değil mi?
en-tr
You're going to need this, aren't you?
Buna ihtiyacın olacak, değil mi?
en-tr