english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
Tom likes to do that, but his mother doesn't.
Tom bunu yapmayı seviyor, ama annesi sevmiyor.
en-tr
Tom couldn't see Mary from where he was sitting.
Tom, Mary'yi oturduğu yerden göremiyordu.
en-tr
Would you rather watch TV or read a book?
Televizyon izlemeyi mi yoksa kitap okumayı mı tercih edersin?
en-tr
Tom will no doubt get better at doing that.
Tom bunu yapmada hiç şüphesiz daha iyi olacak.
en-tr
Tom is able to do that, isn't he?
Tom bunu yapabilir, değil mi?
en-tr
That's most likely the reason Tom isn't here.
Büyük ihtimalle Tom'un burada olmamasının sebebi budur.
en-tr
Tom and Mary are going to play tennis tomorrow.
Tom ve Mary yarın tenis oynayacaklar.
en-tr
Tom and Mary have been spending too much money.
Tom ve Mary çok fazla para harcıyorlar.
en-tr
The people next door asked us to be quieter.
Yan kapı komşumuz daha sessiz olmamızı istedi.
en-tr
Tom and Mary are leaving the day after tomorrow.
Tom ve Mary yarından sonraki gün ayrılacaklar.
en-tr
Tom and Mary are going to get married in October.
Tom ve Mary ekim ayında evlenecekler.
en-tr
Tom is always cheerful, isn't he?
Tom her zaman neşeli, değil mi?
en-tr
What was your favorite toy when you were a child?
Çocukken en sevdiğin oyuncak hangisiydi?
en-tr
Tom and Mary are going to leave tomorrow morning.
Tom ve Mary yarın sabah ayrılacaklar.
en-tr
Tom is still waiting for Mary to make up her mind.
Tom hâlâ Mary'nin karar vermesini bekliyor.
en-tr
Whether we do that or not depends on what Tom wants to do.
Bunu yapıp yapmamamız Tom'un ne yapmak istediğine bağlı.
en-tr
It depends on whether or not Tom wants to do that.
Залежить від того, чи хоче Том це зробити.
en-uk
Whether we go or not depends on whether Tom wants to go.
Gidip gitmememiz Tom'un gitmek isteyip istemediğine bağlı.
en-tr
Tom and Mary are currently working on that problem.
Tom ve Mary şu anda o sorun üzerinde çalışıyorlar.
en-tr
Tom and Mary are probably halfway to Boston by now.
Tom ve Mary şu an muhtemelen Boston’a yarı yoldadır.
en-tr
Do you enjoy going on picnics?
Piknik yapmaktan zevk alır mısınız?
en-tr
Tom is asleep upstairs, isn't he?
Tom üst katta uyuyor, değil mi?
en-tr
Tom is behind schedule, isn't he?
Tom programın gerisinde, değil mi?
en-tr
Do you like your part-time job?
Yarı zamanlı işini seviyor musun?
en-tr
Mary was Tom's girlfriend when he was in high school.
Mary, lisede iken Tom'un kız arkadaşıydı.
en-tr
What vegetable do you like best?
En çok hangi sebzeyi seviyorsun?
en-tr
Tom pointed out that I had forgotten to sign my name.
Tom, adımı imzalamayı unuttuğumu belirtti.
en-tr
About how many stamps do you have?
Yaklaşık kaç tane pulun var?
en-tr
Do you think Tom would teach me how to play the mandolin?
Tom'un bana mandolin çalmayı öğreteceğini düşünüyor musun?
en-tr
I like to go skiing with my cousin.
Kuzenimle kayak yapmaya bayılırım.
en-tr
Tom wanted to talk to Mary about what was going to happen.
Tom, Mary ile ne olacağı hakkında konuşmak istedi.
en-tr
What kind of fish do you like best?
En çok ne tür bir balığı seversin?
en-tr
Tom and Mary managed to sort everything out on their own.
Tom ve Mary her şeyi kendi başlarına halletmeyi başardılar.
en-tr
Tom is doing OK so far, isn't he?
Tom şu ana kadar iyi gidiyor, değil mi?
en-tr
I don't like traveling with my family.
Я не люблю подорожувати разом із сім'єю.
en-uk
As usual, Tom didn't do his homework until the last minute.
Her zamanki gibi, Tom ev ödevini son dakikaya kadar yapmadı.
en-tr
It's been a long time since Tom and I've done that together.
Tom ve ben bunu birlikte yaptığımızdan beri uzun zaman oldu.
en-tr
Tom is doing something, isn't he?
Tom bir şey yapıyor, değil mi?
en-tr
Tom's parents were disappointed when they saw his test score.
Tom'un ebeveynleri onun test puanını gördüklerinde hayal kırıklığına uğradılar.
en-tr
Tom is doing very well, isn't he?
Tom çok iyi yapıyor, değil mi?
en-tr
Do you like to go shopping with your mother?
Annenle alışverişe gitmeyi sever misin?
en-tr
Would you rather play volleyball or watch it?
Voleybol oynamayı mı, seyretmeyi mi tercih edersin?
en-tr
You're the only one here who thinks Tom is a nice guy, aren't you?
Burada Tom'un iyi bir adam olduğunu düşünen tek kişi sensin, değil mi?
en-tr
Although French isn't Tom's native language, he speaks it quite well.
Fransızca Tom'un ana dili olmasa da, oldukça iyi konuşuyor.
en-tr
The scent of tobacco cologne brought back memories of Tom's visits to his grandfather's.
Tütün kolonyasının kokusu dedesinin evini ziyaret ettiği zamanlara dair Tom'un hatıralarını canlandırdı.
en-tr
Whenever Tom hears that song, it brings back memories of his days in Boston.
Tom bu şarkıyı ne zaman duysa Boston'daki günleri hatırına gelir.
en-tr
This song brings me back to my childhood.
Bu şarkı beni çocukluğuma götürüyor.
en-tr
The way our relational memory works is very interesting.
İlişkisel hafızamızın çalışma biçimi çok ilginç.
en-tr
I'm hard of hearing in one ear.
Bir kulağım iyi duymuyor.
en-tr
I've done that quite a bit.
Bunu biraz yaptım.
en-tr
I don't know who Tom sold his car to.
Tom'un arabasını kime sattığını bilmiyorum.
en-tr
I don't know who Tom gave his bicycle to.
Я не знаю, кому Том віддав свого ровера.
en-uk
There's going to be trouble here. Be on guard.
Burası karışacak, vaziyet alın.
en-tr
What problems did you run into?
Ne tür problemlerle karşılaştın?
en-tr
Tom worked from sunup to sundown.
Tom sabahtan akşama kadar çalıştı.
en-tr
We apologize for Tom's rudeness.
Tom'un kabalığı için özür dileriz.
en-tr
I wish I could've stayed in Boston longer.
Boston'da daha uzun kalabilmeyi isterdim.
en-tr
I'll be in my room if you need me.
Bana ihtiyacın olursa odamdayım.
en-tr
Scratch that idea.
Salla o fikri.
en-tr
We're out of pickles.
Turşumuz bitti.
en-tr
Can you buy some more pickles?
你能再买点儿泡黄瓜吗?
en-zh
Thanks, I'll update the information.
Teşekkürler, bilgiyi güncelleyeceğim.
en-tr
There can be peace in this house.
Bu evde barış olabilir.
en-tr
Those fish aren't fit to eat.
O balıklar yemeye uygun değil.
en-tr
Don't make spears out of the junk in the backyard.
Arka bahçedeki çöplerden mızrak yapma.
en-tr
We don't know why Tom had to leave?
Tom'un neden ayrılmak zorunda olduğunu bilmiyoruz.
en-tr
I really love doing that.
Bunu yapmayı gerçekten seviyorum.
en-tr
There is still a part of me that loves her.
Hâlâ bir yanım onu seviyor.
en-tr
Tom has a black 'Stang.
Tom'un siyah bir Mustang'i var.
en-tr
Tom's new car is a pussy magnet.
Tom'un yeni arabası kedileri üstüne çekiyor.
en-tr
Tom is a five-figure donor to the Tatoeba Project.
Tom Tatoeba Projesine on binin üstünde bir tutarda bağış yaptı.
en-tr
Tom made a six-figure donation to help the earthquake victims in Boston.
Tom Boston'daki deprem mağdurlarına yüz binin üstünde bir tutarda bağış yaptı.
en-tr
Tom Goodman donates thousands of dollars to charities each year. He really lives up to his name.
Her yıl yardım kuruluşlarına binlerce dolarlık bağışta bulunan Tom Goodman gerçekten adının hakkını veriyor.
en-tr
"What about Tom?" "What about him?"
"Peki ya Tom?" "Ne olmuş Tom'a?"
en-tr
What kind of books don't you like?
你不喜欢哪种书?
en-zh
What kind of books do you not like?
Ne tür kitapları sevmezsin?
en-tr
No wonder Tom was mad.
Tom'un kızgın olduğuna şaşmamalı.
en-tr
Tom is a bit old fashioned.
Том трохи старомодний.
en-uk
Tom is going to be mad, isn't he?
Tom çıldıracak, değil mi?
en-tr
Why don't you call Tom again?
Neden Tom'u tekrar aramıyorsun?
en-tr
Tom is going to escape, isn't he?
Tom kaçacak, değil mi?
en-tr
You can't just let Tom do that.
Tom'un bunu yapmasına izin veremezsin.
en-tr
Tom is going to prison, isn't he?
Tom hapishaneye gidiyor, değil mi?
en-tr
How much do you think Tom makes?
Sence Tom ne kadar kazanıyor?
en-tr
Tom is going to resign, isn't he?
Tom istifa edecek, değil mi?
en-tr
May I offer a suggestion?
Bir öneride bulunabilir miyim?
en-tr
Perhaps you've heard of me.
Belki beni duymuşsundur.
en-tr
The sooner I do that, the better.
Ne kadar erken yaparsam o kadar iyi olur.
en-tr
Tom said he always carried a gun.
Tom her zaman bir silah taşıdığını söyledi.
en-tr
I want you to tell me what needs to be done.
Ne yapılması gerektiğini bana söylemeni istiyorum.
en-tr
Somehow Tom managed to get away with it.
Bir şekilde Tom ondan kurtulmayı başardı.
en-tr
Tom dropped by to see how you were doing.
Tom, nasıl olduğunu görmek için uğradı.
en-tr
Tom's mother spanked him.
Tom'un annesi ona şaplak attı.
en-tr
Tom's mother yelled at him.
Tom'un annesi ona bağırdı.
en-tr
Tom showed up at the party dressed as a pirate.
Tom korsan olarak giyinmiş olarak partide ortaya çıktı.
en-tr
Tom baked the cake and Mary iced it.
Tom pastayı pişirdi ve Mary onu şekerle kapladı.
en-tr
I expected to be home by 2:30.
2.30'a kadar evde olmayı beklemiştim.
en-tr
There was a horrible accident on Park Street yesterday afternoon.
Dün öğleden sonra Park Caddesi'nde korkunç bir kaza oldu.
en-tr
The stew that Tom made last night tasted horrible.
Tom'un dün gece yaptığı güveç iğrençti.
en-tr
Why didn't Mary go?
Mary neden gitmedi?
en-tr