english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
This is the first time that I've heard that.
Bunu ilk duyuşum.
en-tr
This is the first time that I've baked a cake.
Bu ilk kek pişirişim.
en-tr
This is the first time that I've ever seen anyone do that.
Bunu birisinin yaptığını ilk görüşüm.
en-tr
This is the first time that I've heard about it.
Bunu ilk kez duyuyorum.
en-tr
This is the first time that we've ever talked about this, isn't it?
Biz ilk kez bunun hakkında konuştuk, değil mi?
en-tr
Tom says this is the first time that he's tried to do that.
Tom, bunu ilk kez denediğini söylüyor.
en-tr
Was that the first time that Tom kissed Mary?
Tom Mary'yi ilk kez mi öptü?
en-tr
This isn't the first time that this has happened to us.
Bu bizim başımıza ilk kez gelmedi.
en-tr
When was the first time that you did that?
Onu ilk kez ne zaman yaptın?
en-tr
When was the first time that you saw snow?
Karı ilk kez ne zaman gördünüz?
en-tr
Sami started coughing.
Sami öksürmeye başladı.
en-tr
Sami was telling the truth.
Sami doğruyu söylüyordu.
en-tr
I'm sorry that I was late.
Geç kaldığım için üzgünüm.
en-tr
Tom says he's sorry he caused you trouble.
Tom, başına iş açtığı için üzgün olduğunu söylüyor.
en-tr
I'm sorry that I brought it up.
Konuyu açtığım için üzgünüm.
en-tr
I'm sorry that I called you names.
Sana kötü sözler söylediğim için üzgünüm.
en-tr
I'm sorry that I got you into this.
Seni bu işe bulaştırdığım için üzgünüm.
en-tr
I'm sorry that I hit you.
Sana vurduğum için üzgünüm.
en-tr
I'm sorry that I stepped on your foot.
Ayağına bastığım için üzgünüm.
en-tr
I'm sorry that I was so mean.
Bu kadar cimri olduğum için üzgünüm.
en-tr
I'm sorry that I'm such a huge disappointment to you.
Senin için böylesine büyük bir hayal kırıklığı olduğum için üzgünüm.
en-tr
You'll be sorry that you did that.
Onu yaptığına pişman olacaksın.
en-tr
Tom is sorry that he got caught.
Tom yakalandığı için üzgün.
en-tr
I'm sorry that it took so long.
Çok uzun sürdüğü için üzgünüm.
en-tr
I doubt Tom would ever consider leaving his wife.
Tom'un şu ana kadar karısını terk etmeyi düşündüğünden şüpheliyim.
en-tr
I'm going to Australia to see Tom.
Avustralya'ya Tom'u görmeye gidiyorum.
en-tr
I can't go to Australia with you because I don't have enough money.
Yeterli param olmadığı için seninle Avustralya'ya gidemem.
en-tr
I wonder whether Tom will be in Australia next year.
Tom'un gelecek yıl Avustralya’da olup olmayacağını merak ediyorum.
en-tr
I came to Australia in 2013.
Я приїхав до Австралії у 2013.
en-uk
I bought this in Australia three weeks ago.
Bunu üç hafta önce Avustralya'da aldım.
en-tr
I'd hoped to see Tom in Australia.
Avustralya’da Tom’u görmeyi umuyordum.
en-tr
How old were you when your family moved to Australia?
Ailen Avustralya'ya taşındığında sen kaç yaşındaydın?
en-tr
How many times did you go to Australia when you were in high school?
Lisedeyken kaç kez Avustralya'ya gittin?
en-tr
Some people are put on this earth to serve as a warning to others.
Bazı insanların bu dünyadaki varoluş amacı başkalarına ibret olmaktır.
en-tr
You should assume Tom already knows about the problem.
Tom'un sorunu zaten bildiğini farz etmelisin.
en-tr
You should assume email messages aren't private.
E-posta mesajlarının mahrem olmadığını farz ederek hareket etmelisiniz.
en-tr
Tom assumed Mary would have the work finished by the time he arrived.
Tom, o gelmeden önce Mary'nin işi bitirteceğini farz ediyor.
en-tr
I assume Tom doesn't have that many friends.
Tom'un çok arkadaşı olduğunu sanmıyorum.
en-tr
I assume Tom and Mary will get married.
Sanırım Tom ve Mary evlenecek.
en-tr
Everybody assumed Tom was Canadian.
Усі подумали, що Том канадієць.
en-uk
Everybody assumed Tom was guilty.
Herkes Tom'un suçlu olduğunu zannetti.
en-tr
I assume that you've heard about what happened to Tom.
Sanırım Tom'a ne olduğunu duydun.
en-tr
I assume that you've talked to Tom.
Sanırım Tom'la konuştun.
en-tr
I assumed that Tom had paid the bill.
Tom'un faturayı ödediğini sanıyordum.
en-tr
We assumed that Tom was alone.
Tom'un yalnız olduğunu varsaydık.
en-tr
I assumed that Tom was Mary's boyfriend.
Я припустила, що Том — хлопець Мері.
en-uk
I assumed that Tom was your boyfriend.
Tom'un erkek arkadaşın olduğunu sandım.
en-tr
I had assumed that Tom would be here today.
Tom'un bugün burada olacağını sanmıştım.
en-tr
I assumed that Tom would be here today.
Tom'un bugün burada olacağını sandım.
en-tr
I assumed that you and Tom were planning to come.
Senin ve Tom'un gelmeyi planladığınızı sandım.
en-tr
I assumed that you wouldn't want to do that.
Bunu yapmak istemeyeceğini sandım.
en-tr
What program are you watching?
Hangi programı seyrediyorsun?
en-tr
Sami noticed Layla's paranoid actions.
Sami, Leyla'nın paranoyak davranışlarını fark etti.
en-tr
Sami gave Layla two option.
Sami Leyla'ya iki seçenek sundu.
en-tr
Sami's front door was locked.
Sami'nin ön kapısı kilitliydi.
en-tr
Tom assumes that Mary will be willing to help with the bake sale.
Tom, Mary'nin fırın satışında yardım etmeye istekli olacağını farz ediyor.
en-tr
I figured that you'd be dealing with it.
Bununla ilgileneceğini düşündüm.
en-tr
I figured that you'd tell me when you wanted to.
İstediğin zaman bana söyleyeceğini düşündüm.
en-tr
How much money do you think that you'll spend in Boston?
Sence Boston'da ne kadar para harcarsın?
en-tr
Sami's air conditioning is broken.
Saminin kliması bozuk
en-tr
Sami didn't say no.
Sami hayır demedi.
en-tr
Sami is going to be fired.
Sami kovulacak.
en-tr
I assume that we're doing a pretty good job since no one has complained.
Hiç kimse şikayet etmediği için oldukça iyi bir iş yaptığımızı farz ediyorum.
en-tr
I assume that we're doing a pretty good job since nobody has complained.
Hiç kimse şikayet etmediği için oldukça iyi bir iş yaptığımızı farz ediyorum.
en-tr
I assume we're doing a pretty good job since nobody has complained.
Hiç kimse şikayet etmediği için oldukça iyi bir iş yaptığımızı farz ediyorum.
en-tr
I assume that this was Tom's idea.
Bunun Tom'un fikri olduğunu farz ediyorum.
en-tr
I assume that Tom was kidding.
Tom'un şaka yaptığını farz ediyorum.
en-tr
Let's assume that Tom won't be here on time.
Tom'un zamanında burada olmayacağını farz edelim.
en-tr
I assume that you have some information about this.
Sanırım bu konuda biraz bilgin var.
en-tr
I assume that you know why I'm here.
Neden burada olduğumu bildiğini sanıyorum.
en-tr
I assume that you must be a close friend of Tom's.
Herhâlde Tom'un yakın arkadaşısınız.
en-tr
I assume that you wouldn't want to do that?
Bunu yapmak istemeyeceğini farz ediyorum.
en-tr
I assume that you'll be paying me in cash.
Herhâlde parayı bana nakit olarak ödeyeceksin.
en-tr
Let's assume that you're right.
Haklı olduğunu farz edelim.
en-tr
I think Tom has gone to Australia.
Sanırım Tom Avustralya'ya gitti.
en-tr
I think that Tom has gone to Australia.
Sanırım Tom Avustralya'ya gitti.
en-tr
Did you know Tom is in Australia now?
Tom'un şimdi Avustralya'da olduğunu biliyor muydun?
en-tr
I told Tom I wanted to go to Australia with him.
Tom'a onunla Avustralya'ya gitmek istediğimi söyledim.
en-tr
I told Tom that I wanted to go to Australia with him.
Tom'a onunla Avustralya'ya gitmek istediğimi söyledim.
en-tr
I thought Tom wasn't in Australia.
Tom Avustralya'da değil diye biliyordum.
en-tr
I love the fact Tom is back in Australia.
Tom'un Avustralya'ya dönmüş olmasından çok memnunum.
en-tr
How did you go to Australia?
Avustralya'ya nasıl gittin?
en-tr
How many days did you stay in Australia?
Avustralya'da kaç gün kaldınız?
en-tr
I know why Tom stayed in Australia.
Tom'un neden Avustralya'da kaldığını biliyorum.
en-tr
How long have you been staying in Australia?
Ne kadar zamandır Avustralya'da kalıyorsun?
en-tr
I know why Tom went to Australia.
Tom'un neden Avustralya'ya gittiğini biliyorum.
en-tr
I went to Australia to see Tom.
Tom'u görmek için Avustralya'ya gittim.
en-tr
I know why Tom is in Australia.
Tom'un neden Avustralya'da olduğunu biliyorum.
en-tr
Everyone wanted to go to Australia.
Herkes Avustralya'ya gitmek istedi.
en-tr
Everybody wanted to go to Australia.
Herkes Avustralya'ya gitmek istedi.
en-tr
Do you remember the first time that we went to Australia together?
İlk kez Avustralya'ya gidişimizi hatırlıyor musun?
en-tr
Sami is in jail now.
Sami şu anda hapishanede.
en-tr
I know Tom is in Australia.
Tom'un Avustralya'da olduğunu biliyorum.
en-tr
I know that Tom is in Australia.
Tom'un Avustralya'da olduğunu biliyorum.
en-tr
I know Tom visited Australia.
Tom'un Avustralya'ya gittiğini biliyorum.
en-tr
I know that Tom visited Australia.
Tom'un Avustralya'ya gittiğini biliyorum.
en-tr
I know Tom is in Australia now.
Tom'un şu anda Avustralya'da olduğunu biliyorum.
en-tr
I know that Tom is in Australia now.
Tom'un şu anda Avustralya'da olduğunu biliyorum.
en-tr
I know Tom didn't visit Australia.
Tom'un Avustralya'ya gitmediğini biliyorum.
en-tr
I know that Tom didn't visit Australia.
Tom'un Avustralya'ya gitmediğini biliyorum.
en-tr