english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
It isn't that I'm not interested. | İlgilenmediğimden değil. | en-tr |
It isn't that far from here. | Воно не так вже й далеко звідси. | en-uk |
It isn't that at all. | Hiç alakası yok. | en-tr |
It's not something that I can miss. | Bu gözümden kaçacak bir şey değil. | en-tr |
It isn't something that I can miss. | Bu gözümden kaçacak bir şey değil. | en-tr |
It isn't something I can miss. | Bu gözümden kaçacak bir şey değil. | en-tr |
It isn't polite to speak with your mouth full. | Ağzın doluyken konuşmak kibar değil. | en-tr |
It isn't raining yet. | Henüz yağmur yağmıyor. | en-tr |
It isn't safe at night around here. | Bu civarda gece güvenli değildir. | en-tr |
It isn't safe to drink that water. | O suyu içmek güvenli değil. | en-tr |
It isn't safe to split up. | Ayrılmamız tehlikeli olur. | en-tr |
We're not quite finished. | Pek bitirmiş sayılmayız. | en-tr |
It isn't our fault, is it? | Bizim suçumuz değil, değil mi? | en-tr |
It's not our fault, is it? | Bizim suçumuz değil, değil mi? | en-tr |
It isn't natural. | Doğal değil. | en-tr |
It isn't much of a surprise, is it? | Bu pek sürpriz sayılmaz, değil mi? | en-tr |
It isn't mine to give away. | Bu benim değil ki vereyim. | en-tr |
It's not just my problem. | O sadece benim sorunum değil. | en-tr |
It isn't important what my name is. | Adımın ne olduğu önemli değil. | en-tr |
It isn't hard to see why you don't like Tom. | Tom'dan neden hoşlanmadığını anlamak zor değil. | en-tr |
It isn't good for my heart. | Kalbime iyi gelmiyor. | en-tr |
It isn't going to change. | Це не зміниться. | en-uk |
It isn't going to be that hard. | O kadar zor olmayacak. | en-tr |
It's not going to be that hard. | O kadar zor olmayacak. | en-tr |
It isn't going bite you. | Seni ısırmaz. | en-tr |
Sami didn't see anyone. | Sami kimseyi görmedi. | en-tr |
Sami went back to his room. | Sami odasına geri döndü. | en-tr |
Sami didn't understand anything. | Sami hiçbir şey anlamadı. | en-tr |
Sami didn't go outside. | Sami dışarı çıkmadı. | en-tr |
Sami found his dog sitting there. | Sami köpeğini orada otururken buldu. | en-tr |
It isn't from me. | O benden değil. | en-tr |
It isn't for sale. | O satılık değil. | en-tr |
It isn't far to Boston. | Boston'a uzak değil. | en-tr |
That's how you apply for a job. | İşe böyle başvurursun. | en-tr |
Tom stayed in Australia a long time. | Tom uzun süre Avustralya'da kaldı. | en-tr |
Everybody is singing. | Herkes şarkı söylüyor. | en-tr |
What you're suggesting is simply ridiculous. | Önerdiğin şey çok saçma. | en-tr |
It isn't as easy as many people think. | Birçok insanın düşündüğü kadar kolay değil. | en-tr |
It's not as easy as many people think. | Birçok insanın düşündüğü kadar kolay değil. | en-tr |
It isn't all that complicated. | O kadar da karmaşık değil. | en-tr |
It isn't a problem, is it? | Sorun değil, değil mi? | en-tr |
It's not likely Tom will come. | Tom'un gelmesi pek olası değil. | en-tr |
It's not likely that Tom will come. | Tom'un gelmesi pek olası değil. | en-tr |
It isn't likely Tom will come. | Tom'un gelmesi pek olası değil. | en-tr |
It isn't likely that Tom will come. | Tom'un geleceği yok. | en-tr |
It's not raining now. | Şimdi yağmur yağmıyor. | en-tr |
Sami didn't steal anything. | Sami hiçbir şey çalmadı. | en-tr |
Sami's life wasn't as bad as Layla's. | Sami'nin hayatı Leyla'nınki kadar kötü değildi. | en-tr |
Sami tried to steal Layla's shoes. | Sami Leyla'nın ayakkabılarını çalmaya çalıştı. | en-tr |
I promise you that I'll never leave you. | Seni asla terk etmeyeceğime sana söz veriyorum. | en-tr |
I promise you that I won't ever leave you. | Seni asla terk etmeyeceğime sana söz veriyorum. | en-tr |
Layla's face was pretty and feminine. | Layla'nın yüzü tatlı ve kadınsıydı. | en-tr |
Sami will help Layla. | Sami Leyla'ya yardım edecek. | en-tr |
Will you promise me you'll never leave me? | Beni hiçbir zaman terk etmeyeceğine söz verir misin? | en-tr |
I promise that I'll do that before the end of the month. | Bunu ay sonundan önce yapacağıma söz veriyorum. | en-tr |
Will you promise me that you'll never leave me? | Beni hiçbir zaman terk etmeyeceğine söz verir misin? | en-tr |
Tom didn't help Mary wash her car like he promised. | Tom söz verdiği gibi Mary'nin arabasını yıkamasına yardım etmedi. | en-tr |
Tom is afraid of heights, isn't he? | Tom'un yükseklik korkusu var, değil mi? | en-tr |
Tom does everything by himself. | Tom her işini kendi görüyor. | en-tr |
This is who I am. Take me or leave me. | Ben buyum, işine gelirse. | en-tr |
Tom loves beans and rice. | Tom pilav üstü kuruya bayılır. | en-tr |
My alarm went off at 6:30, but I didn't get out of bed until 7:00. | Alarmım saat 6.30'da çaldı ama saat 7'ye kadar yataktan kalkmadım. | en-tr |
Sami worked for this company. | Sami bu şirkette çalıştı. | en-tr |
Don't talk behind my back. | Arkamdan dedikodumu yapmayın. | en-tr |
Tom hid under the covers. | Tom örtünün altına saklandı. | en-tr |
Tom hid himself in the closet. | Tom dolaba saklandı. | en-tr |
I didn't hear anyone singing. | Kimsenin şarkı söylediğini duymadım. | en-tr |
I didn't hear anybody singing. | Kimseyi şarkı söylerken duymadım. | en-tr |
Sami was a server. | Sami garsondu. | en-tr |
Sami was sitting at the park. | Sami parkta oturuyordu. | en-tr |
Sami didn't drink anything. | Sami hiçbir şey içmedi. | en-tr |
I'm happy I'm not the boss. | Patron olmadığım için mutluyum. | en-tr |
Sami did whatever he wanted to do. | Sami ne istediyse yaptı. | en-tr |
Sami didn't cry. | Sami ağlamadı. | en-tr |
Sami was only sixteen years old. | Sami sadece on altı yaşındaydı. | en-tr |
Sami started noticing this. | Sami bunu fark etmeye başladı. | en-tr |
Tom is a man of many parts. | Tom'un on parmağında on marifet var. | en-tr |
Which man-made structures are visible from space? | Uzaydan görünen insan yapımı eserler nelerdir? | en-tr |
"Which man-made structures are visible from space?" "It depends on your definition of space." | "Uzaydan görünen insan yapımı eserler nelerdir?" "Uzay ile ne kastettiğine bağlı." | en-tr |
I didn't even know Tom was a Canadian. | Tom'un Kanadalı olduğunu bilmiyordum bile. | en-tr |
I didn't even know that Tom was a Canadian. | Tom'un Kanadalı olduğunu bilmiyordum bile. | en-tr |
Sami couldn't charge his camera. | Sami fotoğraf kamerasını şarj edemedi. | en-tr |
Sami was so naive. | Sami çok naifti. | en-tr |
Sami was still walking. | Sami hala yürüyordu. | en-tr |
Sami is drinking the water. | Sami suyu içiyor. | en-tr |
Sami needs to subscribe. | Sami abone olmalıdır. | en-tr |
Sami has never met Layla in person. | Sami, Leyla ile şahsen hiç tanışmadı. | en-tr |
Sami deleted the video. | Sami videoyu sildi. | en-tr |
Sami will delete the video. | Sami videoyu silecek. | en-tr |
Sami will not be silenced. | Sami susturulmayacak. | en-tr |
Sami gave Layla her money back. | Sami Leyla'ya parasını iade etti. | en-tr |
Sami knows you're watching this. | Sami senin bunu izlediğini biliyor. | en-tr |
Tom told me he thought that Mary was unbeatable. | Tom bana Mary'nin yenilmez olduğunu düşündüğünü söyledi. | en-tr |
Tom told me he thought that Mary was single. | Tom bana Mary'nin bekar olduğunu düşündüğünü söyledi. | en-tr |
It was obvious Tom was lying. | Tom'un yalan söylediği belliydi. | en-tr |
I hope you'll follow my advice. | Umarım tavsiyeme uyarsın. | en-tr |
I hope that you'll follow my advice. | Umarım tavsiyeme uyarsın. | en-tr |
I believe I did the right thing. | Doğru şeyi yaptığıma inanıyorum. | en-tr |
I'm afraid there's a problem. | Korkarım bir sorun var. | en-tr |
I don't think that it's necessary. | Gerekli olduğunu sanmıyorum. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.