english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
I'm convinced that Tom can't do that. | Tom'un onu yapamayacağına kaniyim. | en-tr |
Tom is going to be at home tomorrow. | Tom yarın evde olacak. | en-tr |
Tom is cleaning his room, isn't he? | Tom odasını temizliyor, değil mi? | en-tr |
It's been three years since I last saw you. | Seni en son gördüğümden beri üç yıl oldu. | en-tr |
Tom is going to be down in a minute. | Tom bir dakika içinde aşağı inecek. | en-tr |
Is it legal to hunt kangaroos in Australia? | Avustralya'da kanguru avlamak yasal mıdır? | en-tr |
Tom is coming for dinner, isn't he? | Tom akşam yemeği için geliyor, değil mi? | en-tr |
I really should've stayed in Boston longer. | Aslında Boston'da daha uzun kalmam gerekirdi. | en-tr |
Tom and his brothers grew up in the Boston area. | Tom ve erkek kardeşleri Boston bölgesinde büyüdüler. | en-tr |
"What's today's date?" "It's October 20th." | "Bugünün tarihi ne?" "20 Ekim." | en-tr |
Tom is coming right back, isn't he? | Tom hemen geri geliyor, değil mi? | en-tr |
I wanted to stay in Boston with my family. | Ailemle Boston'da kalmak istedim. | en-tr |
Tom is going to be thirty this year. | Tom bu sene otuz yaşında olacak. | en-tr |
I put the milk back into the refrigerator. | Sütü buzdolabına geri koydum. | en-tr |
Tom and Mary seem to enjoy talking to each other. | Tom ve Mary birbirleriyle konuşmaktan keyif alıyor gibi görünüyorlar. | en-tr |
In 2013, I moved from Boston to Chicago. | 2013'te Boston'dan Chicago'ya taşındım. | en-tr |
Tom knocked on my door in the middle of the night. | Tom gecenin ortasında kapımı çaldı. | en-tr |
Tom is determined to win, isn't he? | Tom kazanmakta kararlı, değil mi? | en-tr |
I've got to get back home before Monday. | Pazartesiden önce eve geri dönmek zorundayım. | en-tr |
We're going to give Tom an opportunity to do that. | Tom'a onu yapma fırsatı vereceğiz. | en-tr |
Tom is going to come this afternoon. | Tom bu öğleden sonra gelecek. | en-tr |
How did you know exactly what Tom was going to say? | Tom'un ne söyleyeceğini tam olarak nasıl bildin? | en-tr |
Your French pronunciation is excellent. | Fransızca telaffuzun mükemmel. | en-tr |
Tom is doing a great job, isn't he? | Tom harika bir iş çıkarıyor, değil mi? | en-tr |
Try doing that if you aren't afraid to. | Eğer korkmuyorsan onu yapmaya çalış. | en-tr |
The police didn't find any weapons in Tom's garage. | Polis, Tom'un garajında hiç silah bulmadı. | en-tr |
It won't be easy to solve this problem. | Bu sorunu çözmek kolay olmayacak. | en-tr |
Tom is going to come this week, too. | Tom da bu hafta gelecek. | en-tr |
I don't know anything about children. | Çocuklar hakkında hiçbir şey bilmiyorum. | en-tr |
I told Tom about Boston. | Я розповів Тому про Бостон. | en-uk |
Tom is pretty sneaky. | Том доволі хитродупий. | en-uk |
Tom is pretty reserved. | Tom oldukça ağzı sıkıdır. | en-tr |
I told Tom where I was born. | Tom'a nerede doğduğumu söyledim. | en-tr |
I'm a bad loser. | Yenilgiyi hazmedemiyorum. | en-tr |
I know why you're happy. | Я знаю, чому ти щаслива. | en-uk |
Sami went back into the room. | Sami odaya geri döndü. | en-tr |
Sami kept saying this. | Sami bunu söylemeye devam etti. | en-tr |
Sami isn't Egyptian. | Sami Mısırlı değil. | en-tr |
Sami told Layla a short story. | Sami Leyla'ya kısa bir hikaye anlattı. | en-tr |
Sami didn't apologize. | Sami özür dilemedi. | en-tr |
I wish that I could be convinced otherwise. | Aksine ikna olabilmeyi isterdim. | en-tr |
Sami doesn't want this. | Sami bunu istemiyor. | en-tr |
Tom told me that he's not going to do that anymore. | Tom bunu artık yapmayacağını söyledi. | en-tr |
Tom told me that he isn't going to do that anymore. | Tom bunu artık yapmayacağını söyledi. | en-tr |
Tom told me that he knew Mary. | Tom bana Mary'yi bildiğini söyledi. | en-tr |
Tom told me that he knows Mary. | Tom bana Mary'yi tanıdığını söyledi. | en-tr |
Tom told me that he isn't hungry. | Tom bana aç olmadığını söyledi. | en-tr |
Tom told me that he was a doctor. | Tom bana doktor olduğunu söyledi. | en-tr |
Tom told me that he wanted to die. | Tom bana ölmek istediğini söyledi. | en-tr |
Tom told me that he was an artist. | Tom bana bir sanatçı olduğunu söyledi. | en-tr |
Tom told me that he had a headache. | Başı ağrıyormuş, Tom öyle söyledi bana. | en-tr |
Tom told me that he had no regrets. | Tom bana hiç pişmanlık duymadığını söyledi. | en-tr |
Tom told me that he knew the rules. | Tom bana kuralları bildiğini söyledi. | en-tr |
Tom told me that he wasn't in pain. | Tom bana ağrı çekmediğini söyledi. | en-tr |
Tom told me that he didn't eat meat. | Tom bana et yemediğini söyledi. | en-tr |
Tom told me that he got there first. | Tom bana oraya önce kendisinin vardığını söyledi. | en-tr |
Tom told me that he knows the rules. | Tom bana kuralları bildiğini söyledi. | en-tr |
Tom told me that he liked the movie. | Tom bana filmi sevdiğini söyledi. | en-tr |
Tom told me that he was from Boston. | Tom bana Bostonlu olduğunu söyledi. | en-tr |
Tom told me that he couldn't breathe. | Tom bana nefes alamadığını söyledi. | en-tr |
Tom told me that he did that for you. | Tom bana bunu senin için yaptığını söyledi. | en-tr |
Tom told me that he doesn't eat meat. | Tom bana et yemediğini söyledi. | en-tr |
Tom told me that he wanted me to win. | Tom kazanmamı istediğini söyledi. | en-tr |
Tom told me that he doesn't know Mary. | Tom bana Mary'yi tanımadığını söyledi. | en-tr |
Tom told me that he didn't have a passport. | Tom bana pasaportu olmadığını söyledi. | en-tr |
Sami and Layla were in the same class. | Sami ve Leyla aynı sınıftaydılar. | en-tr |
Sami feels guilty. | Sami suçlu hissediyor. | en-tr |
Sami was talking to multiple girls at once. | Sami aynı anda birden çok kızla konuşuyordu. | en-tr |
Sami and Layla went to middle school together. | Sami ve Leyla ortaokula birlikte gittiler. | en-tr |
Sami is guilty, too. | Sami da suçludur. | en-tr |
Sami is gonna get caught. | Sami ele geçecek. | en-tr |
Sami is going to get caught. | Sami yakalanacak. | en-tr |
Sami is just jealous. | Sami sadece kıskançtır. | en-tr |
Sami kept his mouth shut. | Sami ağzını kapalı tuttu. | en-tr |
Sami is gonna keep his mouth shut. | Sami ağzını kapalı tutacak. | en-tr |
Sami is going to keep his mouth shut. | Sami çenesini kapalı tutacak. | en-tr |
Sami is my friend's ex-boyfriend. | Sami arkadaşımın eski erkek arkadaşı. | en-tr |
Sami was talking to another girl. | Sami başka bir kızla konuşuyordu. | en-tr |
Sami was a thug. | Sami bir hayduttu. | en-tr |
Sami didn't tell anybody else. | Sami başka kimseye anlatmadı. | en-tr |
Sami was loving that attention. | Sami o ilgiyi çok seviyordu. | en-tr |
Sami texts Layla all the time. | Sami her zaman Leyla'ya mesaj atar. | en-tr |
Sami found out that Layla was in fact Farid. | Sami, Leyla'nın aslında Ferit olduğunu açığa çıkardı. | en-tr |
Sami was using some of Layla's pictures. | Sami, Leyla'nın bazı resimlerini kullanıyordu. | en-tr |
Sami knows this girl is Layla. | Sami bu kızın Leyla olduğunu biliyor. | en-tr |
Sami contacted that girl. | Sami o kızla temasa geçti. | en-tr |
Sami doesn't live here. | Sami burada yaşamıyor. | en-tr |
Sami wanted more attention. | Sami daha çok ilgi istiyordu. | en-tr |
Sami said he was good. | Sami kendisinin iyi olduğunu söyledi. | en-tr |
Sami was in the line. | Sami sıradaydı. | en-tr |
Sami was trying to calm down Layla. | Sami, Leyla'yı sakinleştirmeye çalışıyordu. | en-tr |
Sami got up from his table so fast. | Sami masasından çok hızlı kalktı. | en-tr |
Sami called the school security. | Sami okul güvenliğini çağırdı. | en-tr |
Sami's parents were there. | Sami'nin anne ve babası oradaydı. | en-tr |
Sami shouldn't have told anyone about this. | Sami bundan kimseye bahsetmemesi gerekirdi. | en-tr |
Sami didn't deserve to get kicked out. | Sami kovulmayı hak etmedi. | en-tr |
Tom told me that he didn't have much money in the bank. | Tom bana bankada fazla parası olmadığını söyledi. | en-tr |
Tom told me that he'd do that if I did that, too. | Tom, bunu ben yaparsam kendisinin de yapacağını söyledi. | en-tr |
Tom told me that he was going to commit suicide. | Tom bana intihar edeceğini söyledi. | en-tr |
Tom told me that he sells about 300 cars a year. | Tom senede 300 araba sattığını söyledi. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.