english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
I don't think that Tom is angry.
Tom'un kızgın olduğunu düşünmüyorum.
en-tr
I don't think that Tom is rich.
Tom'un zengin olduğunu sanmıyorum.
en-tr
I don't think Tom knows that he's going to be arrested.
Tom'un tutuklanacağını bildiğini sanmıyorum.
en-tr
I don't think that Tom and Mary will ever get back together.
Tom ve Mary'nin hiç birlikte döneceklerini sanmıyorum.
en-tr
I don't think that Tom has met either of Mary's sisters.
Tom'un Mary'nin kız kardeşlerinin herhangi biri ile tanıştığını sanmıyorum.
en-tr
I don't think that I'll be able to pass the examination.
Sınavı geçebileceğimi sanmıyorum.
en-tr
I don't think that Tom knows anything about Australia.
Tom'un Avustralya hakkında bir şey bildiğini sanmıyorum.
en-tr
I don't think that it's important for us to do that.
Bunu yapmamızın önemli olduğunu düşünmüyorum.
en-tr
I lost weight last winter.
Geçen kış kilo verdim.
en-tr
I don't think anybody would want to read this book more than once.
Kimsenin bu kitabı bir kereden fazla okumak isteyeceğini sanmıyorum.
en-tr
I don't think that anybody would want to read this book more than once.
Kimsenin bu kitabı bir kereden fazla okumak isteyeceğini sanmıyorum.
en-tr
I don't think that anyone would want to read this book more than once.
Kimsenin bu kitabı bir kereden fazla okumak isteyeceğini sanmıyorum.
en-tr
I don't think that Tom could do that by himself.
Tom'un bunu kendi başına yapabileceğini sanmıyorum.
en-tr
I don't think anybody noticed what we did.
Herhangi birinin bizim ne yaptığımızı fark ettiğini sanmıyorum.
en-tr
I don't think that anybody noticed what we did.
Herhangi birinin bizim ne yaptığımızı fark ettiğini sanmıyorum.
en-tr
I don't think that anybody can help me anymore.
Artık kimsenin bana bir yardımı dokunabileceğini sanmıyorum.
en-tr
I don't think that anyone noticed what we did.
Herhangi birinin bizim ne yaptığımızı fark ettiğini sanmıyorum.
en-tr
I don't think that anyone can help me anymore.
Artık kimsenin bana bir yardımı dokunabileceğini sanmıyorum.
en-tr
I don't think that I have much longer to live.
Fazla ömrüm kaldığını sanmıyorum.
en-tr
I don't think I like what Tom is doing.
Tom'un yaptığını sevdiğimi sanmıyorum.
en-tr
I don't think that I can get Tom to do that.
Bunu Tom'a yaptırabileceğimi sanmıyorum.
en-tr
I don't think that I can ever be happy here.
Burada hiç mutlu olabileceğimi sanmıyorum.
en-tr
I don't think that I belong here.
Buraya ait olduğumu sanmıyorum.
en-tr
I suspect that Tom is unaware of what's happening in Boston.
Sanırım Tom'un Boston'da olanlardan haberi yok.
en-tr
I suspect that Tom needs to do that sometime this week.
Tom'un bu hafta bir ara bunu yapması gerektiğinden şüpheleniyorum.
en-tr
I suspect Tom has finished doing that by now.
Tom'un şimdiye kadar bunu yapmayı bitirdiğinden şüpheleniyorum.
en-tr
I suspect that Tom has finished doing that by now.
Tom'un şimdiye kadar bunu yapmayı bitirdiğinden şüpheleniyorum.
en-tr
I suspect that Tom won't want to do that with us.
Tom'un bunu bizimle yapmak istemeyeceğinden şüpheleniyorum.
en-tr
I suspect Tom won't wait very much longer.
Tom'un daha fazla beklemeyeceğinden şüpheleniyorum.
en-tr
I suspect Tom is prepared to do that.
Tom'un bunu yapmaya hazır olduğundan şüpheleniyorum.
en-tr
I suspect Tom can do that on his own.
Tom'un bunu kendi başına yapabileceğinden şüpheleniyorum.
en-tr
I suspect that Tom can do that by himself.
Tom'un bunu kendi başına yapabileceğinden şüpheleniyorum.
en-tr
I suspect Tom wasn't really sick.
Tom'un gerçekten hasta olmadığından şüpheleniyorum.
en-tr
I suspected Tom was unhappy.
Tom'un mutsuz olduğundan şüphelendim.
en-tr
I suspected that Tom was unhappy.
Tom'un mutsuz olduğundan şüphelendim.
en-tr
Did you know that Tom bought a condominium?
Tom'un rezidans aldığını biliyor muydun?
en-tr
Sami let the cat in his house.
Sami kediyi evine aldı.
en-tr
Sami wanted to work at Walmart.
Sami Walmart'ta çalışmak istedi.
en-tr
Sami decided to quit smoking weed.
Sami esrar içmeyi bırakmaya karar verdi.
en-tr
Some things you can't change, no matter how unfair they are.
Bazı şeyleri ne kadar adaletsizce de olsalar değiştiremezsin.
en-tr
Sami started to piss.
Sami işemeye başladı.
en-tr
Sami doesn't like this wig.
Sami bu peruğu sevmiyor.
en-tr
Sami was telling that to everybody.
Sami bunu herkese söylüyordu.
en-tr
Sami was seen carrying a Nazi flag.
Sami Nazi bayrağı taşırken görüldü.
en-tr
Tom said I didn't have to do that today.
Tom onu bugün yapmak zorunda olmadığımı söyledi.
en-tr
Didn't you know Tom and I had to do that alone?
Tom'un ve benim bunu yalnız başımıza yapmak zorunda olduğumuzu bilmiyor muydun?
en-tr
You're the only person that I know who owns a gun.
Tanıdığım, silahı olan tek kişi sensin.
en-tr
You're the only person that I know who has ever visited Boston.
Tanıdıklarım içinde Boston'u gidip görmüş bir sen varsın.
en-tr
I know that that isn't how it really is.
Aslında öyle olmadığını biliyorum.
en-tr
I know that that's not how it really is.
Aslında öyle olmadığını biliyorum.
en-tr
I know that isn't how it really is.
Aslında öyle olmadığını biliyorum.
en-tr
You know that isn't true, don't you?
Bunun doğru olmadığını biliyorsun, değil mi?
en-tr
You know that's not true, don't you?
Bunun doğru olmadığını biliyorsun, değil mi?
en-tr
You know that isn't right, don't you?
Bunun doğru olmadığını biliyorsun, değil mi?
en-tr
You know that's not right, don't you?
Bunun doğru olmadığını biliyorsun, değil mi?
en-tr
I don't want anybody to know that I'm rich.
Zengin olduğumu kimsenin bilmesini istemiyorum.
en-tr
I don't want anybody to know I'm rich.
Zengin olduğumu kimsenin bilmesini istemiyorum.
en-tr
I don't want anyone to know I'm rich.
Zengin olduğumu kimsenin bilmesini istemiyorum.
en-tr
I think you know Tom isn't going to do that unless you help him.
Sanırım Tom'un ona yardım etmedikçe bunu yapmayacağını biliyorsun.
en-tr
I think you know that's impossible to do.
Sanırım bunu yapmanın imkansız olduğunu biliyorsun.
en-tr
Tom needs to know we're here.
Тому потрібно знати, що ми тут.
en-uk
It means a lot to me to know you care.
Senin önemsediğini bilmek benim için çok önemli.
en-tr
It means a lot to me to know that you care.
Senin önemsediğini bilmek benim için çok önemli.
en-tr
Tom let me know that he could do that.
Tom bunu yapabildiğini bana bildirdi.
en-tr
Tom let us know he didn't like doing that.
Tom, bunu yapmayı sevmediğini bize bildirdi.
en-tr
I know you're very angry.
Çok kızgın olduğunu biliyorum.
en-tr
I know you're uncomfortable.
Rahatsız olduğunuzu biliyorum.
en-tr
I know you still miss me.
Beni hâlâ özlediğini biliyorum.
en-tr
I know that you aren't really busy.
Gerçekten meşgul olmadığını biliyorum.
en-tr
I know this has been difficult for you.
Bunun senin için zor olduğunu biliyorum.
en-tr
I know that lots of people don't want to do that.
Birçok insanın bunu yapmak istemediğini biliyorum.
en-tr
I know that that means a lot to you.
Bunun senin için çok şey ifade ettiğini biliyorum.
en-tr
I know that that job wasn't easy.
O işin kolay olmadığını biliyorum.
en-tr
I know I'm sometimes obstinate.
Bazen inatçı olduğumu biliyorum.
en-tr
I know I'm a little overweight.
Biraz kilo fazlam olduğunu biliyorum.
en-tr
I know that I'm a little overweight.
Biraz kilo fazlam olduğunu biliyorum.
en-tr
I know I'm conceited.
Kibirli olduğumu biliyorum.
en-tr
I know I may be biased.
Biliyorum. Önyargılı olabilirim.
en-tr
I know I should be in Boston now.
Şu anda Boston'da olmam gerektiğini biliyorum.
en-tr
I know that I should be in Boston now.
Şu anda Boston'da olmam gerektiğini biliyorum.
en-tr
I know I haven't been a very good father.
Çok iyi bir baba olmadığımı biliyorum.
en-tr
We know everything we need to do is on the list.
Yapmamız gereken her şeyin listede olduğunu biliyoruz.
en-tr
I don't like people to know I can't swim.
İnsanların yüzmeyi bilmediğimi öğrenmesi hoşuma gitmiyor.
en-tr
How do you know you aren't mistaking me for somebody else?
Beni başkasıyla karıştırmadığınızı nereden biliyorsunuz?
en-tr
Tom is a very good coach, isn't he?
Tom çok iyi bir antrenör, değil mi?
en-tr
I think you should know that no matter what you do, I'll still love you.
Sanırım, ne yaparsan yap, seni hala seveceğimi bilmelisin.
en-tr
Obviously, Tom is much better than me.
Açıkçası, Tom benden çok daha iyi.
en-tr
I think you should know that whatever happens, I'll still love you.
Sanırım ne olursa olsun seni hâlâ seveceğimi bilmelisin.
en-tr
I pay Tom whatever the amount he asks for.
Tom'a istediği tutarı öderim.
en-tr
I'm trying my best to forget about what we did that day.
O gün yaptığımız şeyi unutmak için elimden geleni yapıyorum.
en-tr
I can only improve if I practice.
Pratik yaparsam sadece geliştirebilirim.
en-tr
Tom is going to fix that, isn't he?
Tom bunu düzeltecek, değil mi?
en-tr
Tom is going to come looking for you.
Tom seni aramaya gelecek.
en-tr
Tom is going to get hurt, isn't he?
Tom incinecek, değil mi?
en-tr
Tom is going to go first, isn't he?
ilk önce Tom gidecek, değil mi?
en-tr
I just came here to have fun.
Sadece buraya eğlenmeye geldim.
en-tr
Tom is going to have fun, isn't he?
Tom eğlenecek, değil mi?
en-tr
Tom is still committed to doing that.
Tom hâlâ bunu yapmaya kararlı.
en-tr
I've got to do a better job.
Daha iyi bir iş yapmalıyım.
en-tr
I'm just going to do my job.
Sadece işimi yapacağım.
en-tr